ağabeyin ölmesi

dünyanın en zor olaylarından biriside budur yardan kimsenin başına vermesin yıllarda geçsede içinde kanayan bir yara hele birde genc yaşta kaybettiysen düşman başına bile vermesindir.
kardeş acısıdır, allah korusundur, düşmanımın başına gelmesindir.
belki son zamanlarında sana asla sevdiğin yemekleri yapmadım, aram bozuk olduğundan. dünyevi meseleler, sırlar, hırs, bireysellik, şu bu... ama yedi yemeğinde tüm misafirlerini kendi ellerimle hazırlayacağım en sevdiğin yemeklerle ağırlayacağım, sen son zamanlarda yiyemedin, misafirlerin yesinler...

hep "bir ölüm yemeği gibi değil, bir şölen yemeği gibi olmalı vefatımın ardından verilecek yemek" derdin, öyle olması için de elimden geleni yapacağım, eminim yaşasaydın menüyü görünce sevinçten bağırırdın evin içinde:

yayla çorbası, humus, damat paçası, çerkez tavuğu, acem pilavı, tatlı olarak da un kurabiyesi ya da alman pastası...

haydi kuzene selam et, fazla da içki içme oralarda...

güzel uyu, yakışıklı abim...
küçükken karşı apartmanın bahçesinden bana kırmızı erik çalan adam... hasta yattığımda, belki iyileşirim diye karşı apartmanın ağacına dalıp, kırmızı erikleri cebine doldurduktan sonra, ağaçtan inmek üzereyken, apartman sahiplerine yakalanıp ağaçtan düşüp dizleri ve dirsekleri sıyrılan adam... sırf bu yüzden babam tarafından azarlanıp hırsız damgası yiyen adam... "kardeşim belki iyileşir diye daldım o ağaca, eriği çok seviyor o baba" diye cevap veren adam...

abi çok hastayım ben, hadi kırmızı erik getir bana o eski oturduğumuz apartmanın karşısındaki apartmanın bahçesinden...

getirirsen, iyileşeceğim...
aileden birinin ölümü dayanılmaz bir acıdır gerçekten. bu acıyı yaşamamış olmakla birlikte hiç yaşamamayı dilerim. unutulmuyor sadece biraz acısı hafifliyor, zaten hafiflemese dayanılacak gibi değildir o bir yakınını kaybetme acısı. özellikle de babanın ölümünden sonra daha da başkadır bir ağabeye sahip olmak ve onu kaybetmenin acısı gerçekten zor olacaktır. *
1999 da bir haber gelir sabahlacık izmir için mart ne yaz ne kıştır saat daha 8:10 telefonun işi ne dersin çalar deyus hemde ne çalmak sanki hissedersin karşıdan bir ses incecik ..... ....... öldü. koşarsın beyninde bir fırtına o an tüm dünyayı dolaşırsın halbuki mıhlanmışsın. annene söylersin dalgamı geçiyon der, babanı ararsın bir çırpıda eve gelir. 12 km hastane yolu sanki azaptır kapıda kız kardeşini görürsün bitmiş harabe, baban bağırır annene bu çocuğu sen yaptın böle hoş adı trafik kazasıdır. uzanır boylu boyunca gözlüğü bile gözünde be adam sen nasıl öldün böyle gülerek dersin bir bakmışsın şah damarı çizili sadece ensesinde halan babanı tekmeler ne oldunu anlamazsın yan tarafta kuzenin yatar kolları göğsünde kilitli kırılmış ve dağılmış içi... polis alır gider seni araç parkına iyide arabanın sadece orta direği ve tavanında ufak 1 çökme vardır. bu arabadan nasıl iki kişi ölü çıkar dersin. abin sadece 1 duble içmiştir ve kuzenine vermiştir arabayı ön koltukta başkası vardır o arkada karşıdan seçim otobüsü gelmektedir yer narlıdere şehitlik karşıdan gelen araç şerit ihlali yapar ve kuzen frene basar o gece sabaha karşı ince bir yağmur yağmıştır ve araç yan kaymaya başlar abi bu ya kalkar arka koltuktan olum ayağını frenden çek gaza bas diye ama tok bir ses... aradan 50 gün gecer ve abinin öldüğü yerde bosna taburunda 45 gün eğitim görürsün... allah kimseye evlat acısı yaşatmasın...
bir gayle sohbet ettiğimi öğrendiği zaman beni dövdüğünü unutmam. gözüm komple morarmıştı. ve o an ölmesini istemiştim. o an hiçbir şey olmadı. ben sadece gözümdeki morlukla uzun bir süre yaşadm. aynaya baktığımda dayak yediğim zamanı hep aklıma getirdm.