fellow

Durum: 236 - 0 - 0 - 0 - 27.01.2013 15:22

Puan: 3841 - Sözlük Kezbanı

7 yıl önce kayıt oldu. 1.Nesil Yazar.

Henüz bio girmemiş.
  • /
  • 12

tutuk

tut kökünden türemiş ivmesizlik halini ifade eder. beklenen sıralı eylem olmayınca o kısımda tutukluk olduğu anlaşılır. moment orada tutulmuştur. ayrıca tutukluluk hali vardır. yasalar sizin özgürlüğünüz bir süre kısıtlar ve sizi tutuk evine kor. sizde tutuklu olursunuz yani tutulursunuz.

tut kökünden tutmak eylemi de türer ama o istemli bir harekettir.
tutulmak ta vardır
2 t 1 u dan neler neler yazar çizer insan eğer isterse.

donuk

donma halinin tanımlama kelimesi olmakla birlikte mat ışıltısı olmayan anlamlarına da gelir, bir yandan da iletişimde tutukluk yapanlara katılımcı olmayanları tanımlamak için söylenir. kullanımı azalmış bir kelimedir.
- kıymayı buzluktan çıkaralı 1 saat oldu ama hala donuk
- mobilyaların rengi yıllar içinde donuklaştı
- ne donuk bir arkadaş oturduk oturalı lafa girmedi

ayı sözlük tren yolculuğu zirvesi

şubat tan sonra ufak ufak seçenekleri yazmaya başlayacağım zirvedir. edirne olur, eskişehir olur...artık lokomotif nereye çekerse....

extrem

kabul gören meyillerin dışında kalan davranış, eylem, sahip olunan şey, leri genel olarak ifade eder. uç noktalarda, yerlerde anlamı verir ama bu uç nokta içinde bulunduğunuz toplumun hoşgörüsü ile bağlantılıdır. aşırı kelimesi ile örtüşür ingilizce kelimedir. davranış aşırı olabileceği gibi tepkiside aşırı olabilir. adaletin bu mu dünya ?

penisilin

insanlık tarihini değiştiren ilaçtır. son 100 yıl içinde insan ömrünü 2 katına uzatmış ilaçtır. penisilin ve antibiyotik ile 19 cu yüzyıla göre iki kat fazla yaşıyoruz... gelişmekte ve gelişmiş ülkeler ortalaması 70 yılı geçti 80 ve 90 ları zorluyor. vira dalya demeye birkaç 10 yıl kaldı ha gayret.

1

sayıdır. asal sayıların ilkidir, kendine ve bir e bölünür ve aynı kalır. yani neresinden baksan acayip asaldır. bazen başlangıştır bununla ilk dersin, bazende sondur bununla bitti dersin. bazen en hızlıdır birinci gibi, bazen en sağlamdır sona kalan sonuncu gibi.

pembe panter

cizgi filmdir. rengi pembe, adı panter ama merakı kedidir. her olayda dedektiflerin işine burnunu sokar, merakla etrafta dolaşırken zanlı oluverir. sonra bir kovalamaca başlar. benim izlediğim zamanlarda siyah beyaz dı , renkli çocuk pijamalarından, defter kaplama kağıtlarından bilirdik rengini. 1983 tü sanırım renkli tv tanışmasıyla uçuk pembe rengini ekranda da gördüydük. <br> <br>tema müziği linkteki gibidir. <br>http://youtu.be/hhhwnrlzrus

kişiselleştirmek

genelde sıcak kanlı toplumların ve fazlaca içli dışlı olmuş toplumsal ilişkilerin sorunudur. hiç gerekmediği halde gayet genel konuları, olayları "acaba banamı dedi?" veya "dur ben şu işe bir gireyim hele" veya " falanca kuruma söven bana söver" gibi kendinden geçme feryat etme halleridir. mesela başbakan "vergi kaçaklar için ciddi önlemler alacağız" açıklaması yapar bizim manav karalar bağlar, sanki direkt ona dedi başbakan. hemen bir strese girer fazladan fişler kesmeye başlar. genel konuları kişisel almak çok can sıkıcıdır yapmayın kardeşim. bir bardak çay keyfimiz var ayar etmeyin.

