pride and prejudice

bride and prejudice şeklinde bollywood hali de olan eserdir.
2005 yapımı ingiliz filmidir, imdb puanı 7.8 dir.
(bkz: gideri var)
http://www.imdb.com/title/tt0414387/
mistır darcy'sinin melül bakışlarına öldüğüm film. prideını yerim onun.
neyse ciddi tanım: joe wright abimizin gözümde en başarılı dönem filmidir. jane austen'ın da etkisi çoktur tabi bunda.
hep duyardım adını. keira knightley'li kapağını hep görürdüm de izlemek dün, otobüste nasip oldu. "türkçe dublajında bile bu kadar etkilendiysem orijinalinde ölürüm herhalde" diyerekten en güzel sahnelerini youtube'dan da hatmettim ve şuan bulutların üzerindeyim sözlük. sanıyorum 1995'te mini dizi şeklinde romandan uyarlanan bu yapım o zamanlar colin firth etkisiyle kadınları, gay-biseksüel erkekleri mest ederken 2005 seneli film de beni yerden yere vurdu, otobüste değişik triplere girmeme sebep oldu. matthew macfayden'in her göründüğü sahnede parmaklarımı mı ısırmadım, gözlerimi mi devirmedim, kulaklık takmam dolayısıyla duyamadığım abuk subuk sesler mi çıkarmadım artık ne varsa yaptım. yanımdaki akp'li amca tarafından oracıkta homofobiye kurban gitmediysem de uğurum sayesindedir. o derece somut bir biçimde hayran kaldım matthew macfayden'e. du spoilere geçeyim.

--- spoiler ---

yani bir insan ancak bu kadar güzel bir şekilde "i love you" diyebilir. sadece i love you da değil, girdiği her tavır, mimikleri, gözleri o kadar başarılı ve hayranlık uyandırıcıydı ki anlatamam. peki ya o saçlar? onlara bile bayıldım.

film çok güzeldi bence. kitabı okumadım. diziyi de izlemedim ama filmi çok beğendim. asla sıkmayan, çok akıcı bir aşk filmi pride and prejudice. eminim kitap çok daha etkileyicidir ama keira knightley'i de sevmemden dolayı filme çok objektif yaklaşamadım sanırım.

filmi konu bazlı değerlendirmek istemiyorum çünkü orijinal hikayeye kitabı okumadan vakıf olamayacağım için ne dersem diyeyim yetersiz olacak.

müzikleri çok güzeldi. piyano hakimiyetli bir soundtrack'tan daha iyi bir seçenek olamazdı sanırım. ayrıca filmin akıcılığında da büyük bir etkisi var.

sahne geçişleri, bakışmaların o denli güzel aktarılışı ve olayları nispeten hızlı ama güzel yedirebilmesi de iyiydi filmin. çeşitli yorumlara göre jane'e kitapta daha çok ağırlık verildiğini okudum ki ben de jane'i çok sevdim. ne kadar rolde, gone girl filminde "senin ben ta.." ifadelerine bulanasıca bir rol üstlenen rosmund pike olsa da bu ona olan sevgimi azaltamadı, jane karakteri ayrı olarak çok güzeldi bence. sırf onun için kitabı okuyabilirim.

o zamanın avrupasında o tip bir aşkı anlatan bir konu olarak yeri farklıdır sanırım. çünkü iki karakter birbirlerini severken birçok sosyal etkenle de yüzleşiyorlar.

--- spoiler ---

kısaca çok güzel, rüya gibi bir filmdi. benim gibi bu zamanlara erteleme gafletinde bulunanlar izleyebilir. izlemeden önce kitabını okuyabilir ya da 1995 yılı bbc yapımı diziyi de izleyebilirler. ama senaryo zaman ayırmaya değer.