babanın trafik kazası yapması

26 kasım da yaşadığım elim olay, hatta olaylar örgüsünün başlangıcı.
sabah 06.00
halamdan gelen telefon ile durumu ağırlaşan babaannemin ölüm haberi üzerine yola çıktım, babamı aramak aklıma bile gelmedi, nasılsa bir haber veren olmuştur diye düşündüm belkide şimdi hatırlayamıyorum.
sabah 06.48
babam arıyor !
-efendim baba
-nerdesin
-imamoğluna varmak üzereyim ne oldu ?
-kaza yaptım, bir yaya arabaya çarptı!
-nasıl yani ? nerede? sen nasılsın? adam nasıl?
-öldü?
-geliyorum!
hiç bu kadar hızlı araç kullandığımı hatırlamıyorum, birkaç arkadaşımı arayıp yardım istedim. olay yerine ulaştığımda babamın aracını görünce aracın takla attığını düşündüm. tüm camları kırılmış, tavan sacı çökmüş, farlar ve tüm stop lambaları kırılmış, aracın sağ taraf kaportası içine çökmüştü. aracın biraz ilerisine park edip, olay yerine yürüdüm ve ilk jandarmaya;
- şoför nerde ?
-şoför yok çekil!
-ben oğluyum gösterin arabaydaysa !
o an karşıdan gelen rütbeli koluma yapışıp beni aracıma doğru sürükler vaziyette götürürken
-sen salak mısın git buradan şoför kaçmış!
size saçma gelebilir ama tüm bunlar ağır çekimde oluyormuş gibi geldi o an. komutanın sarsmasıyla irkilmem, yerde cesedi görmem, etrafımda bana doğru gelen kalabalığı fark etmem, aracın aslında ölen kişinin yakınları tarafından bu hale getirildiğini anlamam aynı birkaç saniyeye denk geldi. komutan aracıma bindirdi ve git dedi! o anda babam aradı ve en yakın jandarma karakoluna sığındığını söyledi.
karakola ulaştım henüz karakol komutanı gelmemiş babam nöbetçi komutan ile bir odada, içeri girdim, şaşkın, korkmuş, yüzü gözü şişmiş kan revan içinde.
-nasıl oldu
-normal giderken karşıdan köy yoluna dönmek için iki araç sinyal verip yolun orta boşlukta durdu, bende birden çıkarlar diye yavaşlayıp sağ şeride geçtim. araçları geçtim yaklaşık yirmi metre sonra sol cam üzerime patladı, birşey atıldı sandım. ilerden dönüp geldim yolda bir adam yatıyordu. bu arada işçi taşıyormuş minibüsler, adem de elcisiymiş işçilerin, köy yolunda durdular, insanlar geldi baktılar, acili jandarmayı arayıp yardım istedim. öldüğünü fark edince saldırdılar bana ellerinden birileri aldı beni buraya geldim.
-adam nasıl sol kapıya çarpar? hadi çarptı cam nasıl patlar? adamın öldüğünü nasıl anladılar?
-boynu kesilmişti kan kaynıyordu, bilmiyorum.
arkadaşlarım yanıma geldiler bu arada olay tamamen muamma, karakol komutanı gelince işlemler başladı, alkol muayenesi, karakol ifadesi ardından savcı ifadesi.
o ana kadar ne yapılması gerekir bilemiyor adem oğlu. sadece bir suru şey geçiyor aklımdan kimdi bu adem, evli mi, çocuğu var mıydı, o saatte orada ne işi vardi, araca nasıl yandan carpar vb
savcı babamın ifadesine inanmıyor çünkü cesedin yeri babamın tarifi ile uymuyor, bu arada emniyet görevlisi arkadaşım olay yeri inceleme ekibi getirtti ve onlarda dahil oldular duruma. işin rengi bundan sonra daha da değişti.
babam darp edilip olay yerini terk edince, bu "çok üzgün" yakın akrabalar cesedin yerini değiştiriyorlar. yolun sol şeridinde duran cesedi kaldırıp orta refuje taşıyorlar ve yayaya burada çarptı diyorlar, aracı da buna uygun şekilde tahrip ediyorlar. tüm bunları uzmanlar anladı ve kaza raporları tekrar değişti, bu şekilde babamın ifadesi ile birebir uyar hale geldi.
tüm bunları duyana kadar gerçekten üzülmüstüm ölen adem ve yakınları icin, o an nasıl bir profesyonellik bunu gerektirir diye düşünmeye başladım.
hafta sonu olduğu için o gece nezarethanede kaldı babam tabi bende oda katılamadık babaannemin cenazesine.