görmezden gelmek

görmezden gelmek bazende moralinizi koruma yollarında birisidir. mesela yandaki başlılardan birini beğenmediğinizde onu görmezden gelip pas geçebilirsiniz. illa herşeyi bilecem ,herşeyi okuyacam diye bişi yok. kim "meydan larousse" yi tam bitirdi? ki bu sözlüğü tamamlasın. ilgini çekene bakarsın çekmezse pas geçersin. herkes attığı imzadan sorumludur. internet dünyasına kayıt düştüğünüz hiçbirşey kaybolmaz sahibi bulunur. ben sildim artık görmüyorum demek sadece kişinin kendi avuntusudur. yanlış hesap bağdattan dönermi ? dönmüşlüğü vardır şahidim. yine döner.

greenday

üzmeyin adamı, üzeni üzerim.

kumdan kale

deniz kıyısında yapılır. çocukken ailece gidilen plaj aktivitelerinin en neşeli kısmıdır. çocuklar kovalarıyla kum ve su taşırken büyükler kale yapar, bunun adı çocuklar kumdan kale yaptı olur.

sevgi türleri

alıntıdır:

japon düsünür masumi toyotome
in sevgi üzerine söyledikleri. "dünyada sevilmek istemeyen kisi yok gibidir" diye basliyor toyotome. "ama sevgi nedir, nerede bulunur, biliyor muyuz?" diye soruyor.. sonra anlatmaya basliyor..

"sevgi üç türlüdür!.."

birincinin adi "eger" türü sevgi.

belli beklentileri karsilarsak bize verilecek sevgiye bu adi takmis yazar.. örnekler veriyor:
"eger iyi olursan baban, annen seni sever. "
"eger basarili ve önemli kisi olursan, seni severim."
"eger es olarak benim beklentilerimi karsilarsan seni severim."
toyotome "en çok rastlanan sevgi türü budur" diyor. bir sarta bagli sevgi.. karsilik bekleyen sevgi.. "sevenin, istediği birseyin saglanmasi karsiligi olarak vaad edilen bir sevgi türüdür bu" diyor yazar.."nedeni ve sekli bakimindan bencildir. amaci sevgi karsiligi birsey kazanmaktir.
" yazara göre evliliklerin pek çogu "eger" türü sevgi üzerine kuruldugu için çabuk yikiliyor. gençler birbirlerinin o anki gerçek hallerine degil,hayallerindeki abartilmis romantik görüntüsüne asik oluyor ve beklentilere giriyorlar. beklentiler gerçeklesmediginde, düs kirikliklari basliyor. sevgi giderek nefrete dönüsüyor.
en saf olmasi gereken anne baba sevgisinde bile "eger" türüne rastlaniyor.
yazar bir örnek veriyor. bir genç tokyo üniversitesi giris sinavlarini kazanarak babasini mutlu etmek için,çok çalisiyor. okul disinda hazirlama kurslarina da gidiyor. ama basarili olamiyor. babasinin yüzüne bakacak hali yok. üzüntüsünü hafifletmek için bir haftaligina hakone kaplicalarina gidiyor. eve döndügünde babasi öfkeyle "sinavlari kazanamadin. bir de utanmadan hakoneye gittin" diye bagiriyor. delikanli "ama baba, vaktiyle sen de bir ara kendini iyi hissetmediginde hakone kaplicalarina gittigini anlatmiştin" diyor. baba daha çok kizarak, delikanliyi tokatliyor. çocuk da intihar ediyor. "gazeteler intiharin anlik bir sinir krizi sonucu oldugunu söylediler, yaniliyorlardi" diyor yazar..
"delikanli babasinin kendisine olan sevgisinin yüksek düzeydeki beklentilerine bagli oldugunu anlamisti!.."

