didem madak

"aramıza giren zamandı, biliyorum kanatları vardı
kim bilir bu gidişin dönüşü olacak mıydı?"

*bizden başkalarına, onlara, çocuklara'dan...
"bay keltoşa hayatımı anlatacaktım
emekli bir yanardağ olduğum halde
kendime karmen süsü verdiğimi,
bütün gün esneyerek pencerede oturup,
boing bilmem kaçı ile pike yapıp duran yaşlı pilotla kesiştiğimi
gülveren bayanlar cemiyetinden ihraç edildiğimi;
elmasoyanlara kabul bile edilmediğimi
hepsini, hepsini anlatacaktım."

*sevinçli kedi*
"şiirsizim
bu şiir senin ismini ağrı koyar mıydı sanıyorsun istanbul
ben bu şiiri kusarak yazdım."


buralardan terk-i diyar eyleyen güzellerden biri daha.
en sevdiğim şiirlerden biri de didem madağın "mutsuza kim bakacak?" şiiri.


iki sigaram kaldı bu gece için maviş anne
iki muhabbet kuşum.
iki kendim varmış maviş anne
biri benmişim, biri mutsuz
ben ölürsem maviş anne, mutsuza kim bakacak?
dünyaya bile bir dünya anne lazım.
biri sen ol maviş anne, biri ben.
dünyanın bütün sabahlarına iki bilet al da
birlikte gidelim maviş anne
bana da kendi serüvenimden bir yer ayırt,
şefkate söyle o da gelsin.
özledim onu, o da gelsin saçlarıma dokunsun
bilir misin, büyüler bile ninniyle büyür
temiz kokan pazen gecelikler, şehriye çorbası...
hepsi, hepsi ninniyle büyür.
bilir misin maviş anne?
ben çekildiğim her fotoğrafta
defolu bir kelebek gibi çıkarım.

mavi kareli gömleğiyle hatırladıkça babamı
kırpıp kırpıp fotoğrafları, döküyorum başımdan aşağı
sanırım ben assolist oldum maviş anne
şimdi mutluyum
geçmişini mi yok ettin kızım diye soran
bir babadan kurtuluşumu kutluyorum
babama söyle, o gelmesin maviş anne
birileri mutsuzsa, mutsuzlara nergis yolla,
bir kırmızı battaniye,
onlara bir mutluluk çadırı yolla
sonra belki, ben de gelirim

kuşlarımı da bırakayım gitsinler
dışarıda ölürler mi sence
postacı mektup bile getirmezse onlardan
ben bir anne gibi ağlarım sonra
bırakmayayım, gitmesinler bari maviş anne
ölürler yazık dışarıda!
onlar birer yıldız olursa
biri mavi, biri yeşil
ben onlara bakarım maviş anne.

kalbimi de büyüttüm sonunda
artık bazen gözlerime tırmanıp bakıyor sokağa
kirpiklerime tutunuyor, o ince parmaklıklara
öyle çok büyüdü yani, görsen şaşarsın.
kalbim sanırım büyüyünce
sokaklarda ağlayan biri olacak
rezillik yani maviş anne!
kalbim komik kaçacak
kaçmaması için sen en iyisi kalbime de
benim serüvenimden bir yer ayırt
aman, mutsuz bir yer olmasın!

iki sigaram kaldı bu gece için
yüzyıl yetecek çocukluğum,
iki muhabbet kuşum,
biraz da ateşim var.
dua ediyorum ateşe
vazgeçsin diye beni yakmaktan bu gece
dünyanın bütün sabahları için iki bilet al maviş anne
aman umutsuz bir yer olmasın!

iki kendim varmış maviş anne
biri benmişim biri mutsuz
ben ölürsem maviş anne, mutsuz için
dünyanın bütün sabahlarına bir bilet al.

ben ölürsem mutsuza iyi bak!
(bkz: enkaz kaldırma çalışmaları )

asaletim de sizin olsun baylar, rezaletim de!
beni bir sütyen lastiğiyle asın
"hangi yaşta ne şekilde ölürsem de bu devlete, bu düzene ahım var. kaderden değil, katlimden bilin. çok gördükleri mutluluktan. hakkım helal değil."
"insanlar öldüler, hep öldüler, bir gün öldüler anlaşılmaz!
gecenin çekmecesinde unutuldular sonra
bir inci kolye gibi dağılmış boncukları"
müjde bilir'in aktardığı üzre; sylvia plath'in, annesiyle aynı kaderi paylaşan, oğlu nicholas'ın intihar ettiğini duyduğunda bir şiir yazar adı "nicholas'ın ölümü" olan. bir zaman sonra, birçok şeye kızdığından, bir gece yarısı şiiri yırtıp çöpe atar.