ertesi gün mahkeme süreci oldu, avukatımız dahil hiç kimse serbest bırakılmasını beklemezken acil ve jandarmayı kendisinin araması, cana kasıt olduğu için olay yerini terk etmesi ve gelip karakola teslim olması, 67 yaşında olması, kanser hastası olması durumlarını göz önüne alan hakim denetimli serbestlik ile serbest bıraktı. biz apar topar taziye evine gittik tabi.
hani derler ya yaramdan değil sorandan usandım diye tam o durum aynı olayı her kişiye tekrar anlatmaktan helak olmuşken bir telefon aldım. bana ölen kişinin yakını ve köyünün muhtarı olduğunu söyleyen biri;
"biz siirt/pervari den geldik, bari taziye evine gelseydiniz, bu adamın 7 tane çocuğu var, bunlar ne olcak? yanınıza kalır sanmayın, bunun kardeşi dağda, devlet sizi koruyamaz"
içerikli cümlelerle bir dolu tehdit sıraladı, o an aklıma sadece "ne derece profesyonel olduğunuzu cesedin yerini değiştirmeniz den anladım " demek geldi ama malum birinin alttan alması gerekli. bizimde cenazemiz olduğunu, aracımızı o hale getirdikten sonra canımı yolda bulamadığım için taziyeye gitmedigimi, bunları şuan konuşmanın uygun olmadığını, durumun zaten mahkemeye yansıdığını isterlerse ayrıca şikayetçi olabileceklerini izah ederek kapattım. avukatı aradım durumu anlattım. mahkeme sürecinin beklenmesi gerektiğini kimseye maddi manevi bir söz vermemem gerektiğini, amaçlarının para almak olduğunu, zaten sigortadan bu tazminatı alacaklarını söyledi. tabi bunlar insanı pek rahatlatmıyor.
bu durumda çevreden gerekli gereksiz bir sürü konuşan adem çıkıyor, ama iş birşeyler yapmaya gelince kimse yok ortada.
ertesi gün bu muhtar yine aradı ve kaza raporunu istedi, avukata sordum isterse bir yakını gidip savcılıktan alır siz alıp veremezsiniz dedi. aynı şekilde iletmeme karşın ısrarla 4 gün daha arayıp vazgeçtiler. ben bu arada sigorta uzmanları ile görüştüm ve çok farklı durumlar öğrendim. ben verilecek tazminatın hakim tarafından karar verilen bir rakam olduğunu düşünürken, hakimin sadece kazada kusur oranını belirlediğini, tazminatın ise uzmanlar tarafından hesaplandığını öğrendim. tazminat hesaplanırken örneğin bir doktorsa; bu adem okurken ne harcadı, ailesi devlet buna ne yatırım yaptı, kendisinin devlete faydası, verdiği vergi, bakmakla yükümlü olduğu kişiler vb göz önüne alınıyormuş. işin boktan tarafını uzman şöyle özetledi;
-sizin adem muhtemelen yeşil kart alabilmek için gelir testinde sıfır kazanç belirtti, sigortası ve mal varlığı yok, devlete vergi vermiyor ve vasıfsız tarım işçisi sınıfında, tek tutar dalı 7 çocuk! (37 yaşında 7 çocuğu ne ara yaptın be arkadaş?)
- yani ?
- kan parası ödemeye hazır mısınız?
- o nedir ?
- sigortanın ödediği tazminatı az bulan aileler kendi aralarında bir değer biçerler ve ödeme alırlar, buna kan parası denir.
- ha siktir avukat haklı çıktı adam resmen para için aradı !
10. gün muhtarın ısrarlı telefonlarına dayanamayıp görüşmeyi kabul ettim. açıkça ilk tehditlerini aynen sıraladıktan sonra, "sigortadan pek birşey alamayacaklar, adem gelip arabaya çarpmış, ortada kalmasınlar, sen 200 bin ver ben aranızı bulurum, barış olsun" dedi.
- 200 bin? adem zaten suçlu? arabayı hurdaya çıkardınız! biz savaşta mıyız sizinle ?
- artık hasımız kan büyümesin genç adamsın sana yazık olur.
dedi ve gitti !
avukatım devletin bu gibi durumlarda bir arabuluculuk üstlendiğini (beni korumak yerine) tarafları bir araya getirdiğini ve anlastırdığını söylüyor. bu toplantıyı beklemem gerekiyormuş parayı vermek için. ulan ne parası ben her şeyimi sarsam 100 bin etmez! sanırım hayatım bir kan davası içerisinde son bulacak! ne saçma değil mi sözlük!
süreç ne gösterir belli olmaz, yaşarsam yazmaya çalışırım sözlük!