ınsanlar "eger" türü sevginin üstünde bir sevgi arayisi içindeler aslinda.. "bu sevginin varligini ve nerede aranmasi gerektigini bilmek, bu genç adamin yaptigi gibi, yasami sürdürmekle, ondan vazgeçmek arasinda bir tercih yapmakla karsi karsiya kaldigimizda önemli rol oynayabilir" diyor, masumi toyotome.. ılginç degil mi?..

ikinci türe geçiyoruz. "çünkü" türü sevgi..

toyotome bu tür sevgiyi söyle tarif ediyor: "bu tür sevgide kisi, bir sey oldugu, birseye sahip oldugu ya da birsey yaptigi için sevilir. baska birinin onu sevmesi, sahip olduğu bir nitelige ya da kosula baglidir."örnek mi?..
"seni seviyorum. çünkü çok güzelsin.(yakisiklisin!)"
"seni seviyorum. çünkü o kadar popüler, o kadar zengin, o kadar ünlüsün ki.."
"seni seviyorum. çünkü bana o kadar güven veriyorsun ki.."
"seni seviyorum.çünkü beni üstü açik arabanla, o kadar romantik yerlere götürüyorsun ki.."

yazar, çünkü türü sevginin, eger türü sevgiye tercih edilecegini anlatiyor. eger türü sevgi, bir beklenti kosuluna bagli oldugundan büyük ve agir bir yük haline gelebilir. oysa zaten sahip oldugumuz bir nitelik yüzünden sevilmemiz, hos birseydir, egomuzu oksar. bu tür, oldugumuz gibi sevilmektir. ınsanlar olduklari gibi sevilmeyi tercih ederler. bu tür sevgi onlara yük getirmedigi için rahatlaticidir. ama derin düsünürseniz, bu türün, "eger" türünden temelde pek farkli olmadigini görürsünüz. kaldi ki, bu tür sevgi de, yükler getirir insana.. ınsanlar hep daha çok insan tarafindan sevilmek isterler. hayranlarina yenilerini eklemek için çabalarlar. sevilecek niteliklere onlardan biraz daha fazla sahip biri ortaya çiktigi zaman, sevenlerinin, artik ötekini sevmeye baslayacagindan korkarlar. böylece yasama sonsuz sevgi kazanma gayretkesligi ve rekabet girer.

ailenin en küçük kizi yeni dogan bebege içerler.
sinifin en güzel kizi, yeni gelen kiza içerler.
üstü açik bmwsi ile hava atan delikanli, ferrari ile gelene içerler.
evli kadin kocasınin genç ve güzel sekreterine içerler.
"o zaman bu tür sevgide güven duygusu bulunabilir mi?" diye soruyor,toyotome.. "çünkü türü sevgi de, gerçek ve saglam sevgi olamaz" diyor. bu tür sevginin güven duygusu vermeyisinin iki ayri nedeni daha var..
birincisi.. "acaba bizi seven kisinin düsündügü kisi miyiz?" korkusu..
tüm insanların iki yani vardir. biri disa gösterdikleri.. öteki yalnizca kendilerinin bildigi.. "ınsanlar sandiklari kisi olmadigimizi anlar ve bizi terkederlerse" korkusu buradan dogar.
ıkincisi de.. "ya günün birinde degisirsem ve insanlar beni sevmez olurlarsa.." endisesidir.

japonyada bir temizleyicide çalisan dünya güzeli kizin yüzü patlayan kazanla parçalanmis. yüzü fena halde çirkinlesince, nisanlisi nisani bozup onu terketmis. daha acisi.. ayni kentte oturan anne ve babasi, hastaneye ziyarete bile gelmemisler, artik çirkin olan kizlarini.. sahip oldugu sevgi, sahip oldugu güzellik temeli üstüne bina edilmis oldugundan bir günde yok olmuş. güzellik kalmayinca sevgi de kalmamis. kiz birkaç ay sonra kahrindan ölmüs.. japon yazar "toplumlardaki sevgilerin çogu çünkü türündendir ve bu tür sevgi, kaliciligi konusunda insani hep kuskuya düsürür" diyor..

peki o zaman, gerçek sevgi, güvenilecek sevgi ne?.." ve iste sevgilerin en gerçegi!..

