recep ihsan eliaçık

aslında gezi olaylarından önce kendini yırtsa da nedense gezi sayesinde tanınır oldu bu abimiz.

anti-kapitalist müslüman olmakla zaten gönlümüzde yeterince yer etmişti. itidalli yorumları, bilgilendirici açıklamalarıyla çoğu insanın gözü, kulağı, ağzı, kalbi olmuştur.

fakat yaranamaz böyleleri; kuş tutsa yaranamaz.
tanıştığım en samimi insanlardan biridir.
gezide konuşurken "suç oranı taksimde %50 azmış normale göre." dediğimde, bir insanın gözlerinin mecazen değil gerçekten de parlayabileceğini bire bir görmemi sağlamıştır.
kendisini gezi direnişi olaylarına yaptığı açıklamalarla tanıdım ki yalaka ve yavşama biri olmadığı için sesi çok duyulmadı. ama olsun. onun da popüler olma gibi bir kaygısı yoktur diye düşünüyorum.
eğer islamiyetin bir geleceği varsa, böyle aydın ve devrimci karakterliler islamiyetin geleceği olacaktır.
hocamızın son beyanı, peygamberin resminin yapılmasında bir sakınca olmadığıdır.
eşcinselliği müslümanlık kavramında ne güzel değerlendirmiştir.

https://www.facebook.com/video.php?v=1399827533665216
günümüz müslümanları gibi değildir, gayet kültürlü adamdır, ayrıca da sakallar falan yakışıklıdır da. polar bear kıyamındadır. sağolsun.

(bkz: antikapitalist müslümanlar)


" toplum konuşamıyor, konuşanı suçlamaya kalkıyorlar. " çoğumuzun yaşadığı durumu/derdi açıklamış.
lut kavmi ve eşcinselliği kaleme almıştır. o yazı şöyle;

kur’an’da lut kıssası bölümler halinde esas olarak altı yerde geçiyor.

her birinde o günkü mekke ortamına uygun bir tema öne çıkarılıyor ve mekke üzerinden tüm kur’an okuyucularına mesajlar veriliyor.

ilginçtir, lut kıssası altı bölüm halinde ve tamamı mekke döneminde anlatılıyor. yapılan araştırmalara göre her hangi bir eşcinsel olayın tespit edilemediği mekke’de lut kıssası neden anlatılmış olabilir?

mekke’de eşcinsellik yoktu, bu konuda kur’an’da lut kıssası dışında bir uyarı görmüyoruz. ama mekke’de fuhuş vardı. zorbalık, baskı, yol kesme, kadınlara el koyma, cariyecilik, kölelik hepsi vardı.

luk kıssasının ana vurgusu mekke’deki bu duruma paraleldir. yani esas vurgu baskı, dayatma, zorbalık ve zulümdür. lut kıssasında değişen bütün bunların, “kadınları bırakıp erkeklere şehvetle gelmek” adına yapılmasıdır.

nitekim anlatının bölümler halinde geçtiği yerleri görünce bunu apaçık göreceksiniz.

lut kıssası ile ilgili anlatı kur’an’da ilk olarak kamer suresinde geçer. kamer suresinin temel özelliği geçmiş çağlara ait yıkılış sahneleri ile dolu olmasıdır. daha önce tufan, kasırga, çağlık/sayha ile yıkılanlar sıralandıktan sonra şöyle denir:

“lut kavmi de uyarılara kulak asmayıp yalan bütün bunlar dedi. biz de başlarına taş yağdırdık. sadece lut’la beraber olanları bir seher vakti kurtardık. tarafımızdan bir nimet olarak..işte şükredene böyle karşılık veririz. aslında lut onları tutup yakalamamız konusunda uyarıp durmuştu. fakat uyarılara hep kuşkuyla yaklaştılar. gelen misafirlerini tacize kalkıştılar. biz de onları böyle körkütük bir halde bırakarak “uyarılarıma kulak asmamaya karşılık tadın bakalım azabımı”dedik. nitekim olan oldu ve azap kendilerini bir sabah yakalayıverdi. uyarılarıma kulak asmamaya karşılık tadın bakalım azabımı! açın kulağınızı!kur’an’ı düşünmek için kolaylaştırdık, yok mu düşünen?” (kamer; 33-40).

