yaşlılık

imkanlar ve yaşanmışlıklar vesilesi ile içindeki çocuğu bir daha bulamayacak şekilde kaybetmiş kişilerdir.
büyüklerimizin dediği gibi, kapının önüne konmayan şeydir.

motorun tepesinde olup, sürenin arkasında otururken ona yapışıp 110 km/h ile kasksız gidildikten sonra; insan 2 gün hasta olabiliyor. ayrıca poponun ağrıması da tra jedi cabası.
göz kenarları kırışmasın diye ölçülü gülme, sürekli kaşları kaldırır pozisyonda tutma numaralarının bile işe yaramadığı geri dönüşü olmayan dönem.
her boku bilmektir. formula şöförü gibi insiyatif kullanabilmektir. yakın/uzak gözlüğü olmadan göremediğiniz şeyin feriştahını önceden görmüş olmaktır.
yaşlı insanların bulunduğu yaşam standardı. götteki kılların ağırmasıdır.

(bkz: insanın yaşlandığını anladığı an)
kimseye muhtaç olmadığında, elden ayaktan düşmeden yaşayabildiğinde keyif, yatalak ve bakıma muhtaç kaldığında ise işkence olan yaşam evresi.
william shakespeare'in mükemmel şiirinde acı ve mizahla betimlenmiş son perdemiz:

all the world's a stage,
and all the men and women merely players;
they have their exits and their entrances,
and one man in his time plays many parts,
his acts being seven ages. at first, the infant,
mewling and puking in the nurse's arms.
then the whining schoolboy, with his satchel
and shining morning face, creeping like snail
unwillingly to school. and then the lover,
sighing like furnace, with a woeful ballad
made to his mistress' eyebrow. then a soldier,
full of strange oaths and bearded like the pard,
jealous in honor, sudden and quick in quarrel,
seeking the bubble reputation
even in the cannon's mouth. and then the justice,
in fair round belly with good capon lined,
with eyes severe and beard of formal cut,
full of wise saws and modern instances;
and so he plays his part. the sixth age shifts
into the lean and slippered pantaloon,
with spectacles on nose and pouch on side;
his youthful hose, well saved, a world too wide
for his shrunk shank, and his big manly voice,
turning again toward childish treble, pipes
and whistles in his sound. last scene of all,
that ends this strange eventful history,
is second childishness and mere oblivion,
sans teeth, sans eyes, sans taste, sans everything!

...bu şiirin iki adı olduğu söylenebilir. biri, insanın ömründeki yedi aşamayı tanımladığı için the seven ages of man, diğeri ise şiirin ilk dizesindeki all the world is a stage...
en büyük korkum.

küçükken birkaç sokak ötemizde yaşlı bir amca yaşardı. 90'larında falandı sanırım. bildiğim kadarı ile hayatı boyunca hiç evlenmemişti. birkaç defa bayramda annemle dedeyi ziyaret ettiğimizde dolabında yemek olmadığını, dedenin yatağını ıslattığını bulaşıklarının günlerdir yıkanmamış olduğunu falan görüyor elimizden geldiğince yardım etmeye çalışıyor, aşırı üzülüyorduk. çocukluk zamanında aşırı hassas biriydim. bazen günlerce dede ile ilgili kabuslar görüyordum. arada bir arkadaşlar ile top oynamaya gittiğim zaman akşamüstü evine uğruyor, selam veriyordum.

her neyse, biz o şehirden taşındıktan 2 sene sonra komşularımızın birinden dedenin öldüğü haberini aldık. cesedini iki-üç hafta sonra ortaya çıkan kötü koku sayesinde bulmuşlar. dolabında yemek kalmamış, yatağının her yeri idrar ve kuru dışkı içinde bir halde...

benim için çok korkunç bir şey bu. yalnız ve yaşlı kalmak. ileride beni sahiplenebilecek ve beni sevecek bir aileye sahip olamayacağım gerçeği beni ürkütüyor. birilerine muhtaç kalmak beni korkutuyor. cesedim kokana kadar insanların beni farketmeyeceği bir gelecek yaşayacağım gerçeği çok korkunç.

umarım başkalarına muhtaç kalmaya fırsatım olmadan, yalnız ama kendime bakabildiğim bir dönemde sessiz ve huzurlu bir şekilde ölürüm.
zamanın acımasızlığının bedenlerimizde her bir hücremizde hissedeceğimiz sonucudur.
din adamlarından duyduğum kadarıyla allah şifasını vermediği tek şeyin yaşlanmak olduğunu belirtmiştir; bundan keşke ajda pekkan’ın da haberi olsaydı...