başkasını seven birisini bile bile sevme

"sonunu bile bile sana deli oldum ah..." diye şarkılar yazdıran bir durumdur. ben de bir hikaye anlatmak isterim bununla alakalı ancak belirtmekte fayda var, seks seansları arasında mekik dokurken sevmeyi unutmuş kişiler için fazlaca uzun ve sıkıcı gelecek bir hikayedir anlatacağım. hiç başkasına aşık olduğunu bile bile birisini sevdiniz mi? hadi ilki siz anlamadan olup bitti gitti diyelim; peki aynı illet duruma ikinci defa düştünüz mü? düşmeyin. işte şimdi okuyacağınız bu hikaye küçücük bir bedenin yaşadığı her bir yılını, bire dört katarak onu acımasızca erkenden büyütmüş bir hikayedir. önünüzde bir bardak su ve bir ömür hatırladıkça sizi yakacak ateş var diyelim. aklınızın suyu iç,su olup ak, yolunu bul diye bağırırken yüreğinizin sizi tınlamayıp o ateşi içinize akıttığı durumdur. dışınızın buz tutup, bir mimiğinizin dahi oynamayıp sizin bu acınızı o'na belli etmediğiniz ama içinizde sönmeyi hatırlayamayacak kadar köz olmayı kendine haram kılan bu ateşin o buz duvarlara çarpa çarpa dönüp durduğu durumdur. ne diyeceğinizi, ne yapacağınızı bilemediğiniz ; adeta yürüyebilip sonunda bir yere varamadığınız bir çıkmaz sokaktır. çeşitli ihtimallerin var olduğu durumdur. onun sevdiğinden ayrılıp acıyla boşluğa düştüğü zaman sizin ona kapılabilme ihtimaliniz vardır ( sizi kendi kendinizle savaştırır, kaybettirir çünkü yara bandı olursunuz). onun birisini sevdiğini görüp kavuşamadığı zamana denk gelme ihtimaliniz vardır ( sizi kendi kendinizle savaştırır, kazanabilirim diye düşündürür ama yara bandı bile olamazsınız çünkü aklı başka ihtimallerin enkazı altında kalmıştır). başkasını sevip onunla mutlu olabildiği bir durumda elinizde olmadan sevebilirsiniz ( sizi kendi kendinizle savaştırır, sadece yara olursunuz, hem de açık bir yara, kanar durursunuz). öyle bir durumdur ki bu; tek dayanağınız ihtimaller ve onların gerçekleşebilme umudundan ibarettir. gözlerinizi yumup habire umup durduğunuz bir durumdur çünkü başka bir şansınız yoktur. sevmenin en duru, en saf halidir. karşılıksız yapılan iyilik gibi yücedir. sağ elin yaptığını sol elin görmediği iyilik gibi aklınıza göstermeden, duyurmadan ibadet eder gibi onun cennetine girmek istediğiniz ameldir. çünkü sevmeyi sizin seçtiğiniz ve onun sizi sevip sevmemesinin önemli olmadığı bir durumdur. sadece seversin, onun kimi sevdiğini umursadan ki bu da seni susuz çiçek yapandır, kapaksız kitap yapandır, kalemsiz kağıt yapandır.... hal böyle olunca beni de gencecik yaşımda takvimleri dörder dörder geçirtip adeta zamanda yolculuk yaptırmışcasına döşünden para çıkarıp kefen baktıracak yaştaymışım gibi hissettiren hatam/hatalarımdır.
henüz 16 yaşımdayken yaşadığım durum. hem de açılamadığım, platonik şekilde ilerleyen bir süreçti. kişileri genç yaşta olgunlaştırması da cabası. o başka birine erirken, siz ona erirsiniz. çözümsüz bir sürecin verdiği moral bozukluğu, kalp ağrısı, mide ağrısı. hayattan uzaklaştırır insanı. özetle zordur.
gönülün ota değil de boka konduğunun işaretidir
yani sen elmayı seviyorsun diye
elmanın da seni sevmesi şart mı?*
kötüdür. daha önce hiç başıma gelmedi ama çok kötü bir şeydir. ama bu sevdadan vazgeçmek anlamına da gelmez.
insanın kendi için onursuzluktur hele bir de sevdiği kişi bir başkasından bahsederken gözleri gülüyorsa. gururunu,onurunu ilkelerini ayaklar altına alıyor insan. sevmek ama işte hiçbir şeyi hiç kimseyi dinlemiyor.
insanın içini parçalayandır.

ben de hatırlıyorum, ben, o, sevgilisi üçümüz otururduk. ben yaşça daha küçüktüm bu yüzden asla benimle olmaz diye düşünürdüm, o kadın ondan daha büyüktü. üçümüz otururduk, kız onun elini tutardı benim midemde bir hançer, yürürken yanağından öperdi ben gözyaşlarımı saklardım.

sonra çocuğu kaptım. ama mutlu son olmadı.