tamamen psikolojik sebeplerden ötürü tam 4 gündür, günde en az 3 saatimi sıçmaya çalışarak geçiriyorum sözlük. bir karın ağrısı ki sorma. nerede olduğumu soranlara da grip oldum evde yatıyorum diyorum. tamam biraz kabızım ama zorla da olsa sıçıyorum, iş o zaman da bitmiyor, ardından bişey gelmemesine rağmen kasılı kalıyorum kalkamıyorum. sıçtıkça sıçasım geliyor ama malzeme kalmadığını anlamıyor bünye. bu sebepten dolayı sanırım hemoroid başladı sözlük. rectal prolapse olmaktan korkuyorum *
profilimde tam 999 tane entry girdiğimi görünce 1000. entrymde sağlam bir itiraf yazmaya karar verdim.
her yeni ilişkiye başladığımda biteceğini düşünerek başlıyorum. sürdürmeye değil ilişkiden nasıl ağrısız sızısız sıyrılabilirim diye uğraşıyorum. sevdiğim halde ayrılma planları yapıyorum kafamda. daha da kötüsü aldatmaya çok müsait bir yapım var. ama en kötüsü, ayrıldığımda aşk acısı çekiyorum zannettiğim şey sadece yalnız kaldığımda ve sıkıldığımda ortaya çıkıyor. çok sevdiğim insanlar da oldu, hakkıyla seviyorum, onun için risk alıyorum, güven veriyorum, sevdiğim için herşeyi yapmaya hazırım. yani iyi olduğum zaman çok iyiyim. ama dengesizliğim tuttuğunda ilişkide tam bir götüm. karşımdakine bok gibi davranıyorum, yalan söylüyorum, aşağılıyorum, kendimden uzaklaştırıyorum ve nihayet terkedip bırakıyorum. buna pişman olduğum, üzüldüğüm zamanlarsa dedim ya sadece yalnız kaldığım sıkıcı zamanlar. son ilişkimden birşeyler öğrendim sanırım, uslandığımı, ilişki kurmayı öğrendiğimi umut ediyorum. bir sonraki ilişkimde bunların olmamasını diliyorum. ama bir sonraki ilişkiyi başlatmaya korkuyorum şimdi de.
hayatımda bir kez bile olsa böyle bir çılgınlık yapayım dedim ve az önce uzun, güzelim saçlarımı yeşile boyadım. herkese pişman değilim desem de biraz pişmanlık var sözlük. bakalım sonuç nasıl olacak. beğenmezsem 4-5 gün sonra kazıtıyorum..
edit : her yer yemyeşil olunca kesinlikle pişman oldum. duş aldığımda fayansların aldığı yeşil renge aldırmadım ama aynada kendime bakınca her yerimin yeşil olduğunu görmek bana farklı duygular yaşattı.
çalştığım firmanın müşterilerinden biri geldi. adam utra hiber fiber extra full artı full yakışıklı bişey. bakarken bile orgazm olabileceğiniz bir model. allahım o kollar, o pantolondan fırlayan bulge, o kalın bacaklar, o dudaklar oooffff.... neyse prova için showroom a gitmek üzre hazırlanırken kupadaki kahveyi de hüpleteyim de soğmasın dedim. demez olaydım. aceleyle içtiğim kahvenin yarısını beyaz t-shitüme boca ettim. günümü bok ettim.
