eşcinselliğin doğal olup olmadığını bilimle kanıtlamaya çalışmak

doğal olup olmaması bağlamında değil de genel olarak cinsel yönelimlerle ilgili yapılacak bir araştırma hem topluma hem bilime faydalı olabilir diye düşünüyorum. tabi tek araştırma nesnesi heteroseksüel olmayanlar olunca iş biraz bizim anormalliğimizmiş gibi oluyor. bir de doğallık-normallik kavramları her zaman egemenden yana işler. ben erkek olduğu, heteroseksüel olduğu, cisgender olduğu vurgulanan sanatçı görmedim. yani vurgulanan "anormal" varlıktır. halbuki önyargılardan uzak bir araştırma yapılsa -burada araştıranın kimliği de cok önemli- genel olarak cinsel yönelimin ne olduğu ve insan hayatındaki önemi açığa çıkar. bütün yönelimler için. burada kastettiğim insan hakları konusunda bizi bir yere konumlandırmaları değil insana dair yeni bir bakış fırsatı. zaten bunca araştırmanın yapılması savunmak için bilimsel bir dayanak aranması bile mücadelenin heteroseksist cis erkek toplumda ve gücünü oradan alan bilim anlayışında bir gedik oluşturmak anlamına geliyor. lgbti mücadelesi olmasaydı eşcinselliği, translığı hastalık olarak ele almaktan vazgeçecekleri yoktu. şimdi sebep arıyorlar, duygulardan, insanlıktan uzak yasalar oluşurmak için. bu da bir şey belki ama yeterli değil.
genetik üzerinden tartışılması mevzusu ise vahim. çünkü egemen düzen böyle olmaya devam ettikçe bizi tam bir nesne konumuna koyarak daha ciddi travmalara sebep olabilir.
bir insan neyi kanıtlamaya çalışır? yalanı. haliyle eşcinsellik kanıtlanmaya çalışıldıkça yalanmış gibi algılanıyor. daha fazla şüphe çekiyor. bir suçludan masum olduğunu kanıtlamasını istemek gibi. işin içinde sanki bir suç varmış gibi.

bilimin eşcinselliğin doğal olduğunu kanıtlayabilmesi için önce normal'in bilimsel tanımını yapması ve eşcinselliği buna göre temellendirmesi gerekir.

öncelikle neye normal denir neye anormal onu tanımlayarak başlayalım.

normal kelimesi norm kelimesinden ortaya çıkmıştır. sözlük tanımı ile norm: "bir sosyal topluluğun kendi için ilke edindiği topluluk üyelerinin eylemlerini yönlendiren davranış ve uyumunun bütününe norm denir." bu tanıma göre normal olan bütün toplum için en uygun olanıdır, yani onaylanandır. norm tanımının dışına çıkan her şey ise anormal olarak tanımlanır. *

toplumların örf ve adetlerine göre normal ya da anormal tanımlaması birbirinden farklıdır. örneğin; giyim tarzlarında genel normlara uymayan ve ortadoğulu modasına * göre giyinen bir batılıyı ele alalım. bu durum normalin dışına çıkmak demektir. hatta anormal karşılamanın dışında o kişi akıl hastası olarak bile düşünülebilir. * *

toplum normlarına göre aşırıya kaçan insan anormaldir. eşcinselliğin de kendi içinde normları vardır. birey ister hetero olsun, ister gay olsun - artık inandığı normlar hangisiyse - aşırıya kaçan herkes anormaldir.

insanlar kendilerini haklı göstermeye çalışırken genel normların dışına çıkarlar aslında kendilerini normal, kendi gibi olmayanları anormal görürler. ya da sıra dışı olduklarını ispatlamak için normal olmadığını bildikleri halde bu benim normalim diye kendilerini yansıtırlar. onların normları aslında kendilerinin istedikleri doğru demektir. onların normal anlayışları budur.

zihinlerde yaygın olan görüşler toplumda normal olarak kabul edilmiştir.

https://www.youtube.com/watch?v=P5lXjpyd...

bu yazıyı yazarken - özellikle normalin tanımını yaparken - bazı kaynaklardan faydalandım. *

yukarıda yazdığım yazının yanlış anlaşılma ihtimaline karşı özet geçiyorum: eşcinselliğin doğal ve normal olarak kabul edilip edilmemesi seçilen referans noktasına göre değişkenlik göstereceğinden kanıtlanmaya çalışılması gereksizdir.
__________

hakikatın kanıta ihtiyacı yoktur,
o sadece öyledir.
ne kendisi ne de aksi ispat edilebilir.
parlaktır, ışık saçar o.
varlığı anında hissedilir;
ama sadece onu hissedebilecek yüreğe sahip olanlar tarafından.

--- osho ---
kişisel olarak gözlemleri ilgi çekici buluyorum. bunun sebebi de hayvan davranışlarıyla alakasının olmasıdır. çoğu bilimsel çalışmanın gündelik haberlere nasıl yansıdığını düşünürsek, okuyucuların bir kısmında antipati oluşması kaçınılmaz. özellikle okuyucu çekmek için başlıkların nasıl yazıldığı düşünülürse, bu çok şaşırtıcı bir çıkarım değil.
öncelikle “bilim” derken neyin kastedildiğini netleştirmek gerek. çünkü genelde bu tür amaçların sonu hormonel olaylara bağlanıyor.

sadece fiziksel şeyler (bedene ait olan hadiseler) doğal olup olmadığını anlamaya yetmez görüşündeyim. psikolojik açıdan da kişiler incelenmeli.

bilenler bilir, üniversitede ba ve bs (bsc) diye derecelerle mezun olunur. ba, “bachelor of arts” demektir ve daha çok sözel ağırlıklı bir bölüm okuduysanız, diplomanızda bu yazar. bs ise bölümünüz sayısal ağırlıklıysa, alınır ve bu da “bachelor of science” demektir. mühendislik okuduysanız da be oluyor, “bachelor of engineering”. özetle; bir konuya ba açısından bakarak, bak bu bilimdir denemez. kişisel görüşüm ekonomi bölümünün (ba) ve tarih (ba) gibi bölümlerin “bilim” kategorisine konulmamasının sebebi de budur. özetle; ba diplomayla mezun olmuş adam, bir çalışma yapsa da ben onun yaptığına “bilim” diyemiyorum.

gelelim psikolojiye. bildiğim kadarıyla, bu bölümde iki seçenek var. ba veya bs. yurtdışında ona göre seçebiliyorsunuz. bizde ba. haliyle; bs olarak mezun olmamış bir psikoloji mezunu için de yaptığı şeye “bilimsel” diyemiyorum ben.

bilimsel konularda, bilimsel teorilerle iş yapan kişilerin ne dediğine odaklanmak lazım. çünkü diğer türküsü bilimsel olmadığı kadar vakit kaybı da olabiliyor.
ayrıca, milletin ağzı torba değil ki büzesin. yani; ağzı olan konuşuyor bazı konularda. arkadaşlarımdan da bildiğim kadarıyla (ayrıca bir dönem ben de araştırma görevlisi olarak hocalarla yakın çalıştım) her çalışmayı da ciddiye almak gereksiz.

özetle; bilimsel açıdan doğal olup olmadığının incelenmesine karşı değilim ben. işin eri yapacaksa, varacağı yer doğal olduğu olacak çünkü.