görüldüğü gibi nuh (tufan), ad (kasırga) ve semud (çığlık/sayha) anlatıldıktan sonra lut’un kavmi anlatılıyor. onların da “gökten yağan taş” ile azaba uğradıkları haber veriliyor. burada lut’un anlatılmasından maksat, ayrıntıya girilmeyişinden de anlaşılacağı gibi saldırganlık ve zorbalığın örneklendirilmesidir. şimdilik ne yaptıklarına girilmiyor. bu aşamada önemli olan salih’in devesinin “boğazlanması” gibi “saldırı ve tecavüz” karakterinin deşifre edilmesidir. çünkü buna benzer, isteklerini başkalarına zorla dayatan bir bir güruh mekke’de hüküm sürmekteydi. ve onlarda bir gün böyle yıkılacaktır denmek isteniyor.

bunlar, tâ ilk surede alak’ta hayır (kella) ile başlayan ilk itiraz, tuğyan ve hegemonyanın örnekleridir: mülk hegemonyaya yönelir! zenginliği kendine yeterli gören (mustağni) yasakçılığa/tecavüze/boğazlamaya yönelir!

yukarıdaki “misafirlerinden murad almaya kalkıştılar. biz de gözlerini siliverdik. tadın azabımı ve uyarılarımı”ayetinde geçen [râvedû] irade etmek, kararlı istek manasında olup bu bağlamda türkçede “cinsel taciz” dediğimiz anlamda kullanılmaktadır. çünkü buradaki irade etme eşcinsel ilişki talebi ile ilgili olduğu için “taciz” kelimesi uygun düşmektedir. keza ayette geçen “gözlerini sildik” [tamasnâ a’yunehum] ifadesi deyim anlamında olup türkçede “defterden silme” sözünü çağrıştırır. yani; “şehvetten kudurmuş, gözleri artık hiçbir şey göremez hale gelmiş, zıvanadan çıkmış bu güruhu, 'allah belânızı versin’ deyip böyle körkütük bir halde bıraktık.” denmek isteniyor…

ikinci bölüm hud suresinde:

“elçilerimiz gelince, lut onlar adına kaygılandı, telaşlandı ve: “bu çok zor bir gün.” dedi. kavminden kimileri koşarak ona geldi. zaten bunlar, önceden beri böyle kötü işler yapmaktaydılar. lut: “ey kavmim! işte kızlarım. onlar sizin için daha temiz. sakının da misafirlerimin yanında beni rezil etmeyin. içinizde hiç mi aklı başında

da bir adam yok?” dedi. onlar: “bırak şimdi, bizim kızlarında gözümüz olmadığını biliyorsun. ne istediğimizin gayet iyi biliyorsun.” dediler. lût: “keşke, size karşı koyacak gücüm kuvvetim olsaydı.” diye hayıflandı. “ya da bana arka çıkacak sağlam bir dayanak.” dedi. elçiler: “ey lut! emin ol biz rabbinin elçileriyiz; onlar sana ihtimal yok el uzatamazlar. aileni de yanına alarak gidin buralardan, arkanıza bile bakmayın. ancak şu eşin hariç, çünkü onların başına gelecek olan, onun da başına gelecek. haberin olsun. onlar için belirlenmiş vakit sabahtır, zaten sabah da yakın değil mi?” dediler. nihayet emrimiz vaki olunca, o şehirlerin altını üstüne getirdik ve üzerlerine sert taşlar yağdırdık. rabbinin katında hazırlanıp işaretlenmiş taşlar.. öyle ki bu taşlar, her zâlime hiç de uzak değildir.” (hud; 78-82)

görüldüğü gibi kıssanın burada geçmesinin sebebi, peygamberin sığınacak bir dayanak aradığı, zorbalık karşısında çaresiz kaldığı yıllara denk gelmesidir. bu nedenle lut’un da benzer bir dayatma ve çaresizlik içinde kaldığı hatırlatılmakta ve destekleyici sözler söylenerek, allah’ın yardımının yakın olduğu belirtilmektedir.

yukarıdaki bölüm zorbalığa karşı çaresizlik sahnesi. kapıya dayanmış adamlar gelen misafiri istemekte, lut ise adeta yalvararak beni rezil etmeyin, yapmayın etmeyin demektedir. “ahh gücüm kuvvetim olsaydı” diye iç geçirmektedir. çok açık bir şekilde kapıya dayanma, isteklerini zorla almaya kalkışma olduğunu görüyoruz.

