devlet terörü

devletin, tekelinde bulundurduğu silahlı güçlerini vatandaşı üzerine korku salarak yasalara uymasını sağlamak olarak tanımlanabilir. daha yumuşatılmış bir ifadesi de "orantısız güç"tür. devlet birimlerinin hiç bir hukuki temele dayandırmadan vatandaşını sindirmek üzere uyguladığı şiddet politikalarıdır.

dün, hapishanelerde ve karakollarda vatandaşına işkence eden, kürt köylüye insan dışkısı yediren devletle bugün istanbul'da ankara'da izmir'de (rte'nin deyimiyle 'tamamen ab standartlarında') biber gazı sıkarak hayatı kelimenin tam anlamıyla felç eden, coplayan, öldüresiye tekmeleyen, tazyikli sularla kafa göz dağıtan, avm'lere, otellere, evlerin içine kadar kovalayıp eylemci avına çıkan, kara ve deniz yolunu kapatan, iletişim araçlarını engelleyen, dezenformasyonlarla kafaları bulanıklaştıran devlet arasında bir fark yoktur.

farklı olana, azınlığa, ses çıkarana sistematik, sinsi şekilde uygulanan, bunun için de milliyetçi ve pek dindar duyguları iştahla kabarmış pusuda yatmış kitleden sonuna kadar yararlanılan terör şekli. bütün dünya türk olsundaki o cihatçı yaklaşıma benzer şekilde ülkeyi tektipleştirme girişimleri, '' tanrı böyle buyurdu '', '' osmanlının ruhu incinir '' diyerek katmerlenir ve insan canının değersizliği ölümlerin normalleştirilmesiyle daha da belirginleşir. bir terörün yaratacağı isyanı sindirmek/dindirmek için başka bir terör kurgulanır, ölünün kemikleri sızlasa da mahkeme zaman aşımına uğrar. yıllardır yapılan tüm bu kışkırtmalarlarla şu an hazır kıta olarak adam öldürmeyi bekleyen o kadar çok insan var ki; erdoğanın da deyimiyle '' evde zor tutuyoruz ''.
%99u müslüman olan ülkemizde bu %99 a göre "normal olmayan" tüm devlet vatandaşları (ateistler, deistler, eşcinseller, trans bireyler, ermeniler, rumlar, yahudiler, museviler, hıristiyanlar, çekik gözlüler, esmerler, şişmanlar, zayıflar, kirli sakallılar, kızıl saçlılar, mini etekliler, hamileler, kırmızı ruj sürenler, sesli gülenler, topuklu giyenler, engelliler, "ruslar", veganlar, paganlar, hatta aleviler vs.) kolayca öldürülebiliyor. bu hukuk devletinde katiller bilinse de hiç bir şekilde hukuk devreye giremiyor. bazen apaçık ve bazen dolaylı yollarla devlet vatandaşlarını öldürüyor veya öldürülmesine olanak sağlıyor. açılım adı altında ırkçılığı tetikliyor, inanışlar üzerinden nefreti körüklüyor, zayıflatılmış eğitim sistemi sayesinde cahil toplum yetiştirmeye devam ediyor ("gelişmekte olan devletler"de cehalet her zaman işe yarar), medya sayesinde farklı olanlara karşı toplumda nefret üretiyor, ses çıkaran herkesi ya bir şeyler uydurarak hapse atıyor ya da polisine öldürtüyor ki çıkan tüm sesleri susturabilsin, ezik insanlardan oluşan bir toplum oluşturuyor. insan ölümlerini kafalarda "normalleştiriyor" biz buna kısaca devlet terörü diyoruz.
türkiye'de bir devlet geleneği olarak varlığını korumaktadır.
güney amerika ve güney avrupa ülkelerinde kontrgerilla ve nato bağlantılı derin devlet aygıtlarının bir kısmı başarıyla temizlenebilmişken, türkiye'de böyle bir dönüşüm henüz sonuçlandırılamamıştır. halk kitlelerinin eylemleri, susurluk kazası sonrasındaki eylemlerde ve gezi direnişi sürecinde olduğu gibi, hep yarım kalmış kalkışma niteliğindedir.
çünkü, kutsal devlet ilkesine göre yapılandırılmış siyasal iktidarların, halkın tepkilerine ve taleplerine kulak vermesi gibi bir ihtiyacı ve zorunluluğu bulunmamaktadır. hatta, halkı temsil eden yargı organlarının ve sivil denetim kurumlarının kararlarına ve gücüne değer bile verilmemektedir.
dolayısıyla, azılı bir terör canavarına dönüşmüş bu aygıt, sadece "dış efendileri"nin emirlerine uyarken, ülke içindeki "rakipsiz tek güç" konumunu, "içerideki kölelerin efendisi" rolüyle sürdürebilmektedir.