radyo dinlemek

kendi dilediğin müziği seçip dinlemek varken insanların neden, nasıl bu kadar radyo dinlemeyi sevdiğini hiç anlayamadım. 10 yaşındayken ısrarla bir walkman aldırdım o zaman öyle, lisede ipod nano'yla az mı yeri geldi hüzünlendik yeri geldi neşelendik. hele de radyodaki amaçsız, gerçekten geveze muhabbeti yapan programlar radyodan iyice soğutuyor beni.
hayatta en sevdiğim aktivitelerden çimki;
-hiç aklına gelmeyecek bir şarkı aniden çalıverir
-dj şahane bi espri patlatır bi anda, ya da asla önem vermeyeceğin ama seni şaşırtacak dipnotlar anlatır
-en yeni, en son ne çıkmış haberin olur
-telefonla bağlanıp ailene, dostlarına şarkı armağan edersin
-bir şarkı gelir alır seni götürür eskilere
velhasıl kelam radyo dinlemek gibisi yoktur
çok reklam çıktığı için geçmişe gömdüğüm eylem. reklamsız radyolar da yok değil ma yine de soğudum.
ilk ve tek walkmanım ile başlayan ve hala süregelen eylemim, pek bir severim radyo dinlemeyi.
sony marka walkmanimin manuel bir radyosu vardı şu kırmızı işaretin elle hareket ettirildiği, zaten kaset alacak çok fazla para yoktu olan da şebnem ferah kasetlerine harcanıyordu. kaseti çeviremeyecek kadar pil azaldığında radyo çalışıyordu, o zaman tanıştım radyo ile.
şimdi yaşım ortaya çıkacak ama ilk walkman aldığım zamanlarda beyazıt öztürk daha radyod de program yapmaktaydı, onunla başladı bu alışkanlık, ardından hakan gündüz'ler ceyhun yılmaz'lar ve daha bir sürü radyo programcısı.
işin özü tanımadığın ve görmediğin bir adem yada havva ile iletişime geçmek, onu sesinden tanımak sevmek, bazen aynı fikirde olup bazen kendi kendine tartışmak onunla, ama her sabah işte yada araba da ilk iş radyonun tuşuna basmak. garip gelebilir ama seviyorum bu eylemi.
şimdilerde polat labar var sabahları radyod de ardından hemen frekans trtfm e dönmekte, bu işi en iyi en seviyeli kaliteli yapanlar her zaman trt programcıları oldular, reklam seviyesi de çekilir düzeyde.
radyoyu seviniz :)