aslında kıssada geçen “qavm” şehrin zenginlikten şımarmış ileri gelenleri oluyor. çünkü bunlar yol kesmekte, kadınları bırakıp erkeklere gelmekte yani osmanlı saraylarında olduğu gibi has bahçelerinde eğlenmek için kendilerine “oğlan” aramaktaydılar. “erkeklere gelmek” (te’tûne’r-rical) ifadesi oğlan aramak, genç, parlak kimi görseler koşup gelmek, başına çökmek manasında kullanılmaktadır. nitekim yukarıda geçen bölümde görüldüğü gibi “koşarak geldiler” (yuhraûne) deniyor.

lut’un karısının, onlarla birlikte kalacağı ve onların başına gelenin onun da başına geleceğinin söylenmesin sebebi nedir? lut’un eşi eşcinsel miydi ki? böylesi bir durumda lut’un onunla evli kalması mümkün olmadığından, tıpkı firavun’un karısı veya ibrahim’in babası gibi bir durum olduğunu görüyoruz. yani lut’un karısı böyle bir şey yapmasa da onlarla birlikteydi. o sınıfın içindeydi ve onlardan sonuna kadar ayrılmamış, yapılanlara en azından ses çıkarmamış, böylece zulme ortak olmuştu.

lut’un “işte kızlarım..” demesi de yöresel kültürden geliyor, “işte kadınlar” anlamında. büyükler kavmin kadınları için “kızlarım” derdi.

elçilerden maksat da melekler değil; yörede bulunan erdemli ve dürüst gençlerin gelip lut’a “bunlarla boşuna nefesini tüketme, yıllardır böyle bunlar, has bahçelerde eğlenirler, bunları bırak başka yerlere git, allah belalarını verir bir gün” diye telkinde bulunanlar olduğu anlaşılıyor.

üçüncü bölüm hicr suresinde:

“elçiler lut’un evine gittikleri zaman, lut “sizi tanıyamadım, galiba burada yabancısınız” dedi. onlar “hayır, biz sana onların şüphe edip durduklarını getirdik. sana gerçekle geldik, emin ol doğru söylüyoruz. dinle şimdi: karanlık bastırınca taraftarlarınla birlikte yola koyul. sen de arkalarından git; arkanıza bakmadan çekin gidin buralardan.” lut’a şunu söyledik: “göreceksin, sabaha buraların yerinde yeller esecek. bu arada şehir halkından kimileri de konukların geldiğini duymuş, koşarak gelmişlerdi. lut onlara “sakın ha! onlar benim misafirlerim, beni rezil etmeyin 69- allah’tan korkun, beni utandırmayın” dedi. onlar “sana elalemin işine karışmanı yasaklamamış mıydık” dediler. lut: “işte kadınlar, eğer niyetiniz ciddi ise” dedi. elçiler “ömrün hakkı için” dediler “baksana hepsi sarhoş, ne yaptıklarını bilmiyorlar.” nihayet tanyeri ağarırken onları korkunç bir çığlık yakaladı. böylece şehrin altını üstüne getirdik. üzerlerine pişmiş çamurdan taşlar yağdırdık… ibret almak isteyenlere bu olayda büyük dersler vardır. kalıntıları halen yol üstünde duruyor. bütün bunlarda imanı olanlar için gerçekten ibret vardır. (hicr; 31-77).

görüldüğü gibi bu bölümün ana teması da göç… lut’a gelen elçiler şehirden gitmesini söylüyorlar. tam da peygamberin artık mekke’den gitmeyi düşündüğü yıllara denk geliyor. önceki bölümde geçen “misafirlerin geldiğini duyunca koşarak gelen ve kapıya dayanan adamlar” bu bölümde de tekrar vurgulanıyor ve bunların kim olduklarına dair biraz daha ayrıntı veriliyor: “seni elalemden nehy etmemişmiydik?” yani insanlara, halka vaaz vermekten, konuşmaktan, bizi eleştirip durmaktan vazgeçmeni söylememiş miydik, sana yasak koymamış mıydık? demek ki bu adamlar şehrin yasak koyucuları. lut’a konuşmayacaksın, kimseye bir şey söylemeyeceksin diye yasak (nehy) getiriyorlar. demek ki bu adamlar sınıfsal olarak ileri gelenler; kavmin kur’an’ın tabiri ile mele-i mürtefi, has bahçelerde eğlenenler. halkın çocuklarını kendilerine “oğlan” yapmak isteyen kudurmuş haramzedeler…

dördünce bölüm enbiya suresinde ve iki ayet:

