insan ilişkilerinde sıkça yapılan hatalar

çok çabuk samimiyet kurmaya çalışmak.

karşıdaki kişinin seni tanımasına izin vermek yerine, ona kendinle ilgili her şeyi anlatmak.

sürekli tavizler vermek. etrafına sınırlar çizmemek ve insanların senin hoşuna gitmeyen şeyleri bile sana yapmasını hoş görmek.

insanların sana iyilik yapmasına izin vermek. böylece üstünlük sağlıyorlar. onlar sana iyilik yaptığı için, onların seni istedikleri zaman yönlendirmesine izin veriyorsun. onlara borçlu hissediyorsun çünkü.

kendi içinde düşündüğün şeyleri, sıkıntılarını, dertlerini anlamalarını bekleyip onlarla paylaşmak. bu, ayrıca çabuk güvenmekten kaynaklanıyor. sanki karşıdaki insan seni her şeyinle tanıyormuş gibi onunla düşüncelerini, duygularını paylaşıyorsun. sonuçta bunlar onun için anlam ifade etmiyor. aksine bunları zayıflık olarak görüp, seni iletişim kurabileceği dengi biri olarak görmüyor.

hoşuna gitmeyen bir durum karşısında susmak, tepki göstermemek. bu, aynı durumların tekrarlanmasına neden olur. ve artık tepki gösterseniz bile karşı taraf sizi tepkisiz biri olarak bellediğinden, bu tepkinizin pek bir etkisi olmaz.

her türlü beklentiye girmek her türlü ilişkiyi bozar. beklentilerin hepsi sanıdır. bu beklentilerin gerçekleşmediğini anladıkça kendinizi üzer, o ilişkilerden kendinizi çekersiniz. ama bazı şeyler, insanlar birbirlerini tanıdıkça gerçekleşebilirdir zaten. yine, beklentilerinize karşılık bulamadığınızda 'bu insan da diğerleri gibiymiş' diyerek insanları genellemek de yanlış olabilir.

içinizden geldiği gibi davranmak çoğu zaman doğru değildir. diğer pek çok insan belli bir strateji üzerine kurur ilişkisini. taktikler üzerinden de ilerletir. siz bunlara ayak uyduramıyorsanız, yenilirsiniz.

iradesiz olmak. karşınızdaki kişi size kötü davranabilir. aranızın bozulduğunu düşünür ona karşı bir nefret beslersiniz. daha sonra bu kişinin tavrı bir anda değişir ve size iyi davranmaya başlar. bir anda dersiniz ki, demek benle barıştı, benden artık nefret etmiyor. onun sözde iyi davranışına karşı, siz de içinizdeki nefret duygunuzu söndürüp, o kişiye tekrardan sempati beslemeye başlarsınız. oysaki bu yalnızca sizin kendi içinizde uydurduğunuz bir şeydir. karşı taraf aslında sizin düşündüğünüz gibi, aramız bozuk, o benden nefret ediyor, ona karşı hareketlerimi sınırlandırmalıyım, ona sempati duyduğumu gösterecek tavır ve sözlerden kaçınmalıyım vs. gibi şeyler düşünmez. bunlar tamamen sizin kafanızın içindedir. aranızda, sizde uyanan söz konusu nefrete sebep olan durumun o kişi için bir önemi yoktur, olmuş bitmiştir, unutmuştur. siz de herkesin sizin gibi her şeyi ciddiye aldığını düşünüp, ilişkilerinizi bu şekilde kasarak ilerletmeye çalışabilirsiniz ama yapmayın. zira insanlar unutur.

size söylenen her söze ve yapılan her davranışa gereğinden fazla anlam yüklemek. hatta bunlarda ikincil anlamlar, imalar aramak. karşıdaki insanı abartmak. karşı tarafın söz ve davranışlarını aşırı ciddiye almak. oysaki karşıdaki kişi o sözü o anlık sadece söyleyivermiştir ve aklında, ben bu sözü hayata geçirmeliyim, gibi bir düşüncesi yoktur. kimse kendini söyledikleri sözlerden dolayı sıkıntıya sokmaz. yine mesela biri sizin hakkınızda olumlu şeyler söylemiş olabilir, bir kişi sizden hoşlandığını vs. söylemiştir. bunu söyleyen kişi bunları gerçekten bilinçli ve ciddi bir şekilde söylemez. ve bu sözlerin onun üzerinde bağlayıcı bir etki yaratacağını düşünmez. o yüzden kafanızda büyütmeyin karşı tarafın söylediklerini.

“en kötüsü, hayır demeyi öğrenemedim. yemeğe kal, dediler: kaldım. oysa, kalınmaz. onlar biraz ısrar ederler; sen biraz nazlanırsın. sonunda kalkıp gidilir. her söylenileni ciddiye almak yok mu, şu sözünün eri olmak yok mu; bitirdi, yıktı beni.” oğuz atay, tutunamayanlar