"üçüncü tür sevgi ragmen türü sevgi " diyor yazar.

bir kosula baglı olmadigi için ve karsiliginda birsey beklenmedigi için "eger" türü sevgiden farkli bu.. sevilen kisinin çekici bir niteligine dayanip, böyle bir seyin varligini esas olarak almadigi için "çünkü" türü sevgi de degil.

bu üçüncü tür sevgide, insan "birşey oldugu için" degil, "bir sey olmasina ragmen" sevilir.
güzellige bakar misiniz?..ragmen sevgi..esmeralda, qusimodoyu dünyanin en çirkin, en korkunç kamburu olmasina "ragmen" sever. asil, yakisikli, zengin delikanli da esmeraldaya çingene olmasina "ragmen" tapar!.. "kisi dünyanin en çirkin, en zavalli, en sefil insani olabilir. bunlara
agmen sevilebilir.
tabii bu sevgiyle karsilasmasi sarti ile..
" burada insanin, iyi, çekici ya da zengin konum edinerek sevgiyi kazanmasi gerekmiyor. kusurlarina, cahilligine, kötü huylarina ya da kötü geçmisine "ragmen" oldugu gibi, o haliyle sevilebiliyor. bütünüyle çok degersiz biri gibi görünebiliyor ama en degerli gibi sevilebiliyor.

japon yazar "yüreklerin en çok susadigi sevgi budur" diyor. "farkinda olsaniz da, olmasaniz da, bu tür sevgi sizin için yiyecek, içecek, giysi, ev, aile, zenginlik, basars ya da ünden daha önemlidir." bunun böyle oldugundan nasil emin?.. hakli oldugunu kanitlamak için sizi bir teste davet ediyor..
"su soruma cevap verin" diyor.
"kalbinizin derinliklerinde, dünyada kimsenin size aldırmadığını ve hiç kimsenin sizi sevmediğini düşünseydiniz, yiyecek, elbise, ev, aile, zenginlik, başarı ve üne olan ilginizi yitirmez miydiniz?.. kendi kendinize yaşamamın ne yararı var diye sormaz mıydınız?.."

devam ediyor toyotome.. "şu anda en sevdiğiniz kişinin sizi sadece kendi çıkarı için sevdiğini anladığınızı bir düşünün.. dünya birden bire başınızın üstüne çökmezmiydi?. o an yaşam size anlamsız gelmez miydi?." "diyelim sıradan bir yaşamınız var.. günlük yaşıyorsunuz. günün birinde gerçek, derin ve doyurucu bir sevgi bulacağınızdan umudunuz olmasa, kalan hayatınızı nasıl yaşardınız?.." diye soruyor ve yanıtlıyor: "böyleleri ya iyice umutsuzluğa kapılıp intihar ediyorlar ya da iyice dağıtıp yaşayan ölü haline geliyorlar." toyotome, hem de nasıl iddialı savunuyor
"rağmen" sevgiyi.. "

bugün yaşamınızı sürdürebilmenizin nedeni rağmen türü sevgiyi şu anda yaşamanız ya da birgün bu sevgiyi bulacağınıza inancınızdır." son sözlerinde biraz umutsuz, toyotome.. "bugün yaşadığımız toplumda herkesi doyuracak bu sevgiyi bulmak zor. çünkü herkesin sevgiye ihtiyacı var.. kimsede başkasına verecek fazlası yok" diye açıklıyor.. anlatıyor..
"yakınımızda olan birinin bu sevgiyi bize vermesini bekleriz. ama o da aynı şeyi başkasından beklemektedir." peki bu dünyada sevgi ne kadar var?.. yazara göre, açlığımızı biraz bastıracak kadar.. ve de yemek öncesi tadımlık gelen iştah açıcılar gibi.. bu minnacık tadım, bizi daha müthiş bir sevgi açlığına tahrik ve teşvik ediyor. bu minnacık tadım sevgiye ne kadar muhtaç olduğumuzu anlatıyor. büyük bir hırsla ana yemeğin gelmesini ve bizi doyurmasını bekliyoruz.. hani nerede?.. hepsi o.. ve asıl çarpıcı cümle en sonda..

"dünyadaki en büyük kıtlık, rağmen türü sevginin yeterince olmayışıdır!.."

erkekler ağlamaz

ağlar; hemde böğüre böğüre ağlar, susturamazsın

rayiha

güzel koku, biraz geliştirirsek sevgili kokusu da denebilir. kokla kokla doyamazsın öyle güzel bişidir.

zayi

kayıp, kaybedilmiş, elden çıkmış anlamlarında yitmek. kayıp olmak

rumuz

en meşhuru: rumuz goncagül dür.

