toplumsal cinsiyetin performatif olması

judith butler'ın cinsiyet belası kitabında ortaya attığı kadın ve erkek kategorilerinin doğal ve kaçınılmaz mutlaklıklardan değil, edimlerin tekrar edilmesinden oluştuğu dolayısıyla birer performans olduğu yönündeki teorisidir. butler, sahip olduğumuzu düşündüğümüz toplumsal cinsiyet kimliğimizin yalnızca tekerrürlerden ve ritüellerden ibaret olduğunu ve bedensel hareketlerin, arzuların ve yapılan her şeyin performatif olduğunu ifade etmektedir. bu yüzden toplumsal cinsiyet, bu tekrar edilerek zaman içinde kalıplaşmış ve doğallaşmış “performatif” hareketlerin ve ifadelerin bir sonucudur. butler’a göre; toplumsal cinsiyet ifadelerinin ardında bir toplumsal cinsiyet kimliği yatmaz; asıl bu ifadeler ve dışavurumlar tarafından performatif olarak kurulur. işin özü cinsiyetler de dahil olmak üzere tüm kurgular oyunun bir parçasıdır, biz de bu oyunun aktörleri.

(bkz: toplumsal cinsiyet)
türümüzün sosyal yapısı ve davranışlarıyla iletişim kurduğu düşünüldüğünde, hak verilebilir ve mantıklı bir önermedir.
az önce hacettepe'de profesör olan birisinin cinsel eğitim ile ilgili bir canlı yayınına denk geldim.

cinsel organların ikiye ayrıldığını ve bu şekilde isimlendirmemiz gerektiğini söylüyor: içe doğru ve dışa doğru.
penis ve vulvada ne vardı ki? yer yön kavramı mı öğretiyoruz çocuğa?

insan haklarına aykırı olarak gördüğü bir şeyden daha bahsetti. dünyada çocuğunun cinsiyetini çevresine asla söylemeyen ebeveynler varmış. çünkü çocuklarının belli bir yaşta kendi cinsiyetini belirlemesini istiyorlarmış (ki bakıldığında çok doğru bir şey yapıyorlar.) buna insan haklarına aykırı dedi kadın ya!
üst seviye başlıklardan bir tanesi saygı duydum.
judith butler'ın çok sevdiği bir kelimedir performatif. neredeyse okuyacağınız bütün yazılarında geçer. foucault'un görüşlerinden etkilendiğini belirten butler, freud'un cinsiyet üzerine ortaya attığı kavramları çürütmüştür. judith butler'a göre cinsellik, beden sonucunda oluşmaz. aksine beden bir neden değildir sonuçtur. insanın cinselliğini maddesel olarak yansıtabileceği bir araçtır beden. hiçkimsenin cinselliği, bedensel özelliklerine indirgenemez. kadın veya erkek olmak bir cinsiyet değil, daha çok toplumun sana kazandırdığı bir durumdur. ayrıca judith butler'a göre heteroseksüelliği, queer kavramı dışında değerlendirmek oldukça yanlıştır. sonuçta heteroseksüelliği ayrı tutarak gene cinselliği bedensel özelliklere indirgemiş oluruz. bu da heteroseksüelliğin insanlar tarafından "normal" olarak algılanmasına neden olur. toplumsal cinsiyet kavramını zor duruma sokar. şu anda olduğu gibi...