gereksiz yere yabancı dilde konuşma ve yazışma ihtiyacı duyan insan

hadi date, oral exam filan bir yere kadar da " drinklerimizi alalım" ne ya??!!! yavsak, drink ne lan?!! sırf sosyete olacağını sanmak gibi temellere dayanmayan bir saçmalık uğruna tüy dikiyorsunuz ya...!!!*
seneler önce yazlık bir belde de, sosyetik olduğu ve hatta hani şu kokoş denilen tabiriyle her haliyle belli olan kadın ve yanındaki bir kaç insanla yolda yürürken habire, please şunu yap, please bunu yap dediğini duyduğumda, amk karısı her şey türkçe tamam da lütfeni neden ingilizce söylüyor deyip söylenmiştim, o kadarını bizde biliyoruz salak karı derken yanımdaki arkadaşın "filiz" diyor olum ne please'i dediğinde yerlere yatmıştık. buda böyle bir anım işte.
kimileri için iş hayatının getirisidir. her gün sabahlara kadar ingilizce rapor yazan, mailleşen insanlar kendilerini yabancı bir dilde ifade etmeyi daha kolay bulmaya başlayıp anadillerini eskisi gibi kıvrak kullanamazlar. bundandır ki mesela ben ve pek çok iş arkadaşım türkçe rapor yazmamız istendiğinde istediğimizi bir türlü anlatamayız.

bir anımdan alıntı yaparsak, bir satışı "drive" etmenin türkçesini 15 kişi bulamamıştık. tetiklemek desek değil, önderlik etmek desek değil. çünkü türkçesi drive etmek. lütfen aranızda alternatif türkçe bir karşılık öneren varsa buyursun...
gereksiz yere eleştirilen insan. okulda tüm derslerini ingilizce gören, çalıştığı şirkette sürekli ingilizce sunumlar, raporlar hazırlayan biri olarak mümkün olduğunca dikkat ederim türkçe kelimeleri kullanmaya. hem konuşurken hem de yazarken bir nevi tdk gibi davranırım. sosyal medyada yaptığım paylaşımlarda bile oldukça dikkatliyimdir. ancak bazı kelimeler var ki türkçe'de karşılığı yok kesinlikle. konuşmasının arasına ingilizce kelimeler sıkıştıran insanın amacı da hava atmak değildir çünkü o kişi ingilizce biliyor olmanın hava atılacak bir şey olmadığını zaten biliyordur.

ayrıca şöyle de bir durum var ki konuşmanın veya yazışmanın içine ingilizce kelimeler yerleştiren insanların eleştirildiği yukarıdaki entrylerin (yazar burada entry diyerek hava atmaya(!) çalışmıyordur) neredeyse tamamında yazım yanlışı var. ayrı yazılması gereken -de/-da eklerinin bitişik yazılması, entry boyunca ü, ç, ö gibi türkçe karakterlerin kullanılmaması, özel isimlerden sonra gelen çekim eklerinin kesme işaretiyle ayrılmaması, ayrı yazılması gereken "bir şey" kelimelerinin bitişik yazılması gibi bir sürü hata var.

o zaman adama derler ki eğer bu kadar sahip çıkmak istiyorsan diline önce kendin nasıl kullanılacağını öğren sonra başkalarını eleştir. ben konuşmanın gerektirdiği yerde ingilizce kelimeler kullanıyor olabilirim ama burada ahkam kesen birçok insandan daha düzgün türkçe kullanıyorum. evet, şimdi gelebilir eksi oylarınız.
şubat ayının ikinci haftası tatilimin istanbul ayağında gittiğim küçükbeyoğlundaki partide ayı mı lan bu dediğim varlıksının ( neden varlıksı dediğimi birazdan anlayacaksınız sabır ) birkaç kez bakışmamızdan sonra dan diye yanımda bitip tuhaf tuhaf kafa sallayarak dans ederken kendisini ingilizce tanıtıp polonyalı oldugunu söyleyip benden yüz bulamayınca uzaklaştı ve bir ara hava almak için dışarı çıktığımda mekanın karşısındaki basamakta pipomu yakmaya çalışırken gelip türkçe yakabileceğini söyleyip benle türkçe konuşan ve yine yüz bulamayıp giden varlıksı örneği ağzının ortasına kürekle vurmayı hayal ettiğim insanlar
okulda hocalarının türkçe soru sorduklarında öğrencileri yok sayması, çalıştığı akademik ortam içinde türk öğrenci/hoca/hademe sayısının sıfıra yakın olması.
günlük hayatında işiyle sürekli haşır neşir olması, işinin sürekli olarak uluslararası bir platformda olması ve nice sebeplerden ötürü sabah marketten alışveriş yaparken kasiyere bile farkında olmadan ingilizce cevap veriyor olmasını bazen tetikleyeiblir...

o insanları aşağılarken kendi kibrini ortaya koyma ey yazarcan...
bırak o havasını attığını sansın belki yarası derindedir...