güzel ve çirkin

görsel olabildiği gibi hissi bir değerlendirmedir aynı zamanda. güzel: hoşunuza giden kendinizi iyi hissetmenizi sağlayan hallerdir, çirkin: hoşunuza gitmeyen kendinizi rahatsız hissettiğiniz hallerdir. toplumun değer yargılarına göre değişir.
yazarın notu: güzel ve çirkin yoktur. sadece oluş vardır. onun biçimi, hali, güzel ve çirkin tanımlamasının çok ötesinde evrensel kanunların eseridir. bu mucizeye saygısı olan bu kısır tanımlamalardan uzak durur. var oluş bilinçli birisi için nutkun tutulduğu andır .nerdek kaldı güzel dedin, nerde kaldı çirkin dedin.

iyi ve kötü

algı boyutunuza, yaşam birikiminize, deneyimlerinize, içinde yaşadığınız topluma, ortak paylaşılan normlara göre değişen değerlendirmeleridir. iyi: hoşa giden kabul gören, kötü: hoşlanılmayan kabul görmeyen durumları ifade eder.
yazarın notu: iyi ve kötü yoktur. toplumu sakinleştirmek ve destelemek(gruplandırmak) için uydurulan afaki bir değerlendirmedir. bir olguya, sonuca değişmez bir tanımlama yapabilmek için bütün verilerin ve sonucun aynı olması gerekir. yani suyun kaldırma kuvveti dünyanın neresine giderseniz gidin vardır. bu kuvvetin tespiti farklı yollar kullanılsa bile değişmez. mutlaka bu sonuca ulaşırsın. hep ulaşıldı. suyun kaldırma kuvvetinin olması bir tanımlamadır. ama iyimidir ?, kötümüdür ? cevabı kişiden kişiye değişir, objektifiliği yakalayamayan subjektif değerlendirmedir.

gam

belgesel

ısrarla tavsiye ettiğim sitedir. sömürüm bilgiyi, kana kana belgesel izleyin, bilgilenin, gözleriniz pörtlesin, "e=mc2" lere gark olun. benim çok takıldığım bir sitedir. porno sitelere ayırdığım bütün zamanı almıştır. burda işlenen konular en az porno kadar beyin hazzı verir. ve uzun sürer haz evresi...

http://topdocumentaryfilms.com/
  • /
  • 12
Henüz bir favori entry yok.

Toplam entry sayısı: 236

ayı sözlük yazarlarının yaşları

karbon testi yaptırmam gerek...

ayı sözlük birinci londra zirvesi

açılış programı
08:00 alandan çıkış benim refakatimde şehre giriş.
10:00 toplanma, istiklal marşı, bayrak sallama
11:00 kahvaltı
12:00 neden kondom kullanmalıyız adlı sinevizyon gösterisi. kondumun nasıl kullanılacağına dair pratik gösterim.
13:00 yerli ingiliz ayıların katılacağı bir soru cevap paneli. ingilizler hakkında özet bilgiler.( ingiliz bulursanız tabi...ararsınız artık)
15:00 hyde park açılımı, hoplama, zıplama, böğürme, ağaçlarda sırt kaşıma
18:00 akşam yemeği "döner"
19:00 soho da serbest zaman
24:00 herkes sağlammı yoklaması tekrar dağılma serbest zaman
01:00 xxl a gideceklerle gruptan ayrılma
06:00 sabah oldu biz neredeyiz ayılma toparlanma,

koç burcu

kafasını öne eğmiş size doğru gelen birini görürseniz bu burç grubundandır haberiniz ola.. öle "vanilla sevişme" ,"soft dokunuşlarla ilerleyelim" falan bilmez toslaşa toslaşa sabahı edersin demedi demeyin... inandığına gözü kör bir sadıktır, olaki bir bağı yoktur kimseyle, cumartesi tekyon kalabalığını "tek tek zamanla olur bu iş" deyip hedefe alabilir. senden önce girer kavgaya huyu bu korumayı sever...çok bunaltmayacan, sorgulamayacan o ait oldugunu bilir, hoplar zıplar çayırda çimende zararsızdır gelir dizinin dibinde yerini bilir. eğlencelidir, rekabeti sever, tahrik olma konusunda pek çaba sarfetmenize gerek yoktur o zaten hazırdır zirveye tırmanmak için, flörtü sever fıldır fıldırdır gözleri, helede etrafında onu tutan birkaç aday olsun....seyreyle gülüm eğlenceyi...