not; şimdi aranızda ırkçılığı körüklediğimi, bu insanları ötekileştirdiğımi söyleyen adem yada havvalar çıkacaktır. ne yaşadığımı anlamanızı beklemiyorum zaten. sadece şu durumu önce kendinize sonra bana açıklayın lütfen.
birkaç dakika önce birlikte çalıştığınız iş arkadaşınız kaza sonucu ölüyor ve siz bu şoku atlatıp onun cesedini sürükleyerek yer değiştiriyor, kanlarını toprak ile örtüyor, kazaya karışan araçı kafanizdaki plana göre tahrip ediyorsunuz. ertesi gün de hemen para derdine düşüyorsunuz.
okuyunca çok üzüldüm.

67 yaşında kanser hastası bir adam acı üstüne acı yaşamış. üstelik çirkin bir oyunun ortasında bulmuş kendisini. umarım sen ve ailen hiç zarar görmeden bu insanlardan kurtulursunuz.

ne kötü insanlarla beraber yaşamaktayız bazen cidden aklım almıyor.

ancak ben senin son yazdıklarını okuyana kadar ırkçılık yaptığını hiç düşünmedim. acaba atladığım bir cümle mi oldu diye tekrar göz attım ancak gene de denk gelmedim. siirtli olmaları benim için ufak bir detaydı. geçen gün hastanede tanıştığım şeker ve kalp hastası aksaraylı adamın anlattıklarını dinlediğimde de hiç yaptıklarını milletine yormadım. muhtemelen şu an üzgün ve öfkeli olduğun için acını bir yere yönlendirmek istiyorsun ama uzun vadede bu seni yorar. yapma.

cidden çok geçmiş olsun. sözlüğe bir bakıp yatayım diyordum içim acıdı. umarım ailece hiç zarar almadan bu pisliklerden kurtulur, mutlu mesut hayatınıza devam edersiniz.
öncelikle çok geçmiş olsun dileklerimi gönderiyorum güzel kardeşim. 2 dk empati yapayım dedim, duygu karmaşası yaşadım. 67 yaşında hasta bir baba, babaannenin cenazesi, şark kurnazı anadolu insanı, tehdit, kan parası. empati yapılacak gibi değil. anadolu insanı bu işte arkadaşlar. cahil, eğitimsiz, para düşkünü, şark kurnazı. kimse gelip bana hepsi aynı değil demesin. neler gördüm neler duydum ben. adamlar bi de cesetin yerini değiştirip orospu çocukluğu yapıyolar. resmen sinirlerim bozuldu.

ikiyüzbin lira nedir yahu. yuhh. kim o parayı kaybetmiş de kendi işinde gücünde orta direk insanlar bulsun.

keşke elimizden bi şey gelse yardım edebilsek. umarım en az rahatsız edici durumla kapatırsınız olayı.
ınsanın psikolojisini alt üst edebilecek film senaryosu gibi olaylar zinciri.pozitif ayrımcılık yapmayalım derken kendi hakkımızı arayamaz olduk.güçsüz olan tarafın suçlu olduğu bir adalet düzenimiz var .mahkemelerde ve adli olaylarda adalet yerini bulsun gerçekler ortaya çıksın mantığı değil de bir an önce başımızı tarafların kabadayı tipleriyle belaya sokmadan bu davayı nasıl sonuca ulaştırabiliriz mantalitesi hakim.mağdur olan taraf suçlu durumuna düşürülüp ,olay tehdit unsuru olan tarafın istediği noktaya getirilmeye çalışılıyor bildiğin.haklı olmanın hiçbir anlamı kalmamış.
umarım yanılıyorumdur da bu sefer adalet yerini bulur.
geçmiş olsun.
deneyimlediğimdir, kazayı tüm aile yapmış olur...
başa gelebilecek en kötü şeylerden biri geçmiş olsun