1980'lerin new york sanat sahnesinin en önemli ve en ikonik isimlerinden biri. graffiti ile başlayıp çok kısa bir süre içerisinde dünyanın en pahalı ressamlarından birine dönüşen haiti ve portoriko kökenli amerikalı sanatçı. 1960 yılında brooklyn'de doğmuş, çocukluğunda sanata merak salmış, geçirdiği trafik kazası sonrasında annesinin ona verdiği gray's anatomy kitabından da ciddi şekilde etkilenmiştir.
okulu bıraktıktan sonra new york sokaklarında yaşamaya ve çalışmaya başlayan basquiat, al diaz ile birlikte samo ismi altında duvarlara şiirsel, politik ve çoğu zaman provokatif yazılar yazmaya başladı. soho ve lower manhattan'ın duvarlarında beliren samo yazıları kısa sürede dikkat çekti. "samo as an end to mindwash religion, nowhere politics and bogus philosophy" gibi ifadeler kullanan bu gizemli graffiti karakterinin arkasındaki kişinin kim olduğu zamanla ortaya çıktı. samo'nun sona erdiğini ilan eden "samo ıs dead" yazıları ise basquiat'ın sokaktan galerilere geçişinin adeta başlangıcı oldu.
1980'lerin başında new york sanat çevresine girmeye başladığında graffiti sanatçısı olarak görülmekten kurtulup galerilerde sergilenen genç bir ressama dönüştü. yeni dışavurumculuğun yükselişiyle birlikte eserleri büyük ilgi görmeye başladı. tuvallerinde taçlar, kafatasları, kemikler, anatomik çizimler, kelimeler, siyah figürler, sporcular, polisler ve müzisyenler gibi imgeleri bir araya getiriyordu. ilk bakışta çocuk tarafından çizilmiş gibi görünen bu karmaşık işler aslında ırk, sınıf, sömürgecilik, ölüm, tarih ve popüler kültür üzerine oldukça yoğun göndermeler barındırıyordu.
özellikle siyah erkek figürlerine taktığı taç basquiat'ın en bilinen sembollerinden biri haline geldi. eserlerinde kendisine ait bir kahramanlar dünyası yarattı. charlie parker, miles davis ve joe louis gibi jazz müzisyenleri ve siyah sporcular çalışmalarında sık sık karşımıza çıkar. siyah kültürünün ve tarihin görünmez bırakılmış kahramanlarını resimlerinde adeta yeniden taçlandırıyordu.
dil kullanımı da resimlerinin önemli bir parçasıydı. ingilizce, fransızca ve ispanyolca kelimeleri bir arada kullanıyor, bazı kelimelerin üzerini çiziyor, tekrar tekrar yazıyor ve bilimsel ya da anatomik terimleri politik ifadelerle yan yana getiriyordu. yazı, çizim ve sembolün birbirine karıştığı bu tarzı onu dönemin diğer neo-ekspresyonist ressamlarından oldukça farklı bir yere koydu.
1982 yılında yaptığı eserlerle henüz 21 yaşındayken uluslararası sanat piyasasının dikkatini çekti. aynı dönemde new york'un sanat, müzik, moda ve gece hayatının birbirine karıştığı çevrenin tam ortasında yer alıyordu. madonna ile bir dönem sevgili olması, david bowie ve diğer dönemin önemli isimleriyle aynı çevrede bulunması da bu dönemin ne kadar hızlı ve tuhaf yaşandığının göstergelerinden biri.
andy warhol ile tanışması ise basquiat hikayesinin en meşhur taraflarından biridir. warhol genç sanatçıyı erken dönemde fark etmiş ve aralarında hem arkadaşlığa hem de profesyonel bir ortaklığa dönüşen bir ilişki oluşmuştur. 1980'lerin ortalarında birlikte yaptıkları işler bugün sanat tarihinin en ilginç sanatçı ortaklıklarından biri kabul ediliyor. bir tarafta pop art'ın artık efsaneleşmiş ismi warhol, diğer tarafta sokaktan gelip sanat dünyasının içine giren 20'li yaşlarındaki basquiat.
bu ilişkinin arkadaşlıktan çok daha karmaşık olduğu da yıllardır konuşuluyor. warhol'un basquiat'ı hem desteklediği hem de kendi sanat dünyasının içinde tuttuğu, basquiat'ın ise zaman zaman warhol'un gölgesinde kalmaktan rahatsız olduğu söylenmiştir. aralarındaki yaş, şöhret ve sınıf farkı düşünüldüğünde zaten oldukça garip bir ikiliydiler. buna rağmen warhol'un 1987'deki ölümünün basquiat'ı ciddi şekilde sarstığı biliniyor.
basquiat'ın hayatı ve kariyeri aynı hızla yükselirken ciddi bir uyuşturucu bağımlılığı da geliştirdi. sanat piyasasının ilgisi, büyük paralar, şöhret ve new york'un dönemin uyuşturucu kültürü birbirine karışmış durumdaydı. bütün bunların arasında üretmeye devam etti ancak giderek daha kırılgan bir hale geldi.
1988 yılında, henüz 27 yaşındayken new york'taki evinde eroin overdose'u sonucu hayatını kaybetti. ölümünden sonra ise basquiat'ın adı daha da büyüdü. bugün eserleri dünyanın en önemli müzelerinde sergileniyor ve sanat piyasasında yüz milyonlarca dolarlık fiyatlara ulaşıyor. 1982 tarihli untitled adlı kafatası resmi 2017 yılında 110.5 milyon dolara satılarak bir amerikalı sanatçıya ödenen en yüksek fiyatlardan birine ulaştı.
işin ironik tarafı da tam olarak burada. hayatının başında sokakta duvarlara yazı yazan, galerilerin ve sanat dünyasının dışında duran genç bir siyah sanatçı olarak başlayan basquiat, ölümünden sonra dünyanın en zengin koleksiyonerlerinin peşinden koştuğu sanatçılardan birine dönüştü. bir zamanlar duvara yazdığı samo yazıları silinip giderken bugün yaptığı resimlerin birkaç santimetrekaresi bile milyonlarca dolar ediyor.
kısacık hayatına rağmen 1980'ler new york'unun sanat, graffiti, hip-hop, moda ve gece hayatının kesiştiği noktada duran; warhol'dan madonna'ya kadar dönemin kültürel figürleriyle aynı çevrede bulunan ve kendisinden sonra gelen sayısız sanatçıyı etkileyen bir isim oldu.
27 yaşında ölmeseydi bugün nasıl bir ressam olurdu sorusu da sanat tarihinin en büyük "acaba"larından biridir.