sağdan soldan duyduğu iki yabancı kelimeyi anlamlarını bile bilmeden kullananlar vardır ki en tehlikeli cinstir. yazarken de yanlış yazarlar ama yine de inatla kullanırlar.
gereksiz insanlardır efenim. kafaya takmak gerekmez öylelerini.
genel kültürünü yabancı kelimelerle göstermeye çalışır, buna çabaladıkça da abartır ve çekilmez bir hale gelir.
şey bir dakika bakar mısın ? -please-
bu olay burda bitti -ok- mu ?
ay ne dedin -really ?-
gibi örneklerinin çoğaltılabilineceği sevimsiz ve seviyesiz bir durum .
14 yıl boyunca ingilizce dersi alıp 2 (iki) tane doğru düzgün ingilizce cümle kurmayı beceremeyen cahil, rezil, varoş insanları irrite eder. kendi anadilini doğru düzgün bilmeyen yabancı dil de öğrenemez zaten. yassık...
ne kadar gereksiz olduğu yargılanmadan ne iş yaptığı sorulması gereken insan. bir toplantı esnasinda ingilizce-rusça-türkçe-kazakça-arnavutça-sırpça ve çince konuşmaya 2 saat boyunca maruz kalınca kendi dilimi unutacak hale geliyorum. an ııitibariyıe grubumda türk-rus-kazak-arnavut elemanlar var. yügane ortak dilimiz ingilizce. gün boyu onlarca farklı milletten insanla ilişki halinde olduğumdan babil kulesinde hallice bir işim var. projecilerimiz abd-kanada-rusya-almanya-britanya-italya-türkiye-çin-kazakistan-slovenya olmak üzare 11 farklı ülkeden. ve proje gruplarinin küba'dan iran'a uzanan bir skalada eleman havuzu var.

devamlı türkçe-ingilizce ve az çok tarzanca anlayıp konuştuğum rusça arasında atlama yapmak zorundayım. o yüzden kimse kalkıp akşamları bana neden konuşurken yabancı sözcük kullanıyor demesin, ön yargıdan önce empati. *
çoğu zaman gereksiz yere bu ihtiyacı duymaz, eğitimi/işi/hobileri ingilizce odaklı olduğu için beyni ona alışır.
ingilizcesini söyledikten sonra "ay türkçesi neydi eheh" diyip iltifat bekleyen insandır. ingilizce mi konuşmuş benim haspaam diyerek çok güzel iltifat edilebilir.
uluslararası firma/kuruluşlarda çalışmanın getirdiği dezavantaj..
lise yıllarında matematik , fizik, kimya gibi dersleri ingilizce okuduysaniz oluyor yıllar geçse de insan bazen beynin de ingilizce cümle kurabiliyor ya da çocukluk dönemlerini başka bir ülkede geçiren kişilerde olabiliyor mesela almanya da doğmuş arkadaşlarım tatlim yerine " shatz " falan diyorlar beni rahatsiz etmeyen durumdur . karşıdaki insan ne demek istediğinizi anliyorsa sorun yok ! bunu gösteriş için yapan var mıdır muhakkak vardır ama ben onun yerinde olsam farsça arapça osmanlıca kelimeler koyarım cumleme havai durmak yerine daha ciddi durur gibi geliyor bana .sonucta herkesin elinde akıllı telefonlar var bir şekilde hemen hemen herkes çabalarsa kendini çat patta ingilizce ifade edebilir .

dillere de hiç takılmadım isteyen kürtçe konuşur isteyen rumca isteyen ingilizce bir şekilde ortak paydada buluşup anlaşılabiliyorsa sorun yok
özellikle yapanlar da var tabisi ama büyük ihtimalle eğitim ya da iş sonucu oluşan durum. yoğun ingilizce kullanımın böyle bir sıkıntısı oluyor cidden. kelimelerin türkçesi aklınıza gelmiyor.
2013 yılında gezi sonrası coşkuyla geçen onur yürüyüşünün ardından gidilen sugar cafe’de –ahh ahhh orası da yalan oldu gitti-tanıştığım,bayıldığım ve gecenin finalini beraber yaparız diye düşündüğüm çocukla konuşurken-bir yandan da sürekli içerken-onun tanıdığı bir çocuk daha geldi yanımıza,üçümüz yürüyüş ne güzeldi yaa falan diye sohbet ederken o bayıldığım çocuğun kafa bir anda gitti, yanımıza gelen arkadaşının anlattıklarını nedense bana ingilizceye çevirmeye başladı,önce geyik sandım,sonra afalladım,birkaç kere sordum napıyorsun falan diye ama adam kasa kasa her şeyi ingilizceye çevirmeye devam etti,ben de daha fazla kasmadım ve tüy oldum.ne oldu da öyle oldu hala çözemedim ama bundan daha gereksiz yere yabancı dilde konuşmak yoktur herhalde.
  • /
  • 2