yeni yoksulluk

yoksulluğun geçici bir olgu olmaktan çıkıp kronikleşmesi ve yer yer yoğunlaşması sonucu giderek büyük bir kesimi içine alması.
artık yoksulluk kelimesi, evi olmayan, yemeği olmayan insanları karşılamıyor.

paran olmadığı için 5 yıldır tatile çıkamadıysan yoksulsun.
istediğin zaman yeni çıkan telefonu almak istediğinde paranın gücü yetmiyorsa yoksulsun.
her şeyi taksitle ödüyorsan, yoksulsun.
bunca sene çalışıp emekli olduğunda anca ortalama bir ev alabiliyorsan, yoksulsun.
okumak için kitap alacağında fiyatı pahalı geliyorsa yoksulsun.
birisi 'ileride 4 dairesi olup hiçbir iş yapmayan onların kşralarıyla geçinmeye çalışan insanlar olacak' demişti. sanırım bu da bir tür yoksulluk. bu örnek hem yoksulluk hem de yoksulluğun üremesi için uygun koşul gibi.
bu ülkede refah sadece parti ismi olarak anlam kazandı gün yüzü görmemiş halka reva görülense yok(sul)luk..
dünya bankasının bile gündeminde olan bir konu. haliyle göreli bir yoksulluk değil mutlak bir yoksulluk söz konusu. yoksa adam niye düşünsün senin son model telefon alıp alamadığını. eskiden gerçekten de yoksulluk az gelişmiş ülkelerde yaşanan, geçici ve gruplar arasında değişen bir olguymuş. ama çok geçmeden yoksulluk modern okulun bu düşüncesini yıkacak cinsten kalıcı, bütün dünyada görülen ve değişmeyen yani yoksulun yoksul kaldığı bir olguya evrilmiş. gerek neoliberal söylemin etkisiyle devletin insanlardan el çekmesi gerek yoksulluğun büyük bir kesimi içermesi nedeniyle eski yardımlaşmaların kalmaması bu olgunun kronikleşmesine neden oluyor. sadece türkiye’de yok. amerika’da da durum aynı. belki de daha kötüsü. ama biz türkiye’de yaşadığımız için haliyle kendimize bakmalıyız önce. yoksulluk artık öyle bir durum ki sen yoksulsan yoksul kalmak zorundasın. mesela bu konuda eğitim iyi bir örnek olur. türkiye'de eğitimde fırsat eşitliği gibi bir kavramın asla olmadığını biliyoruz. parası olan bir adam senden çok daha iyi bir tahsil görüp senden çok daha iyi bir işe girecek. ama sen bunu yapamadığın için yine yoksul kalacaksın. zaten istanbul'daki vakalara bakarsak durumun ne kadar vahim olduğunu görebiliriz.* ilk 8 sene eğitim bedava olmasına rağmen çocuğunu okula gönderemeyen aileler mevcut. her gün çocuğunun beslenme çantasına bir kuru ekmek koyan anne gün geliyor onu bulamadığı için çocuğunu okula gönderemiyor. kadın ailesine destek olmak amacıyla mahalleye iş dağıtan* organizasyon şirketine çalışıyor. bu organizasyon şirketleri de genelde enformel sektör. yani kendi hesabına çalışan, devlete vergi vermeyen, çalışanına sigorta yapmayan bir sektör. verdiği işler de genelde sakız paketlemek, nikah şekeri, fason işçilik vb. şeyler. kadın günde 1 çuval sakız paketliyor ve karşılığında 1-2 tl gibi bir ücret alıyor. eğer aynı aile içinde babayı düşünürsek o adamın eğer eğitimi yoksa formel sektörün içinde olması imkansıza yakın. bırak emekli olunca ev almayı emekli olabilirse ona bile şükreder. anne babanın bu yoksulluğu böylelikle çocuklara geçiyor. eğer o çocuk okumadıysa aynı anne babası gibi bir yaşam sürmek zorunda. bir de ilginçtir ki bu insanların sesi kısılmış. hani biz zamanında çok dedik ya bir kömüre bir makarnaya oy veriyorsunuz diye. ayıp etmişiz. çünkü bu insanlar devletin onlara yardım etmemesine alışmış. onların kafasında devlet onlara bakmak zorunda değil. böyle yardım görünce de mutlu oluyorlar haliyle. ekonomi büyüyor evet ama bilmiyorlar ki kendileri üzerinden büyüyor, istihdamsız, enformel istihdam üzerinden. kendilerine, akp hükümetine, tamamıyla türkiye'ye zararı olan bir büyüme. keşke dünya bankası gibi türkiye de bunu bir hastalık olarak görse. belki o zaman bir çare bulabiliriz.* çünkü sadece yoksulları ilgilendiren bir durum değil bu. ilerde ucu hepimize dokunabilir.