adama koyan şiirler

birden özleyiveriyorsunuz...
çoktan unuttuğunuzu sandığınız
ya da yalnızca bir kere karşılaştığınız
veya özlemek için yeteri kadar tanımadığınız birini
bir sabah çılgınca özleyerek uyanıyorsunuz.

rüyalarınız, içinizdeki o gizli, esrarını ele vermez büyücü,
siz çarşaflarınızın arasında,
bütün tehlikelerden uzak,
güvenle yattığınızı sandığınız bir anda,
usulca ruhunuza sokulup,
sizden habersiz oralara yığılmış cephanelikleri
birer birer ateşleyiveriyor.
infilaklarla sarsılarak uyanıyorsunuz.
hayatınızda olmayan birini hayatınıza almak,
ona dokunmak,
onun sesini duymak için kıvranırken buluveriyorsunuz kendinizi...

özlemek, o yakıcı istek,
bilinen herşeyi ve önem sırasını değiştiriveriyor.
özlediğiniz ise çok uzaklarda...
yanında olmasını istediğiniz halde
yanınızda olmayan bir tek kişi,
yanınıza bile yaklaşmadan,
hatta onu özlediğinizden
ve onu istediğinizden haberdar bile olmadan,
bütün hayatı,
bütün görüntüleri eritip
başka kılıklara sokuyor

ahmet altan
şarkıları artık , insanlar kalabalık kitleler halinde dinlediğinden, paylaştığından, biraz kolay ulaşıldığını düşündüğüm içinmidir nedir, çok çok özel, bana ait, yada çok özel birisiyle paylaşılmış bir sır gibi göremiyorum. bir bakıyorum, hayatta hiç bir ortak noktayı paylaşmadığım birisi, benim en çok sevdiğim şarkıyı seviyor. yada çok sevdiğiniz, onu dinleyerek anılar biriktirdiğiniz bir şarkı, gün geliyor, piyasada ne kadar sattığı yada tıklandığıyla değerlendirilen ticari bir meta oluveriyor. ve o şarkı artık büyüsünü yitirip sıradanlaşıyor.

şarkı, sanki bütün güzellikleri her an talan edilecekmiş gibi duran savunmasız bir ülke gibi. oysa şiir, içinde güvenle oturduğum ve bütün gizemli dehlizlerini ezbere bildiğim güvenli krallığım benim. evet artık çok az insan şiir dinliyor, yada okuyor ama olsun, bende anısı olan, şimdi bile bir yerde duyduğumda amıma koyup, burnumun direğini sızlatan şiirler vardır; örneğin hasan hüseyin şu dizeleri sanki sadece benim için yazmıştır;

zincirini çürüten mahkumlar gibi bekledim
gelmedin ulan gelmedin...
gardiyan ettin beni gecelere...
şebnem kısaparmak, ahmet selçuk ilkan ve ikbal gürpınar gibi dramatizörlerin eline verilen şiirlerdir. aslında onlar daha çok şiirin amına koyarlar.
atilla ilhan şiirlerinin çoğu, 70 li 80 li kuşakların, harbiden amına komuş şiirlerdir..

ben sana mecburum bilemezsin
adını mıh gibi aklımda tutuyorum...
büyüdükçe büyüyor gözlerin
ben sana mecburum bilemezsin...
dağıttın hâb-i nâz-i yârı, ey feryâd, neylersin?
edüp fitneyle dünyâyı harâbâbâd neylersin?

dil-i mecrûhuma rahmeyle, kalsın dâm-i zülfünde;
şikeste-bâl olan mürgu edüp âzâd neylersin?

edersin gerçi her derde tabîbim bir devâ ammâ,
cünûn-i ehl-i aşk olunca, mâder-zâd neylersin?

ey feryat! sevgilinin naz uykusunu dağıttın; bu yaptığın nedir?
onu uyandırıp da dünyayı o fettan gözlerin fitnesiyle bir harâbeye çevirip de ne kazanacaksın?

sevgilim, yaralı gönlüme acı da zülfünün tuzağında kalsın.
kırık kanatlı kuşu salıvermekten ne çıkar?

ey doktorum, gerçi her derde bir ilâç bulup onu iyileştirirsin;
ama âşıkların çılgınlığı, anadan doğma olunca, ona ne yaparsın?

bahai
öyle bir şiir yok. şiir sevmem.