edip cansever

can'ını sevdiğim edip'i.

"bu dünyada yaşamak can sıkıcı bir şeydir baylar."
"hiçbir dilde söylenmemiş
hiçbir dilde yazılmamış
sözler ve şarkılar içindeyim."
biz
aykırıya
ayrıntıya
ayrıksıya
azınlığa tutkunuz…
etrafındakiler tarafından anlaşılmadığından dert yanan gay arkadaşıma, edip aşkına şu dizelerini gönderdiğim güzide şair.

ne çıkar siz bizi anlamasanız da
evet, siz bizi anlamasanız da ne çıkar
eh, yani ne çıkar siz bizi anlamasanız da.

hiçbir şey!
açılmamış bir şarap şişesiydim
ki öyle kaldım
acımı köpürtmedim
içime sağdım
gözyaşlarımı göstermedim
ki sildim
özgürlüğüm beni tutsak düşürdü
başaramadım

içimde kara kara bulutlar sallandı
ki sallandılar
dışarı yağamadım

ve yenildim ve sustum
cemal süreyanın,

yeşil ipek gömleğinin yakası
büyük zamana düşer.

her şeyin fazlası zararlıdır ya,
fazla şiirden öldü edip cansever.

dizeleriyle tarif ettiği şair adam.
masa da masaymış ha satırı, pek çok kere herhangi bir başka kişinin yahut nesnenin zorluklar karşısındaki dik duruşunu simgelemek adına kullanılıyor. en azından çevremde bu satırla oluşturulmuş diyaloglar fazlaca mevcut. şiire bakalım şimdi de*:

adam yaşama sevinci içinde
masaya anahtarlarını koydu
bakır kaseye çiçekleri koydu
sütünü yumurtasını koydu
pencereden gelen ışığı koydu
bisiklet sesini çıkrık sesini
ekmeğin havanın yumuşaklığını koydu
adam masaya
aklında olup bitenleri koydu
ne yapmak istiyordu hayatta
işte onu koydu
kimi seviyordu kimi sevmiyordu
adam masaya onları da koydu
üç kere üç dokuz ederdi
adam koydu masaya dokuzu
pencere yanındaydı gökyüzü yanında
uzandı masaya sonsuzu koydu
bir bira içmek istiyordu kaç gündür
masaya biranın dökülüşünü koydu
uykusunu koydu uyanıklığını koydu
tokluğunu açlığını koydu.
masa da masaymış ha
bana mısın demedi bu kadar yüke
bir iki sallandı durdu
adam ha babam koyuyordu.

düzenleme: bu arada masa da masaymış ha şiiri meb tarafından sansürlenmişti.
birden bire şu dizelerini anımsadığım edebiyatçı.
"çünkü sevdikçe beni sen kendini tanıdın.”
ve çünkü seni sevdikçe ben de kendimi tanıdım. *
sanki bugüne seslendiği bir şiiri var:

"giysiler giysiler gene giysiler
fiyonklar, boncuklar, payetler
değerli - değersiz, sahici - yalancı
türlü türlü iğneler, yüzükler ve kolyeler
önce hep nasılsınızlar, lütfenler, oturmaz mısınızlar
denenmiş iç geçirmeler, gizliden bakışmalar
ve yaldızlı cümleler
bu pazar ne yaptınız? hangi pavyonda? sahi mi?
iğreti kahkahalar, ucuzundan gülmeler
bacak bacak üstüne atmalar, yerlere uzanmalar
sigaralar içkiler
sonra gene içkiler, hiç bitmeyen içkiler
ve dudaklar ve gözler, ince uzun boyunlar
memeler, kalçalar, kıçlar, falluslar
ve yavaştan seviciler, ibneler
poz kesen jigololar."