sinema tarihinin en kült korku filmlerindendir. 1973 yılında yapılan filmi william friedkin yönetmiş. baş rollerinde linda blair, ellen burstyn ve max von sydow yer almış. filmin soundtrackı tek başına bir klasiktir.
william peter blatty'nin aynı adlı romanından uyarlanmış. küçük bir kızın ruhuna şeytanın girmesi ve duygusal sorunları olan bir rahiple şeytan arasında geçen mücadeleyi anlatan film nereden baksanız buz gibi bir hristiyanlık ve katoliklik propagandası yapıyor, ama bu onun korku sinemasının kült filmlerinden olmasına engel değil tabi. kendisinden sonra yapılan korku filmlerine ilham veren, birçok sahnesi sonrasında yapılan filmlerde taklit edilen film, 10 dalda akademi ödülü'ne aday oldu ve "en iyi ses" ve "en iyi uyarlama senaryo" ödüllerini aldı. "en iyi film" başta olmak üzere 5 dalda altın küre ödülü aldı. filmin yapımı sırasında tuhaf olaylar da olmuş : iki kere set yanmış, ışıkçı ve görüntü asistanı ölmüş, üç tane figüran kalp krizi geçirmiş, başrol oyuncusu regan'ı canlandıran linda blair yataktan düşerek kolunu kırmış ve kostümler çalınmış. artık rastlantı mıdır, yoksa şeytanın gazabına mı uğradılar bilemem. eeeeee fazla da üstüne gitmemek gerek. karanlıklar prensi bu! boru mu? öyle kafana göre maymun edemezsin! filmin- o günkü teknolojik olanaklara göre- korku unsurları oldukça başarılı verilmiş. yatağın havalanmasından, regan'ın kafasını tam daire çevirmesine kadar bir dizi sahne insanı yerine çivilemeye yeter de artar bile. bir korku filmi klasiği olan the exorcist benim için farklı bir öneme de sahiptir. zira filmi 13 yaşımda sinemada izlemiştim. sonrasında çok ciddi sıkıntılar yaşadım. "13 yaşında ne işin vardı korku filminde?" diyebilirsiniz, haklısınız da ama bir grup arkadaşla eve yalan söyleyip sinemaya kaçak gitmemiz, sonra da körün taşı gibi bilmeden bir korku filmi klasiğine denk gelip kafayı yememiz ayrı bir entry konusudur.
edit büdüt: dün gece izlemeye başladım. gece gece tırstım, devam edemedim. şimdi izleyip bitirebildim. yalnız o şeytandaki özgüven, hazır cevaplık, ukalalık, meydan okumalar nedir arkadaş? çok tanıdık bir tavır ya nereden bilemedim?
aşırı özgürlükçü, laikçi geçinmenin aslında sadece mini etekli kızlar için geçerli olduğunu gösterircesine korkunç bir pozitif ayrımcılığa sahip, babadan ötürü memleketim olan şehrimizdir. diyarbakır gibi bir güneydoğu ilimizde lgbt yürüyüşleri yapılmaktadır fakat çağdaş (!) izmirde son yıllarda oldukça fazla nefret suçları ve cinayetleri işlenmektedir.
sılanın 18 şubat 2014 tarihinde yayınlanacak yeni ay albümünün çıkış parçası. bugün tesadüfen radyoda duyduğum sonrasın müptelası olduğum parçadır aynı zamanda. sözler yine sıla - efe bahadır ortak çalışması. albümü sabırsızlıkla bekliyorum.
melahat pars'a ait olan hicaz bir türk sanat müziği eseridir. rivayete göre melahat pars eğitmen oldugu bir kurumda, kendisinden yaşça epey küçük olan öğrencisinin aşkını farkeder. oldukça da yetenekli olan bu çocuğu kurumdan uzaklaştırmak ya da dersine girmekten vazgeçmek yerine onun aşkına bu dörtlükle cevap verir.
zeki müren , müzeyyen senar gibi bir çok yorumlayanı olmasına rağmen bende kalp sıkışması ve nefes darlığını tetikleyen solisti nigar uluerer'dir.
buyrunuz efendim;
ben gamlı hazan, sense bahar, dinle de vazgeç
sen kendine kendin gibi bir taze bahar seç
olmaz meleğim böyle bir aşk, bende vakit geç
sen kendine kendin gibi bir taze bahar seç