yerli malı haftası

ayağında converse ayakkabısı, elinde starbucks kahvesi ve düşük bel kot pantolonu altından görünen aussiebum marka iç çamaşırıyla sınıfa giren ve msnde kişisel iletiler bölümünde kimseler yer vermediği için hatırında olmayan öğrenciler tarafından tarihin tozlu sayfalarına kalkmakta olan ya da kalkmış haftadır. popüler olanla tezat oluşturur.
yerli, sexi, kocaman anadolu ayilarinin, mallarini olabildigince ictenlikle sergiledigi hafta.
her yil kutlanmali..
genelde her yıl aralık ayının 2. haftası kutlanır.
30 lu yaşları devirmiş anadolu insanının ilkokul yıllarında haşlanmış patates ya da haşlanmış yumurta getirdiği ve hepbirlikte herkesin getirdiği haşlanmışları yediği bir haftadır kendileri.bu hafta öğrenciler kabız olurlar ve diğer hafta tuvalet sıkıntısı yaşarlardı.

bana sorarsanız yerli malı haftasında kızılderililerin yediği yiyeceklerin tüketilmesi yerlileri sevindirmek adına önemlidir derim
herkesin, uzun tenefüste sıraları birleştirip, kıtlık yokmuşcasına yaptıklarını hunharca yemeleri ve haftalık kalori ihtiyacını 1 saatte giderildiği gündür. yemek artmaz çünkü mutlaka birileri poşete, kaplara doldurup evlerine götürür. neden sadece ilkokulla sınırlı olduğunu, neden liselerde de yapılmadığı merak konusu, onlar da aç, susuz, zavallı.
getirdiğim yemeğin yenip yenmeyeceği konusunda sürekli endişelendiğim ve eve hep boş saklama kabıyla döndüğüm haftadır. her çocuğun bünyesinin 3 katını yemesinden sonra mutlaka birinin kusmaya başlayıp, herkesin onun kusmuğuna bakarak kusmaya başladığı kusmuk dolu bir hafta.
bir zamanlar kutlanan, okullarda elma, incir, kuruyemis ustu ulusal kalkinmacilik hayali ile cocuklara belletilen hafta. retro bisi.

alternatif tanim: isyerinde, orda burda, yurt sathinda luzumsuz tiplerle hemhal olunan hafta/gunlere verilebilecek isim.
haşlanmış yumurta, patlamış mısır ve mandalina üçlüsünden soğuma sebebim.

ayrıca bu gözler, kiwi getirip de öğretmenden dayak yiyen tipler de görmüştür.
(bkz:müslüman mahallesinde salyangoz satmak)
ilk okulda asosyal olma sebeplerinden biri olabilir bu garip uuygulama.
fakirlikten ve öğretmen zoruyla getirdiğim yiyeceklerimi (tek bir meyve genellikle dedemin bahçesinden portakal olurdu bu, varsa bir parça muhacir çöreği gibi şeyler) paylaşmazdım, kimse paylaşmazdı.
ama bir kesim vardı ki ilçenin zenginleri ve memur kesiminin çocuklarıydı bunlar. aileleri tatlı tuzlu evde yapılabilecek herşeyi yapar birde meyve falan getirirlerdi, hatta çocuklar taşıyamaz birlikte gelir birde birbirlerinin getirdiklerine bakarlardı. u düzeni verilen sıralarda bir köşeye cekilirlerdi, bizde yaklaşmazdık zaten. ardından okul yönetimi ve birkaç öğretmen o gün yerli malı yapan sınıfı ziyarete gelirdi, tabi sadece sıraların malum bölümüne ugranır bir güzel yenir içilir hatta fazlası varsa bir kaç dilim alınır gidilirdi.
ikinci sınıftan sonra o tek meyve ve çöreği de götürmez oldum, saçma gelmeye başladı böyle şeyler ve tüm okul hayatım boyunca tüm etkinliklerden (geziler, tiyatro, sinema, yıl sonu partileri ) uzak durdum.
annem çalıştığı için utana sıkıla hep kola ve fanta götürürdüm. bi tuhaf oldum ya ne günlerdi.