“lut’a bilgi ve bilgelik verdik. onu çirkeflikler işleyen o beldeden kurtardık. doğrusu onlar çok kötü bir güruhtu, yoldan çıkmışlardı. lut’u sevgi ve merhametle kuşattık. çünkü o iyilik, güzellik ve doğruluk timsali birisiydi.” (enbiya 78).

görüldüğü gibi burada da kavmin ileri gelenleri için pislik (rics), çirkef (habâis), kötü (sûe) ve yoldan çıkmış (fâsık) tabirleri kullanılıyor. peygamber de içinde yaşadığı mekke ilere gelenlerinin pislik, çirkef ve kötülüklerinden işte böyle kurtulacaktır denmek isteniyor.

beşinci bölüm mekke döneminin sonlarında gelen ankebut suresinde:

“lut bir zamanlar kavmine “siz gerçekten çok kötü bir iş yapıyorsunuz. sizden önce kimse bunu yapmamıştı” diye seslendi. devamla “siz hala erkeklere musallat olacak, yol kesecek, meclislerinizde türlü kötülükler işleyip duracak mısınız?” dediği zaman güruhun cevabı “eğer söylediklerin doğruysa getir bize şu allah’ın azabını da görelim” demekten başka bir şey olmadı. lut: “ey rabbim! yozlaşmış ve kokuşmuş şu güruha karşı bana yardım et” dedi. elçilerimiz ibrahim’e müjde ile vardıklarında “haberin olsun, biz bu yerdeki güruhu helâk edeceğiz, zulümleri ayyuka çıktı” dediler. ibrahim: “orada lut var ama” dedi. onlar: “orada kimin bulunduğunu pekâlâ biliriz. merak etme, onu ve ailesini kurtaracağız. ancak karısı kurtulamayacak” dediler. elçilerimiz lut’a gelince onlar adına üzüldü ve telaşlandı. onlar da “korkma ve üzülme seni ve aileni kurtaracağız ancak karın kurtulamayacak” dediler. biz bu yerdeki güruha yaptıkları kötülükleri işler dururlarken gökten pislik indireceğiz. dikkat edin! biz aklını kullanacak bir topluluk için orada bir ibret tablosu bıraktık. (ankebut; 28-35)

görüldüğü bu bölümde hicret zamanı iyice yaklaştığı için azap, helak ve “geride kalanların” ne olacağı anlatılıyor. erkeklere musallat olan adamların kim olduğuna dair de biraz daha ayrıntı veriliyor. bunlar fuhuşa gelen (te’tune’l-fâhişe), bunun için erkek/oğlan arayan (te’tune’l-ricâl) ve amacına ulaşmak için de yol kesen (tegtaûne’s-sebil) ve bunları has bahçelerine/eğlence meclislerine getiren (te’tune fî nâdiye) tiplerdir. kim oldukları gayet açık değil mi?

ayette geçen “te’tune” ifadesi defalarca kullanılıyor. “gelmek” (etâ) kökünden gelen bu kelime gelmek, aramak, getirmek, musallat olmak gibi sonucu başkasını etkileyen aktif/saldırgan/agresif bir çabayı ifade ediyor.

altıncı bölüm mekke dönemin iyice sonlarında gelen neml suresinde:

“lut’a da peygamberlik verdik. bir zamanlar halkına şöyle demişti: “siz, göz göre göre fuhuşa nasıl geliyorsunuz? kadınları bırakıp şehvetle erkeklere mi geliyorsunuz? açıkçası siz arzularına uyan inatçı bir güruhsunuz.” buna güruhun cevabı “şu lut ve taraftarlarını ülkenizden kovun. kendileri çok temiz insanlar ya!” demekten başka bir şey olmadı. bunun üzerine lut’u ve beraberindekileri kurtardık. ancak karısının geride kalanlar arasında olmasını uygun gördük. onların üzerine öyle bir şey yağdırdık ki, bir görseydin, uyarılıp durdukları halde aldırış etmeyenlerin üzerlerine yağan ne berbat bir şeydi! (neml: 54-58)

lut kıssası anlatılırken kullanılan fuhuş, habâis, seyyiât, fısk, zulüm, cehl, musrif, rics gibi tabirler başka peygamberler anlatılırken de kullanılır. lut kıssasında ek olarak “kadınları bırakıp erkeklere gelmek” tabiri geçer.