altın

latincesi aurum:ışıldayan-parlayan; kimyasal sembolu au.
5000 yıldan fazladır değerli bir elementtir. parlak sarı renktedir. asitlere karşı dayanıklıdır, kolay işlenebilir. ışıltılı,ağır bir metaldir çevresel faktörlerle kolay tepkimeye girmez.hiçbir zaman paslanmaz, kararmaz ve donuklaşmaz. az bulunurluğu sebebiyle kıymetlidir ve çağlar boyu değişim aracı yada zenginlik sembolu olmuştur.
altın gibi kalbi var- altın gibi delikanlı - kişinin ne derece kıymetli özelliklere sahip olduğunu gösterir.
bide simya yapacam bakırdan altın yapacam diye uğraşanlar vardır. olmaz kardeşim git kimya oku.

yaşar

aşkta mutsuz olmasını hep yanlış tarafta aramasında bulmuşumdur. camiamızda yeri hazırdır; olaki birgün bu başlığı açar okur kısa mesajım şudur: "düşünme gel"

ayı sözlük yazarlarının kullandığı diş macunu

sensodyne: tamir eden koruyan diyor novaminliymiş...abidik gubidik işler macun işte...

koç burcu

kafasını öne eğmiş size doğru gelen birini görürseniz bu burç grubundandır haberiniz ola.. öle "vanilla sevişme" ,"soft dokunuşlarla ilerleyelim" falan bilmez toslaşa toslaşa sabahı edersin demedi demeyin... inandığına gözü kör bir sadıktır, olaki bir bağı yoktur kimseyle, cumartesi tekyon kalabalığını "tek tek zamanla olur bu iş" deyip hedefe alabilir. senden önce girer kavgaya huyu bu korumayı sever...çok bunaltmayacan, sorgulamayacan o ait oldugunu bilir, hoplar zıplar çayırda çimende zararsızdır gelir dizinin dibinde yerini bilir. eğlencelidir, rekabeti sever, tahrik olma konusunda pek çaba sarfetmenize gerek yoktur o zaten hazırdır zirveye tırmanmak için, flörtü sever fıldır fıldırdır gözleri, helede etrafında onu tutan birkaç aday olsun....seyreyle gülüm eğlenceyi...

he-man

çizgi filmdir.. yarı çıplak gezer, adalelali vucudu ve elinde kılıncıyla kötülüğe karşı durur.

slip

hele lastiğinde calvin clain vb. yazanları, sünnet elbisesine maşallah gibi.yapmayın, yaptırmayın.böyle deneysel giyim kuşam falan yakışmaz bir ayıya.o koca gövdenin orta yerinde bir avuç bez parçası öyle bakıyor aynada kendine...hayal edebildin mi kendini ayı? hıı hayal edebildin mi? tövbe kıyamet alameti gibi evlerden ırak.

hayatı sadece iş olan insanlar

genelde masa başında kalp krizi, mide kanaması geçirerek ofis içinde ölen kimselerdir, apandisti patlayıpta umursamayan, "içimde bir sıcaklık hissediyorum kaloriferi az kapatın" diyerek son nefesini verenleri duymuşluğum vardır... ofiste böyle "lambırs, gümbür, hoydaa, amannn" diye bir gürültü duyulur kafalar kaldırılır, ahanda bir masada kafa yok. "gittiii gittii koç gibi abim gitti" diye zılgıt çekilir... bayanlar bayılır, erkekler "ölüye kim dokunacak sıçtık lan" diye birbirine bakar..o bakışı görmediysen bilemezsin ancak yaşaman gerekir tarif edemiyorum... 1 ay kendine gelemezsin ofiste... acaba bugün sıra hangi masada sendromuna sokar seni... sinek vızıldasa aman azrail geldi der ter dökersin, şizofren olursun "hayat boş, çalışmak nahoş" dersin; bütün insan kaynakları alarma geçer bu beklenmedik budist akım, ferrarisini almadan satan bilge havalarını dağıtmak için...bir yandanda merhuma söverler içten içten, lan 5 yıllık iznin içerde duruyor git bi tatilde öl, mangalda öl, yedi içti gitti diyelim amk. derler...
Henüz takip ettiği biri yok.
Henüz takip eden biri yok.