adalet

ülkemizde bir çok kez olmadığı söylenir ve bu konu dile getirilir.

mesela;

isviçre başkonsolosumuz bir bakanımızı isviçre deniz bakanı ile tanıştırınca bizim bakan "allah allah isviçrede deniz yok bakanı var." demiş, isviçreli bakan da "sizde de adalet bakanı var" diye yanıtlamış.
yargılar neticesinde eninde sonunda nihai olarak yaratandan karşılığını alacağımız bir gerçekliktir. adalet bir nevi bizim kaçınılmaz gerçekliğimizdir. bu nedenle eninde sonunda adalet yerini bulur. *
eskiden kadılar varı(mış), şeriata uygun karar verirlerdi(miş), elbette bu kararlarda, taraf tutmalar, şahsi çıkarlar ve buna benzer çokça adaletsizlik vardı(mış). şimdi durum ne?? kadılar gitti hakim ve savcılar geldi. eh değişen pek bir şey yok.
üst komşumuzdur. türkiyede hani yoktu?
dışarının suçlularla dolmasına sebeptir. artık suçlular resmen kristal fanuslarda özenle saklanıyor, mağdurlarsa ceza almadıysa yatıp kalkıp dua ediyor.
uygulanış yöntemleri kişiden kişiye değişen zorunluluk.
türkiye'de sadece bir kadın ismidir.
türkiye'de pek bir işlevi olmamakla beraber sadece sarayların ismidir.

(bkz: adalet sarayı)
türkiye sisteminde ironik bir kavram.
öncelikle, bireysel düşüncelerde ve ilişkilerde yaşatılmalı.
toplumun geneline yaygınlaşabilmesi, böyle bir altyapı sayesinde mümkün olacaktır.
ülkece olduramadığımızdır olamayandır.
bugün görme engelli bir dilencinin elindeki parasını, kendisine yakın bir yerde dilenen küçük kıza seslenip uzatmaya çalışmasıyla tekrar sorguladığım kavram. cidden adalet ve insanlık bu kadar zor mu?