the normal heart

2014'te hbo'da gösterilecek eşcinsel temalı amerikan dizisi. konusu 1980'lerde aids'in en çok aldığı yıllarda bir grup eşcinselin hayatını ve aids ile mücadelelerini içermektedir. mark buffalo, jonathan groff, julia roberts gibi isimleri oyuncu listesinde görmek mümkün.
larry kramer'ın 1985 yılında tiyatro oyunu olarak yazdığı, hafızam beni yanıltmıyorsa, 25 mayıs'ta hbo'da tv filmi formatında yayınlanmış, 80lerde aids hakkında bilinçlenmeye dikkat çeken film. yapımcılığını ryan murphy üslenmiştir.
11 dalda emmy'e aday gösterilmiş olan ve 80lerin başında, eşcinsellerdeki seks özgürlüğünün oldukça artmasından mütevellit* patlak veren aids hastalığı hakkında, yürek burkucu, bilgilendirici* ve birçok anlamlı, başarılı repliğe sahip; olağanüstü bir film.

you cannot force the goddamn sun to come out!
kesinlikle izlenmesi gereken bir film olarak düşünüyorum,bana olan birçok katkısı da bulunmakta.izleyin izletin canlarım.
"bir savaşı kazanmak için bir savaş başlatmalısın" mottosuyla bile insanda bi şeyleri değiştirebilecek tv filmi.
blogumda yorumlamıştık:
http://bir-tirtil.blogspot.com.tr/2014/0...
filmi sonunda izleyebildim ve gerçekten çok güzel. bırakın filmlere ağlamayı gerçek hayatta bile ağlamam, filmi gözlerim dolu dolu seyrettim. milk'ten beri beni böyle etkileyen bir film olmamıştı ki milk'ten bile daha iyi. 66 emmys'de aldığı en iti tv filmi ödülünü sonuna kadar hak etmiştir.

--- spoiler ---

ilk başra mark ruffalo'yu beğenmesem de filmin devamında gerçekten çok başarılı buldum. diğer oyuncu seçimleri de gayet başarılı, hatta jim parsons'ın oynadığı tommy'e bile gıcık olmuşken sonrasında gülümsetti. julia roberts zaten burada rolünun hakkını fazlasıyla vermiş. hikaye bahsedilmiş, 80lerde aids'ın ortaya çıkışı ve bununla ilgili farkındalık uyandırmak, tedavi bulunması için devletin dikkatini çekmeye çalışan ned weeks etrafında gerçekleşiyor. 1,5 saatlik filmleri zar zor izleyen birisi olarak 2 saat 14dknın nasıl geçtiğini anlayamadım. olay örgüsü çok güzel, özellikle de o zamanlar herkesçe düşünülen gaylerin aklının fikrinin seks olduğu olgusunu kırmaya çalışması, hele de böyle güzel bir aşk ile beni 12den vurdu. güzel bir aşk hikayesine her zaman tavım. zaten matt bomer'a diyecek bir şey yok. o aşkını itiraf etmesi, şirinlikleri...o hastayken ben üzüldüm, o gözlerinin feri giderken benim gözlerim doldu o kadar gerçek, o kadar güzel bir aşk hikayesini de barındırıyor ki film.

hele felix'in hastalığı, son 30-40 dk, o banyo sahnesi ve son 10 dk... o kadar duygu yüklü, o kadar anlamlı ki. gerçekten tam olarak o duyguyu ifade edebilecek bir kelime bulamıyorum.


--- spoiler ---

bilmiyorum, belki de beni bu kadar vurmasının sebebi o uğruna beklenen aşkın sonunda gerçekleşmesi, bunu bulma duygusuydu. buna her ne kadar inancımı kaybetsem de film o 1.saatte beni kendine bağladı, hele de zaten bu aşkın kahramanı o masmavi gözlü matt bomer olunca... hayaller gerçek oldu gibisinden. zamanınızı ayırın ve muhakkak izleyin.
direnişin o biçimi diyebileceğim bir film. ayrıca film sonrası depresif halimle paylaştığım instagram yazım aşağıdaki gibiydi

gecenin hüznü the normal heart
gecenin dersi "fazla seks yaparak aşkı bulamazsınız"
sürükleyici ve milk'e fazlasıyla benzettiğim film. içinde geçen bir diyalog fazlasıyla düşündürücü. "gizli olan her gay, bu ölümlerden sorumlu."
tanım: "olmuş bu!" denebilecek bir film. bir tv filmi olmasına karşın, sinema filmi havasında, film gibi bir film.

bir tiyatro oyunundan uyarlama olarak da oldukça başarılı. tüm oyunculuklar mükemmele yakın. özellikle the big bang theory'nin sheldon cooper'ını yani jim parsons'ı izlemek keyifliydi benim için. filmi izlemeyi az önce bitirdim. kesinlikle tavsiye edebileceğim bir film.

filmde geçen bir öfke krizinde, bir ara eşcinseller için toplama kampı kurulabileceğine dair, kehanetvari laflar edildi. insan düşünmeden edemiyor. acaba aids çok daha bulaşıcı olsaydı, bahsi geçen kamplar kurulur muydu?!

filmin müziklerinde kullanılan 1980'lerden kalma şarkıların seçimleri de harikaydı; özellikle " i will survive"...
ay bak gelecek hafta ilk testimi yaptırıcam, yine aklıma geldi. ben bu filmi izlerken o kadar ağlamıştım ki, annem uykusundan uyanıp odama dalıp kimin öldüğünü sormuştu. garip bir andı, çünkü gerçekten birileri ölmüştü, çok insan ölmüştü ama bunu anneme nasıl anlatabileceğim hakkında hiçbir fikrim yoktu.
bir grup eşcinselin doğal seçilim ve heteroseksizm ile giriştiği savaşı anlatan inanılmaz bir duygu yoğunluğuna sahip film. gözlerim dola dola izledim sonuna kadar.

--- spoiler ---

doğal seçilim: hiv virüsünün evrimi.

heteroseksizm: beyaz saraydaki o.ç.

evet, izleyenler anlamıştır. hangisi daha masum bir düşman, insanın kendisi bu sorunun cevabı.


--- spoiler ---