prayers for bobby

filmlerden kolay etkilenen, duygusal bir tip değilim. bu filmin eşcinsel sinemada ünlü olduğunu, etkileyici olduğunu duyup, bir yerlerden bulup izlemeye başlamıştım ama daha yarım saat olmadan filmi izlemeye dayanamadım ve kapattım. benim yaşadığım sıkıntıların hepsini filmde buldum ve tekrar o buhranları görmek istemedim. bu film bana çok ağır geldi.
bu filmi izlememek büyük kayıptır.
eşcinsellik, din ve aile yargıları üzerine etkileyici bir film. sonrasında dini açıklamaları konusunda tatminkar olmadığı ve aile bağının fazlaca abartıldığı konusunda eleştiriler duysam da ben kendi hayatımdan çok sayıda ortak yön bulduğum için -ki aramızdaki birçok kişinin bulacağına eminim- bobby'yi ve hissettiklerini, yaşadığı ikilemi, tüm saçmalıklara rağmen sarfettiği çabanın nedenini anladığımı düşünüyorum. bu sebeptendir ki çenemi titrete titrete ağladım. film bitti uyuyamadım tekrar açtım tekrar izledim tekrar ağladım. son olarak da iki önerim var izlemeyen arkadaşlara. 2009 yapımı olmasına aldanıp fragmanı izlemeyin, 98 öncesi filmler gibi tüm filmi anlatmışlar fragmanda. zamanlamayı iyi tutturun.
anneme eğer açılırsam benim çocuğum ve prayers for bobby kombosu ile açılmak istiyorum.
ne yazık ki böyle bir anneye sahibim ve bir filmi izlerken ilk defa ağladım. işi sulandırmayan, her şeyi son derece gerçekçi bir şekilde yansıtan müthiş bir film. son sahneleri hele.. ah bobby ah..
bu filmi her izlediğim de o anneye lanet ediyorum...
filmi izledikten sonra gözyaşlarına boğulmuştum, beni en çok etkileyen filmdir bu. kesinlikle tavsiye ediyorum, izlenmeli, izlettirilmeli.
filmin ismini burdan görüp izlediğim için sol framede yer ettiren tüm gacılara buradan öpücükler, mıncırmalar ve bilumum diğer şeyler
değerlendirmeye gelirsek:
eşcinsel olduğunu keşfettikçe bağlı olduğu inançlara göre günah işlediğini düşünen bobby'nin intihar çabasından sonra ailesinin ve okul arkadaşlarının özel(!) durumunu öğrenmesiyle kendini onların onayına layık hale getirmek için giriştiği çabanın sonuç vermemesinin ardından kuzeninin yanına taşınıp beyaz atlı prensiyle mutlu olmasını ve bu sırada durmak bilmeyen iç çatışmasının savaşa dönmesiyle intihar etmesini, ölümüyle ailesinin olanlardan kendini soyutlamaya çalışmasını, bobby'nin yönelimi hakkında en katı olan annenin ise zamanla lgbt savunucu hale gelmesini konu alan televizyon filmidir.
filmde gözüme takılan en büyük problem "gay" olarak nitelendirdikleri veya ekrana yansıttıkları bireylerin "feminen" görüntü ve davranışlarıdır. geri kalanlar yok mu sayılıyor yoksa normal mi karşılanıyor anlamlandıramadım.
gerçek bir hiklayeden uyarlama olduğu için ve bir değişimin öyküsünü (ne yazık ki bobby için değil) işlediği için alkışı haketse de annenin değişimini yansıttıkları başarıyla bobby'nin iç dünyasını yansıtsalardı alkışlar karşılığını bulurdu.
daha düşük puanı haketse de 7 puan ile arşivdeki yerine alalım.
overhyped olduğunu düşündüğüm film( kötü değil güzel ama )
en sevdiğim lgbt temalı filmlerden biri. dahası (bkz:sigourney weaver) gibi çok sevdiğim bir oyuncuyu bu filmde görmek beni zamanında oldukça mutlu etmişti. herkesin mutlaka izlemesi gerektiğini düşünüyorum. filmde çalan ilahiyi ise hala dinlerim:
etkilendiğim bir film gerçekten çok sade güzel ve insanı üzen derinden etkileyen bir film
kaç zamandır ağlarım diye izlemediğim film....
ilk gay temalı filmimdi. izledikten sonra ciddi anlamda hüngür hüngür ağladığım film aynı zamanda. beni ağlatmak çok zor değil zaten tamam ama filmde annemi görünce (tabi intihar etmediğim için aktivist olmamış hali) beni bir o kadar daha etkilemişti film.

yalnız filmin sinematografisi çok kötü gelmişti bana izlerken. sahne geçişleri baya vasattı.

bu yinede yastığa kapanıp hiç ağlamamışcasına ağlamadım demek değil, ağladım.
sırf kapak fotoğrafı ve ana roldeki karakterin tipine gıcık gitmemden dolayı izlemiyorum. halbuki zenne filmindeki yabancı gazeteci gibi seksi bir erkek oynatsalardı, izlerdim.
  • /
  • 2