aşkı da bitirdiniz

eh o da oldu. gerçi yeni haber değil de. ilk değil, son da değil elbette. yediniz lan aşkı, çiğnediniz, tükürdünüz. sormadınız halin nedir diye. harcadınız hemen, geriye ne arkadaşlık ne de güzellik bıraktınız şerefsiz o*ospu çocukları. doymadınız aşk hırsızı olmaya, "kalp kıran" olmaya. bir siktirin gidin rezilliğinizle boğulun.
her seferinde, yalan rüzgarına artık kapılmam diyorum. ama her seferinde çok başarılı bir şekilde yine yeniden kapılıyorum. çok başarılıyım bu konuda. derler ki, köpekbalıkları kan kokusunu çok çok uzaktan alabilirlermiş. benim gibi çok güçlü ayakları yere basan bir adamın tek zayıf noktasını bulan buluyor tabi. sevmek, çok sevmek ve sevilmek. bu kadar basit işte. içimdeki yoğun sevgi ihtiyacı yalan rüzgarlarında kaybolmama yol açıyor. ne kadar ters bir durum değil mi? sevebilmenin bir yetenek olduğunu düşünürdüm hep. ama anladım ki ters bir yetenekmiş. insanı mağdur ediyor. yeni yaşın yeni hayatı. yalancıyım ben artık. artık "seni seviyorum" kelimesini kim nasıl alacak bilmiyorum. hadi bakalım. yeni hayat ..
her ikili yakınlaşmayı aşk olarak yorumlayan tecrübeli ama kezban gaylerin ateşli bir gecenin sonunda yalnız uyandıktan sonraki taze mutsuzluğuyla kendini bile kandırmaya yetmeyen hayıflanışı. sonra yeni bir macera için yeni bir profille hayata devam edilir. işte biz buna küçük dünyadaki büyük aşk sendromu diyoruz.
üzülmeyin. yine olursunuz.
valla bitirdiniz anasını satayım.
beyaz atlı prensi bulacağım derken öpe öpe, öpecek kurbağa kalmadı.
dünyayı dış dünya olarak algılayanların bi sanısı...
tüm kelimeleri kendi dünyana götür ve orada yarat, biç ve ömür tahsil et, hatta ölümsüzleştir.
dış dünya depo görevi görür, hayat işlevselliğini iç dünyada vucutlandırır.