öyle anlaşılıyor ki lut kavminin ileri gelenlerinin tıpkı eski fars, emevi, abbasi, osmanlı’da olduğu gibi ayş u tarab (işret, eğlence, şarap, oğlan) meclisleri vardı. burada türlü eğlenceler düzenleniyordu. oğlancılık tabir edilen iş de, bu nadiyelerin/meclislerin vazgeçilmeziydi.

şurası unutulmamalı ki kur’an’ın fuhuş, şarap, oğlancılık, kumar, ziyneti (zenginlik) gösterme, altını biriktirme gibi işlere karşı çıkmasının kökünde yatan esas sebep sınıfsaldır. çünkü bunlar genellikle sömürücü üst sınıfların işret meclislerinin vazgeçilmezlerindendi. buradan bunları alt sınıflar işlerce caizdir anlamı tabiî ki çıkmaz. ama bunlar tarih boyunca hep sarayların olmazsa olmazları olduğu herkesin malumudur.

lut kavminde nasıl bir şeyin olduğunu anlamak isteyenler, halil inalcık’ın has bağçe’de ayş u tarab kitabını okumalıdır. aynısının osmanlı versiyonunu görecekler. keza evliya çelebi 17.yüzyıl osmanlı’sında eşcinsellerin (hizyân) esnaftan sayıldığını ve başlarında subaşılarıyla padişahın önünden 500 kişilik bir gurup halinde resmigeçit yaptıklarını seyahatnamesinde anlatır.

sonuç olarak lut kıssasının esas konusu zorbalık ve zulümdür. nitekim “onlar çok zalimlik ettiler” deniyor. zulüm hak yemek demektir. bir yerde zulüm olması için dayatma, baskı, yasaklama, engelleme, yol kesme, ev basma, vurma, öldürme, çalma vs. olması gerekir. lut kavminin ileri gelenleri bütün bunları yapıyordu. ayetler hep onu anlatıyor. oğlancılık kavmin ilere gelenlerinin yaptıklarından sadece birisiydi. helak olmalarının sebebi bunu dayatmaları, zorla herkesi kendi heva ve heveslerinin nesnesi haline getirmeye kalkmalarıydı.

bütün bunlardan kur’an’ın eşcinsel ilişkiyi başkasına dayatma ve zorlama olmadığı takdirde onayladığı anlamı çıkmaz. kur’an’ın kendi inananlarından eşcinsel (homoseksüel) değil; karşıcinsel (heteroseksüel) ilişki istediği ortada. kur’an erkeklerin karşı cinslerini (kadınları) bırakıp hemcinslerine (erkeklere) yönelmelerini hoş görmüyor. yukarıdaki ayetlerde bu apaçık ortadadır. buradan kadınlar için de aynı durum söz konusu olur. yani kadınlar da erkekleri bırakıp kadınlara gitmemelidir.

burada mesele böyle yapmayanların, öyle olmayanların ne olacağıdır?

kur’an’da yasaklanan zulüm ve zorbalık, istenen de karşı cinslerin birbiriyle ilişkisidir.

şu halde eşcinseller zulüm ve zorbalığa yönelirse müdahele edilir, durdurulur. lut kavmi ileri gelenlerinin yaptığı buydu. onlar zülüm ve zorbalığa yöneldiler lut onu durdurmak istedi ama gücü yetmedi.

peki eşcinseller zulüm ve zorbalıkla karşılaşırsa durum yine aynı mıdır? evet. durdurulması gereken eşcinsellerin hem zulüm ve zorbalığa yönelmeleri hem de zulüm ve zorbalığa uğramalarıdır.

kimseye zararı dokunmadan yaşanan bir eşcinselliğe, sırf bize ters diye müdahele edemeyiz. eşcinselliklerini ötekine dayatmadıkça sorun olmaz. kimse kimseye dayatmada bulunmazsa, bence sorun yok.

biz tasvip etmesek de, öyle olmasak da tepelerinde cinsel tercih vekili, din bekçisi veya ahlak polisi kesilemeyiz. herkes tasvip etmediğini zorla ortadan kaldırmaya, baskı altına almaya, konuşturmamaya, susturmaya, yaşanmasına engel olmaya kalkarsa birarada yaşayamayız. eşcinsellerle dayatma olmadıkça birada yaşanabilir.

