before sunrise

kalbimi acıtan film. izlemek için doğru zamanı bekledim. belki geç belki de erken bilemiyorum. ama çok kötü hissediyorum şuan. film kötü ya da üzücü olduğu için değil elbette. sadece izlediğim her sahneden duyduğum her replikten bir anlam çıkartmaya çalıştığım için. şuan anlamlı geliyor çünkü filmdeki diyaloglar konuşmalar bana inanılmaz tanıdık geldiği için. evet ben bunları daha önce yaşamıştım. ve şuan içimde tekrardan nükseden bişeyler var.

filmin devam filmleri de varmış. hatta spoiler almamak için okumayı bıraktım hemen. hayatta bazı şeyler devam eder mi etmez mi bilinmez ama devamını izlemeye cesaret etmem biraz zaman alacak sanırım. abarttığımı falan düşünebilirsiniz ancak böyle beynimden vuruldum sanki. nasıl da anlamadım dedim kendi kendime. ethan hawke'ın o tatlılığı mimikleri falan. tekrar tekrar geri alıp izlediğim sahneler oldu. en sonda bütün o boş sokakları izlemek ise ayrı bir koydu cidden.

sürekli seyahat eden ve bundan aşırı zevk alan biri olarak filmin konusu yaşananlar hepsi çok güzeldi. özellikle şehirlerin tanıtıldığı filmlerin aksine kendimi daha çok viyanada hissettim. viyanada şans eseri girip hayran kaldığım kilisede girip konuşmaları ayrı bir ironikti. iki insanın bir birini tanıması sürecinde geçen o sohbetler minik oyunlar o sürece dahil olan rastgele insanlar hepsi çok güzeldi. yaşadığım şeylerle bağdaştırmamdan dolayı aklıma gelen bütün o görüntüleri nasıl çıkaracağım bilmiyorum. hiç iyi değilim ama hiç.

şunu da şuraya bırakayım.

pierrot.
'neden herkes ilişkilerin ebediyen sürmesi gerektiğini düşünür ki ?'
filmdeki en güzel cümle sanırım.
her seferinde gözleri dolduruyor çünkü*

kath bloom - come here
az önce bitirdiğim film.klavsen delisiyim. filmde klavsen sahnesi var!

'tuhaf' bir evli çiftin kavgasının nelere kadir olacağını bilemiyor insan.sıcacık bir aşk hikayesine yelken açtırıyor bu kavga. bu mucizevi aşka viyana'nın mükemmelliği eşlik ediyor üstelik.oyuncuların-özellikle ethan hawke-gerçeği aratmayacak perfomansı filmi bir seviye yukarıya daha taşıyor.diyaloglar zaten müthiş.

filmden harika birkaç söz yazayım.can yakabiliyor bazıları:
-'birinin seni terk etmesinin en kötü yanı ne biliyor musun? terk ettiğin kişileri ne kadar az düşündüğünü fark ettiğin zaman seni terk edenlerin de seni ne kadar az düşündüğünü anlamak.'

-'eğer bir tanrı varsa, hiçbirimizin;ne senin ne de benim içimde değil,aramızdaki bu küçücük alandadır.eğer bu dünyada sihir diye bir şey varsa,bu birini anlamak,biriyle paylaşma çabasıdır.'

-'evet,mutlu çiftler tanıyorum.ama bence birbirlerine yalan söylüyorlar.'

not:hayatının aşkını nerede bulacağını bilemezsin.umumi tuvalette de bulabilirsin.trende de bulabilirsin.
izlemeye direndiğim bir filmdi ve bugün buna bir son verdim.

filmin başında jesse'nin bahsettiği reality show fikrinin truman show'a benzemesi dikkatimi çekmişti. türkçe kaynaklarda konuyla ilgili pek bir şey bulamadım ama bazı yabancı sitelerde bu konuya değinilmiş. before sunrise'dan tam dört yıl sonra big brother yayına başlamış ve truman show da üç sene sonra vizyona girmiş. richard linklater ileri görüşlü bir yönetmenmiş gerçekten de. bunun dışında celine'nin bir repliği gerçekten çok hoşuma gitti. sanırım aynı çelişkiyi kendi hayatımda yaşadığım için beğendim.

"i always feel this pressure of being a strong and independent icon of womanhood, and without making it look my whole life is revolving around some guy. but loving someone, and being loved means so much to me. we always make fun of it and stuff. but isn't everything we do in life a way to be loved a little more?"

ne yaparsan yap işin sonu hep aynı kapıya çıkıyor. ister sert bir insan ol, ister yumuşacık bir kalbin olsun. eğer sevgi için yaşıyorsan her şeyi onun için yapıyorsun.