bir şeyin yokluğunun bizi ayakta tutması

varlığına kavuşulmuş şeylerin varlıklarının, zihnimizde tahayyül ettiğimiz şekilde bir etki yaratmamasıyla ilintili bir durumdur. insana yaşama hevesi veren şey, zihninde ulaşmayı arzu ettiği ve onun için uzakları arşınladığı hayali bir gerçekliktir. aslında insan ömrü boyunca o şeye ulaşmak için çabalasa da ona asla ulaşamaz. ömür o şeye ulaşma yolculuğundan ibarettir. o şey ne kadar yoksa biz de o kadar varızdır. onun yokluğu bizim var olmamızı sağlar. elde ettiğimizi, hayatımıza kattığımızı sandığımız her şey, ona ulaşmayı arzu ettiğimiz şeyin bir yanılsamadan ibaret olduğunu kanıtlar aslında fakat burada inanç devreye girer. inancı hiçbir kanıt sarsamaz.

yıllar boyu aradığımız ve nihayet ona kavuştuğumuzu düşündüğümüz şeyin somutluğa dökülemeyeceğini idrak edemeyiz. gerçekleşmiş olduğunu düşündüğümüz şey aslında peşinde olduğumuz şey değildir. hatıramıza dahil olan bu şey, arzu edilen şeyin çok uzağındadır. aslında arzu edilen şeyin gerçeğe dökülmüş hali tatmin etmez bizi. onu tam manasıyla hayalimizdeki şekilde yaşamak isteriz. bu, yaşamüstü bir şeydir. deneyimler üstüdür, deneyimlenemez bir şeydir.

içimizde bu soyut istek her zaman vardır. her kavuşma bir reddediştir. hayır, henüz ona kavuşmamışızdır. o his yüreğimizde bir yerlerde bizim nefes alıp verme amacımız olarak yerini koruyordur. fakat arzu ettiğimiz şeyi tam olarak bilemeyiz, onu tarif edemeyiz de. o sadece uzaktır. insan ayağını bastığı yerin mutluluğunu hissedemezken, uzaklara yani aslında olmayana özlem duyarak mutlu hisseder. hayat olmayanın verdiği mutluluktan ibarettir. gariptir ki, insan bilinmeyene özlem duyar, henüz olmamışa, belki de hiç olmayacak olana. fakat geçmişte yaşayanlar da vardır. hatıralar da ulaşılmazdır artık ve bilinmezlerdir. onları hatırladığımızda hissettiklerimizle o anları yaşarkenki hislerimiz aynı değildir. belki o vakit acı çekmişizdir, belki de çok sıradandır her şey bizim için. ama anının kuvveti de kendini burada, özlem duygusunda belli eder. görüldüğü üzere o zaman hiç hissetmediğimiz şeyleri şu an o anıları aklımıza getirerek hisseder ve aslında o an yaşamadığımız hislerin özlemini çekeriz.

hiçbir zaman yaşamadığımız şeyler bizi hayatta tutar. eskide hissetmediğimiz hisler bize ait hislermiş gibi davranırız. o an öyle hissetmişiz gibi, eskiyi, eskideki o hissetmek istediğimiz duyguları özleriz. gelecek için de öyledir, asla gerçekleşmeyecek şeyleri, onları yakaladığımız halde aramaya devam ederiz. elimizle tuttuğumuz arzu, zihnimizdeki, hayalimizdeki arzu değildir artık. içinde bulunduğumuz an ve o arzuyu yaşıyor olmak onu değersizleştirmiştir. onu değerli hale getirebilecek biricik şeyse yine daha sonra, o sıralar yaşadığımızı sandığımız hislere duyacağımız özlemdir.

insan daima uzakların hasretini çeker. hiç görmediği yerlerin, hiç girmediği denizlerin, hiç tanımadığı insanların, hiç duymadığı seslerin...
hayat hedefe ulaşmak değil o hedef(ler)in uğrunda kat edilen yoldur anlayışının pratik olarak insana faydalarından bir tanesidir. her daim yeni hedefler ve uğraşılar edinmek insanı boşluk duygusundan ve intihar meyilinden biraz olsun kurtarabilir. zira kafa başka meşgalelerle dolar. yaş ilerledikçe de geçmişe yönelik özlem hatıra ve tahayyüller insanı bu boşluktan alıkoymalıdır. bekleyip göreceğim bakalım öyle mi olacak. (kendini yeterince oyalayamamaktan mütevellit anılar safhasına geçemeden hayatına son verdi xd)