futbol ve milliyetçilik

aralarında malesef sıkı bir bağ vardır.
bütün dünyada milyonlarca insanı harekete geçiren, her ne kadar amacı ve sloganı dostluk ve kardeşlik olsa da, çoğu zaman, erkek egemen zihniyetin ve milliyetçi hezeyanların yeniden ve yeniden üretilmesine uygun bir zemin olagelmiştir futbol.
ne de olsa, kimilerinin ispanya diktatörü franco'ya, kimilerinin ise portekiz'in milli şef' i salazar'a atfettiği üç f'den birisidir futbol.
zaman zaman, türkiye ile ermenistan arasında yaşanan futbol diplomasisi sürecinde gördüğümüz gibi barışçıl sonuçlara vesile olsada, bu tür örneklere sık rastlamak çok zor.
futbol, bu sektörde son yıllarda yaşanan endüstrilesmeye rağmen, hala nefret ve ötekileştirme dili üretmeye daha yatkın.
en son bursaspor taraftarlarının, kadıköyde bdp'li kadınlara sırf kürt oldukları için saldırmaları, bu güzel oyunun daha uzun süre, lümpen ve apolitik kitlelerin sıradan faşizmine alet olmaya devam edeceğini göstermektedir.

(bkz: bursaspor)
milli takımlar, avrupa kupası ve dünya kupası derken her millette oluşan durum. ülkelerinin takımları başarılara imza arttıkça milliyetçilik oranı artıyor.