ultraviolence

Durum: 4 - 0 - 0 - 0 - 27.07.2015 19:52

Puan: 24 - Sözlük Kezbanı

3 yıl önce kayıt oldu. 5.Nesil Yazar.

Henüz bio girmemiş.

bette davis

hollywood'un kült sinema oyuncusu. devrimci, sansasyonel ve sınır tanımaz bir oyuncu. hem gençliğinde hem de yaşlılığında dramdan korkuya kadar uzanan farklı yelpazedeki rollere hayat vermiştir. 11 oscar adaylığı 2 de oscar'ı vardır.

dana international

dana international kesinlikle bir müzik insanı değildir. ne yüce bir ses ne de muhteşem güzellikle beslenen bir bütünleşiklik. dana international, çağdaşlarının özgür olarak kendini ifade edebildikleri dünyanın zıttında yaşayan bir aktivist.

israil aslında ortadoğu'nun bağnazlığı ile yıkanmış ancak avrupa kültürünün de önünde duramamış bir ülke. israil'de hala kadına ve eşcinsellere bakış çok kötü ve radikal. gaylerin testislerinin ezilmesi cezasının tekrar getirilmesini dillendirenler bile var. işte böyle bir toplumda ilginç bir kadın yetişti. aslında o kadın değil bir erkek. inkaların çift cinsiyeti kutsaması gibi 90'lı yıllarda ne ilginçtir ki doğu avrupa ve ortadoğu da onu kutsadı. israil'de aldığı tüm olumsuz tepkilere rağmen albümlerini çıkardı. her geçen gün kendini yenileyerek daha mükemmele ulaştı. 98 yılında ülkesini israil'i israil'in 50. kuruluş yılında eurovisionda temsil etti. o sıralarda hala avrupa'nın en önemli müzik olayı olan eurovisiona gitmesine ülkesi büyük tepki gösterdi. eurovisiona iğrenç bir dönme mi gidecek hem de israil'in 50. yıldönümünde denildi. fakat gitti kazandı ve yavaş yavaş ortadoğuda arapça,ibranice,hinduca,ingilizce dillerinde söylediği şarkılar,marjinal yapısı ve aktivistliği ile dikkat çekti. ortadoğunun en sevilen şarkıcılarından oldu. ve çok özel partilere inanılmaz yüksek ücretlerle katılıyordu.gidenler bilir. israil'de şu anda çok seviliyor,gaylerin o ülkede daha özgürleşmesini sağladı. çok üst düzeydekiler bile dana international sayesinde eşcinsellerin de toplumda var olabileceğini anladılar.çünkü gözlerine soktu.

dana international'ı yaklaşık 8 yıldır takip ediyorum. müzik olarak çok tatmin etmez,sesi devasa değildir, zaman zaman da aşırı şımarıktır. ama sahnede pırlanta gibi parlar. aslında o boyanın,fırçanın hakim olduğu tablolardan çıkan ilham kaynağı sanat eseri bir kadındır. grace jones,mae west gibi.

eurovision'un 60. yılındaki performansını da anmadan olmaz.

türkiye'de neden ingilizce öğrenemiyoruz

türkçe'nin dil yapısından kaynaklanıyordur. cümleler türkçe'de özne tümleç yüklem şeklinde giderken ingilizce'de özne yardımcı fiil fiil tümleçler gelir. zaman ekleri türkçe'de sondan eklenirken ingilizce'de yardımcı fiillerle sağlanır. yetenek, olasılık ne varsa bildiğiniz gibi bizde sondan eklemeli onlarda yardımcı fiille halledilir. batı dilleri birbirine çok benzediği için kalıplar daha kolay akıllara yerleşir erkenden ingilizceleri serpiliip yeşerir. ayrıca bizim dil öğretme tekniğimizde de hala sıkıntı vardır. aşırı derecede grammere yüklenip bir bebek nasıl dil öğrenir gerçeğini hep atlarız.

sonunda da 5 dil konuşan avrupalı bir gence gıpta ile bakmaktan başka çaremiz kalmaz.

mysterious skin

izlediğim en dramatik eşcinsel temalı filmlerden biridir. mysterious skin, sinefillerin zihninde uzun süreli çalkantılara yol açacak kadar görülmemiş düzeyde bir dram.

yeraltı edebiyatı, alternatif sinemayı besleyen önemli kanallar oluşturmaya yıllardır devam ediyor. bir rüya için ağıt, dövüş kulübü, yolda gibi önemli edebiyat örneklerini kimi zaman yumuşatarak, kimi zaman da gazlı bezle dağlayıp özgünleştirerek sinemada yer edinmeye çalışan yönetmenlerden biri de şüphesiz gregg araki. kesintili sinema kariyerine her ne kadar kaboom gibi bir sci-fi, smiley face gibi başarısız bir komedi sokmayı başarsa da gregg araki en çok mysterious skin filmiyle salonlarda sesini çıkarabildi.

mysterious skin, scott heim'ın romanından 2004 yılında uyarlandı. filmden üç sene önce fransız yapımı a ma soeur! (kız kardeşim) filminin yarattığı çocuk istismarı sansasyonun gölgesi henüz kalkmamışken, yasaklar bu sefer de gregg araki'yi buldu. mysterious skin, çocukken uğradıkları ağdalı taciz öyküsünün ardından hayatlarının değişimini kontrol edemeyen iki gencin öyküsü üzerine kurulu. neil ve brain bir birlerinden habersizce uzun yıllar boyunca farklı yollar çizmiş, ancak bu yolları tamamen başı bozuklukla giden bir batağın içinde seyretmiş. neil yaşadığı travmayı bedenini "büyük gaylere (daddy)" satarak dışa vururken; brian ise içine kapanıp eşcinselliğini sorgulamanın acısını atlatamayan on üç yaşındaki bir ergen halinde kendini paketlemiş. yollarının kesişimi ise ilginç bir şekilde brain'ın çevresindeki dinamiklere verdiği içsel yanıtlarla başlıyor. kabusları onu merağa sürüklüyor. parçaları birleştirip, batılla aralarına tutkal sürdüğü yapboz yavaş yavaş şekilleniyor.

filmin ilerleyen sahnelerinde ise aynı noktadan başlangıç aldıkları ve eğer bir son ise birbirlerinde buldukları "son", bir downtown amerika dumanında sunuluyor. filmin işlenişindeki cesaret, şiddet dolu cinsellik sahneleri ve neil'in daddyler ile olan batak muhabbetleri bir yeraltı sinemasının gerektirdiği ölçünün de üstünde ve realizmi epik bir şekilde göze sokan tamamlayıcılar olmuş.

belki de işlenişteki tek eksik yön eşcinsel hayatın siyahlarla ve tekrar siyahlarla işlenişi olmuş. bu kadar renkli bir hayat, arka plan olarak da olsa kimi zaman yükselen coşkulara izin verecek ölçüde iyimser. eric ile bu gözlemin üstesinden geleceğini düşünen yönetmen, bu konuda daha iyisini gördükten ( angels in america - jeffrey wright) eric'in ne kadar eğreti durduğunu daha iyi farketmiş olmalı. fakat eşcinsel genel kanının aksine kızların bu dünyanın derinine inmeye olan merağını ve bu merakla yakaladıkları yüzeyselliği deborah karakterinde tam olarak gösterebilmiş.


Henüz bir favori entry yok.

Toplam entry sayısı: 4

Henüz takip ettiği biri yok.
Henüz takip eden biri yok.