gey evliliği

yasalaştırılmaması devlet boyutunda iki yüzlülüktür.

türk kurtuluş savaşının bitmesine müteakip, 1926'da başlayarak medeni kanun'un kabulü ile dini nikahlar yasaklandı, kadınlar mirastan erkek payı almaya başladılar, kadınlara boşanma hakkı tanındı, kadınlar kendi rızaları ile istedikleri kişi ile evlenmeye müstehak kılındılar, takip eden yıllarda seçme ve seçilme hakkına bile kavuştular. bütün bunlar ülkenin "dini, milli, ahlak yapısına" karşı olmasına rağmen yapıldı.

öte yandan kadın-erkek eşitliğini sağlamak için ülkenin dini ve milli bütün değerlerini karşısına alan devlet, konu gey evliliklerine geldiğinde sus pus olmuştur. geylerin miras hakları ihlal edilmiş, çocuk edinmeleri dolaylı olarak engellenmiş, birbirlerinin malları ve borçları üzerindeki tasarruf hakları ihlal edilmiş ve birbirlerinin sigortalarından yararlanmalarına engel olunmuştur.

halbuki tc anayasası "herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir" demekteydi. halbuki tc anayası "türkiye cumhuriyeti insan haklarına saygılı, demokratik ve laik bir hukuk devletidir. " demekteydi. vatandaşın bir kısmının haklarının tanınırken diğer kısmının haklarının tanınmaması demokrasinin neresindedir? halkın bir kısmının hakları tanınırken diğer kısmının haklarının göz ardı edilmesi "halkçılığın" neresindedir? bu nasıl bir hukuk devletidir de vatandaşların bir kısmı için farklı bir hukuk, diğer kısmı için farklı bir hukuk işletmektedir? bu nasıl bir "insan haklarına saygılı devlet"tir ki insanların temel haklarını ihlal etmekten çekinmemektedir? hani çelişkili davranma yasağı vardı? devlet neden herkes kanun önünde eşittir demesine rağmen herkese eşit davranmamaktadır?

ya örfe göre hareket edin, ya modern devlet ve toplum anlayışı içinde anayasaya göre hareket edin. shrödinger'in hukuku gibi hukukta çift başlılık yaratmayın.