24 temmuz 2011'de sylvia plath ile olan randevusuna geç kalmamak için bu diyarlardan ayrıldığında, didem madak'ın şiiri okuduğu şair arkadaşı zeynep köylü şiirin aklında kalan tek dizesini sayıklar durur:
"sylvia uyan! nicholas sütünü içmedi!"



yayımlanan son kitabının* son paragrafı şöyledir:
" acı aniden diner yağmurun dindiği gibi
bazen sadece tanrı öyle istediğinden
sadece bir mağarada resim çizerim belki
rüyaların büyük harfle başladığı bir ülkede
üstümden kaldırılmış bir ölü var
ahbap senin istediğin o mu?"
bu kadar yoğun sorumluluk gerektiren hayatında depresyonu hayatının bir parçası yapıp bunu en az kendisin de sevdiği sylvia plath kadar içselleştirmiş yazar.
siz aşkı ne bilirsiniz bayım? aşkı didem bilir yalnız
annem çok sevmelerin kadınıydı
...
bildiğim her şeyi severdi. bana da sevmeyi öğretti.
öyle az buz değil, 'çok sev’ derdi.
annem gibiyim artık.
az sevme bilmiyorum ben.
çok sevdiğimdendir bu kadar incinmem. ahlar ağacı
ben yaşlandığımı düşünemiyorum, kesin o çılgın ninelerden biri olurum derken, o günleri göremeden aramızdan lanet olası kanser yüzünden ayrılan şair, bu hayatın dertlerini çok fazla yüklendiği için biraz dinlenmek üzere gitmiştir kanımca ama yokluğu hissedilendir, geç keşfettim ben kendisini, benim ayıbım ama ne zaman bu videoyu izleyecek olsam, o güzelliğin aramızda olmadığını düşünüp boğazsım düğümleniyor.


en sevdiğim şiirlerinden biri:

siz aşk'tan n'anlarsiniz bayim?

çok şey öğrendim geçen üç yıl boyunca
alt katında uyumayı bir ranzanın
üst katında çocukluğum...
kâğıttan gemiler yaptım kalbimden
ki hiçbiri karşıya ulaşmazdı.
aşk diyorsunuz,
limanı olanın aşkı olmaz ki bayım!

allah'la samimi oldum geçen üç yıl boyunca
havı dökülmüş yerlerine yüzümün
büyük bir aşk yamadım
hayır
yüzüme nur inmedi, yüzüm nura indi bayım
gözyaşlarım bitse tesbih tanelerim vardı
tesbih tanelerim bitse gözyaşlarım...
saydım, insanın doksan dokuz tane yalnızlığı vardı.
aşk diyorsunuz ya
ben istemenin allahını bilirim bayım!

çok şey öğrendim geçen üç yıl boyunca
balkona yorgun çamaşırlar asmay
ki uçlarından çile damlardı.
güneşte nane kurutmayı
ben acılarımın başını
evcimen telaşlarla okşadım bayım.
bir pardösüm bile oldu içinde kaybolduğum.
insan kaybolmayı ister mi?
ben işte istedim bayım.
uzaklara gittim
uzaklar sana gelmez, sen uzaklara gidersin
uzaklar seni ister, bak uzaklar da aşktan anlar bayım!

süt içtim acım hafiflesin diye
çikolata yedim bir köşeye çekilip
zehrimi alsın diye
sizin hiç bilmediğiniz, bilmeyeceğiniz
ilahiler öğrendim.
siz zehir nedir bilmezsiniz
zehir aşkı bilir oysa bayım!

ben işte miraç gecelerinde
bir peygamberin kanatlarında teselli aradım,
birlikte yere inebileceğim bir dost aradım,
uyuyan ve acılı yüzünde kardeşimin
bir şiir aradım.
geçen üç yıl boyunca
yüzü dövmeli kadınların yüzünde yüzümü aradım.
ülkem olmayan ülkemi
kayboluşumu aradım.
bulmak o kadar kolay olmasa gerek diye düşünmüştüm.
bir ters bir yüz kazaklar ördüm
haroşa bir hayat bırakmak için.
bırakmak o kadar kolay olmasa gerek diye düşünmüştüm.

kimi gün öylesine yalnızdım
derdimi annemin fotoğrafına anlattım.
annem
ki beyaz bir kadındır.
ölüsünü şiirle yıkadım.
bir gölgeyi sevmek ne demektir bilmezsiniz siz bayım
öldüğü gece terliklerindeki izleri okşadım.
çok şey öğrendim geçen üç yıl boyunca
acının ortasında acısız olmayı,
kalbim ucu kararmış bir tahta kaşık gibiydi bayım.
kendimin ucunu kenar mahallelere taşıdım.
aşk diyorsunuz ya,
işte orda durun bayım
islak unutulmuş bir taş bezi gibi kalakaldım
kendimin ucunda
öyle ıslak,
öyle kötü kokan,
yırtık ve perişan.

siz aşkı ne bilirsiniz bayım
aşkı aşk bilir yalnız!
ben istemenin allahını bilirim, dizesinin sahibesi.