tamirci çırağı

cem karaca'nın hayatın adaletsizliğine ve adiliğine lanet ettirtebilecek derecede güzel olan şarkısı.
"
gönlüme bir ateş düştü yanar ha yanar yanar
ümit gönlümün ekmeği umar ha umar umar
elleri ak yumuk yumuk ojeli tırnakları
nerelere gizlesin şu avucun nasırları

otomobili tamire geldi dun bizim tamirhaneye
görür görmez vurularak başladım ben sevmeye
ayağında uzun etek dalga dalga saçları
ustam seslendi uzaktan oğlum al takımları

bir romanda okumuştum buna benzer bir şeyi
cildi parlak kağıt kaplı pahalı bir kitaptı
ne olmuş nasıl olmuşsa aşık olmuştu genç kız
yine böyle bir durumda tamirci çırağına

ustama dedim ki bugün giymeyim tulumları
arkası puslu aynamda taradım saçlarımı
gelecekti bugün geri arabayı almaya
o romandaki hayali belki gerçek yapmaya

durdu zaman durdu dünya girdi içeri kapıdan
öylece bakakaldım gözümü ayırmadan
arabanın kapısını açtım açtım girsin içeri
kalktı hilal kaşları sordu kim bu serseri

çekti gitti arabayla egzozuna boğuldum
gözümde tomurcuk yaşlar ağır ağır doğruldum
ustam geldi sırtıma vurdu unut dedi romanları
işçisin sen işçi kal giy dedi tulumları
"

boktan bir iştir. ustanın seni ezmesi hatta durduk yere dövmesi demektir. el-göz koordinasyonu, ince kas becerileri gelişmemiş bir çocuk olarak çay dökmeniz gayet normalken, salak ustanız yüzünden sırf çay taşırken çay tabağına düşen bir damlanın şekerleri ıslatmaması adına ve bu yüzden dayak yememek için kimin kaç şekerli çay içtiğini ezberleyip çaylarına şekerlerini atarak taşımaktır. tüm bunlara rağmen ustanızın canı sıkıldıysa yine de azar işitmektir.