füruğ ferruhzad

20. y.y yetiştirdiği en önemli iranlı kadın; şair, yazar ve oyuncusudur. 32 yaşında geçirdiği trafik kazasında boynu kırılarak hayatını kaybetmiştir.

*

dar gecemde ne yazık
rüzgar yapraklarla buluşuyor
dar gecemde
çöküşün ızdırabı yaşanıyor
dinle!
karanlığın esintisini duyuyor musun?
ben bu mutluluğa yabancıyım
ben umutsuzluğuma tutkunum

dinle!
karanlığın esintisini duyuyor musun?
gecede bir şeyler geçiyor
ay, kıpkırmızı perişan
yas tutmuş bulutlar
çökmekte olan bu damın üzerinde
sanki yağmur anını bekliyorlar
sadece bir an,
ve sonra, hiç
şu pencerenin arkasında gece titriyor
ve yeryüzü dönmekten vazgeçiyor
şu pencerenin arkasında
bilinmeyen bir şey
bizi merak ediyor, beni ve seni

ey yeşil
baştan aşağı yeşil!
aşık ellerime bırak ellerini
yakıcı anılar gibi
ve dudaklarını
varlığın sıcak duygusu gibi
aşık dudaklarımın okşayışına bırak

rüzgar bizi alıp götürecek
rüzgar bizi alıp götürecek"
"ah...
bana düşen budur
bana düşen budur
bana düşen,
asılmış bir perdenin benden aldığı gökyüzüdür."
20.yy iranında yaşamış ,kadınların sorunlarını sürekli hayatına ve yapıtlarına taşımış feminist denebilecek bir şairdir.

şu sözleri zaten açıklar ;"benim arzum iranlı kadınların özgürlüğü ve onların haklarının erkeklerle eşit olmasıdır. ben bu ülkede erkeklerin adaletsiz dünyasında kız kardeşlerimin çektikleri sıkıntıları biliyorum. sanatımın yarısını onların dert ve ıstırapları için kullanıyorum.”

hep gitmekten bahseder ,“buradan uzakta, buradan uzakta”
"büyük bir zevkle günah işledim.
ateş gibi sıcak bir kucakta,
kollar arasında günah işledim.
alev alev yanan hınçlı öfkeli kollar.

o kapkaranlık, sakin, gizli odada,
sırlarla dolu gözlerine baktım sevgilimin.
yalvarışlarının sonsuz zevkine yanıt verircesine,
kalbim heyecanla titredi göğüslerimin içinde.

o kapkaranlık, sakın, gizli odada,
yanı başına oturdum sevgilimin hüzünle.
dudakları dudaklarıma arzu akıttı.
hüznünden kalbimin kurtuluverdim bir anda.

kulaklarına bir aşk öyküsü fısıldadım:
seni istiyorum sevgilim seni.
seni istiyorum bengisu kucak.
seni istiyorum benim çılgın sevgilim seni.

gözlerinden arzu fışkırdı sevgilimin.
kadehte kırmızı şarap dans etmeye başladı.
yumuşacık yatağın ortasında vücudum
sarhoşça titredi göğsüne doğru.

büyük bir zevkle günah işledim
titreyen, kendinden geçmiş vücudumla.
tanrım ne yaptığımı nasıl bilebilirdim
o kapkaranlık, sakin, gizli odada."
kalplerdeki yerinin özeti "kuş ölür; sen uçuşu hatırla"* olan şaire*.
"...
ellerimi bahçeye dikiyorum
yeşereceğim biliyorum, biliyorum, biliyorum
ve kırlangıçlar mürekkepli parmaklarımın arasına
yumurtlayacaklar"

(bkz: yeniden doğuş)
füruğ’un ölümü travmalar, aşklar, kitaplar, şiirler gibi aniden olur. onun ölümü dili kesilmiş kadınların da ölümüdür. 1967 yılının şubat ayının yağmurlu bir gününde annesiyle ölüme vedalaştıktan sonra kendi kullandığı araç ile giderken, karşıdan gelen okul servisine çarpmamak için duvara çarpınca, arabadan fırlayan furuğ, kafasını kaldırıma çarptığında saat dörttür. bu onun son kehanetidir. iki gün sonra toprağa verilirken kar yağar:

“zaman geçti

zaman geçti ve saat dört kez çaldı

saat dört kez çaldı

bugün aralık ayının yirmi biridir

ben mevsimlerin gizini biliyorum

ve anların sözlerini anlıyorum

kurtarıcı mezarda uyumuştur

ve toprak, ağırlayan toprak,

dinginliğe bir belirtidir.

alıntıladığım yazı: http://koyulaci.com/genel/furugferruhzad.html
hani gece dile gelip de konuşmaya başlasa, "olum," der "yeter artık! ölülerle yaşamaya daha ne kadar devam edeceksin?",
dünyanın en karizmatik ve dünyanın en âciz sesiyle cevap veririm:
"bağırılabilirdi
gayet yabancı bir sesle, gayet yabancı bir sesle
'seni seviyorum'
güçlü bir adamın kollarında
güzel ve sağlam bir nesne olunabilirdi"

ve tabi,
"sebepsiz bağırılabilir ve denebilirdi
'ah, çok memnun oldum."
diye de bitiremezdim.



şiir okuyun, sevdiğiniz adamın/kadının sesinden şiirler dinleyin.
ve füruğ'u çok sevin.
“içimizde hiç kimse bilmiyor; ne kadar vakti kaldığını
hasat zamanı geçti, yaz artık bitmek üzere
ve bir kurtuluş bulamadık.
güvercinler gibi bağrışıyoruz adalet için
ama kimse duymuyor bizi.
ve karanlıkta, ışığı bekliyoruz.”