yaptıkları iş kendi tercihleridir, bizi ilgilendirmez. ötekine dayatmaya dönüşmedikçe mahremiyettir ve kişi ile allah arasındadır. cinsel tercihler dahil hiç bir şeyin bekçisi, vekili ve zorbası olamayız. kur’an üçünü de yasaklamıştır. bize düşen her türden zulüm ve zorbalığa karşı çıkmaktır.

kaynak: ihsaneliacik.com

r. ihsan eliaçık kimdir:

23 aralık 1961’de kayseri’de doğdu.kayseri ve kırşehir’deki değişik okullarda ilk, orta ve lise öğrenimi tamamladı (1980).

erciyes üniversitesi ilahiyat fakültesi’nde okudu (1985-1990). ilahiyat fakültesi’nden ayrılarak bağımsız yazarlık hayatına başladı…

kayseri gündem, değişim, yeryüzü, bilgi ve düşünce, yarın, özgün irade, bilge adam, söz ve adalet, gerçek hayat, doğudan gibi bir çok gazete ve dergide yazıları, milli gazete, star, tempo, zaman, habertürk, sabah, birgün, radikal gibi gazete ve dergilerde söyleşileri yayınlandı.30 yılı aşkın süredir düşünce ve yazı hayatına devam ediyor.

en son yarın dergisi’nde kapanana kadar 4 yıl, genel yayın yönetmenliğini yaptığı söz ve adalet dergisi’nde kapanana kadar 8 ay, gerçek hayat dergisi’nde 2 yıl, haber10.com sitesinde 4,5 yıl yazdı.

halen kendi resmi web sitesinde (ihsaneliacik.org) ve adilmedya.com haber sitesinde haftalık yazıları yayınlanıyor. kitapları inşa yayınlarından çıkıyor. şu ana kadar 22 kitabı yayınlandı. evli ve beş çocuk babası. arapça ve ingilizce biliyor, istanbul’da yaşıyor.
onur ünlü'nün 'itirazım var' filmindeni vaazı veren hocadır, üstattır. islam dini hususundaki ilerici söylemleri sebebi ile uzun zamandır ailesine ve şahsına yönelik ciddi tehditler almakta. memleketin kaybettiğimiz pek çok aydını ile aynı kaderi paylaşmamasını umut ediyorum.

"“ihtiyaçtan fazla mal haramdır, hırsızlıktır. altın ve gümüş, yoksullar üzerinde hegemonya kurmak için kullanılıyor. infak edilmiyor, mülkte şirk koşuluyor. kırkta bir diye bir şey tutturulmuş gidiyor. 'komşusu açken tok yatmamak için zengin mahallelerine taşınanlar var.’ peki sokaktaki açtan, yoksuldan haberiniz var mı? bu dinin klasik fıkıh anlayışı, yeryüzünün sokaklarında aç gezen 1 milyar insan için ne diyor?
o fıkıh, ömer’i vuranların, ebuzer’i çöle gömenlerin, ali’yi hançerleyenlerin, hüseyin’i susuz bırakanların, medine’yi yağmalayarak 900 sahabe kadınına tecavüz edenlerin ve kabe’yi mancınıkla ateşe verenlerin fıkıhıdır. o fıkıhtan bir şey çıkmaz. o, zenginlerin, kodamanların, cariye ve köle sahibi olma peşine düşmüşlerin fıkıhıdır. sultanların, harem ağalarının, zindandan imam-ı azam’ın kırbaçtan morarmış cesedini çıkaranların, kırkta bircilerin fıkıhıdır… ebuzer gıffari’nin dediği gibi 'geceyi aç geçirip de kılıcına davranmayanın aklından şüphe ederim.’”
tüm zorba iktidarlara ve muktedirlere karşı korkmadan ve yılmadan direnebilen aydın bir din bilimci.
kayseri'deki kitap fuarında "dinsiz ateist, kayseri'yi terk et" şeklinde sözlü saldırı sonrası fiziksel saldırıya uğramış. polisin saldırganlara müdahale etmediği, kendisini korumaya çalışan okurların ise darp edildiğini haber edilmiş. saldırganlar gözaltına da alınmamış. olay sonrası bir çok kitabevi ve yayınevi bu saldırıyı protesto etmek için kitap fuarını terk etmişler. şiddete çanak tutuldukça iş daha da çığırından çıkıyor.