itiraftan ziyade iç döküş, bir boşalış olacak ama;
son günlerde pek mutluyum sözlük. aklıma geleni şöyle bir ölçüp tartıp reele dönüştürdükçe rahatladığımı hissettim. ofiste türlü iletişim sıkıntısı yaşadığım insanları idare etmeyi bırakıp, onlarla tartıştım. en kötü biraz bağırırım, yöneticime falan söylerler, ama rahatlamış olurum dedim. garip ki dönüp özür dileyenler tartıştığım insanlar oldu. çünkü ofise çalışmaya geldiklerini hatırlamış oldular. ben birşeyler yapmaya çalıştıkça oturup göt büyütenlerin de işime engel oluşlarını sindirmeyip, onlara da iyilik etmiş oldum meğer. yani bir şekilde dürüstseniz, üç kişinin antipatisini kazandıysanız arkasında otuz sempati kazanıyorsunuz gerçekten.bunun bilinci ile de bugün haftaya bambaşka bir hevesle başladım ve işimden zevk aldığımı pek bir hissettim. konu bir tek iş çevresi de değil. ülkenin sayılı okullarından birinde yüksek lisans yapıyorum, belki burada biraz daha taze beyin insan tanırım diye düşünmüştüm. gerçekten iyi yerlerde çalışan, kendi çabası ile birşeyler başarmış insanlar var ama maalesef tümü homofobik çıktı ve gerçekten diyalog kurmaya değer göremediklerimin sayısı fazla. dolayısı ile burada da iletişim diyince, hmm hayırlısı ya diyip kulaklığımı takıyorum. gerçekten kendimi soyutlamama sebep insanların kendileri. belki bir gün onlara karşı da dolup homofobik iğrenç esprilerine yeter ulen diyerekten baş gösterebilirim.he bu arada sınavdan aldığım not berbat ama sınıfın en iyisiyim. tanıyan bilir, uzlaşmacı, sakin tavırlı patates puresi öyle zart diye ortalık yerde lafı gömmez. ama bunun rahatlığına ermek de başkaymış. insan kendi içinde dışarıyı anlamaya çalışmaktansa, verdiği reaksiyona gelecek tepkiyi ölçümlemek de daha eğlenceli ve rahatlatıcıymış. ama sorarsanız çoğu zaman kabuğuma çekilmiş olmayı yeğlerim.
biraz daha ileriye gidersem sözlükte götlerini beğendiğim yazarları ifşa edeceğim.
yeter bu kadar.
sabaha karşı yine rüyama girdi bu kız sözlük. bu sefer oldukça uzun ve net bir rüyaydı. rüyamda bile onunla tekrar birlikte olma fikri hoşuma gitmedi aslında, sevişirken bile iyi hissetmedim..ama istedim. onun da benim yüzümden acı çektiğini benden başkasını umursamadığını görmek hoşuma gitti. hatta itip kaktım onu rüyamda.
unuttum derken rüyama giriyor bu nasıl iş anlamadım. birlikteyken hep stresli, sıkıntılı hissederdim rüyamda aynı öyleydi. peki neden hala aklıma geliyor? birlikteyken mutlu olmadığım, istemediğim için ayrıldığım (sonra pişman oldum o ayrı), kendimi iyi hissettirmeyen biri neden hala bilinçaltımı ittiriyor dışarı çıkmak için? illa ki bir sevgilim mi olması lazım aklımdan tamamen silmek için?
(bkz: rüyada eski sevgiliyi görmek)
bu günü perşembe olarak gösteriyor tarihler ama ben pazar olsun istiyorum.
bir pencereden bakıyorum, hani şu iyonya mavisiyle boyadığım pencereden
söz ve davranışların içinde boğulmamaya, yüzmeye, üstlerinden uçmaya çalışıyorum. korkmuyor değilim elbette.
bende bir derdimi paylaşayım panpa, bir sevgilim vardı 1.5 sene boyunca beraberdik birlikte yaşadık çok sevmiştim ama öyle böyle değil. bu insanlar aşık oldum diyor ya hiç böyle birşey değil. yatakta yatıp müzik dinliyorduk sürekli tavana bakarak. hiç konuşmadan sohbet ediyorduk. düşün ağzımızdan bir kelime çıkmıyor ama biz sohbet ediyoruz. ruhlarımız o kadar bağlıydı. sözlüğe bakıyorum, arkadaşlarıma bakıyorum çok sevdim falan diyorlar. ama 1 tanesi hariç hiç böyle birşey yaşamamış.
sonra ayrıldım ben, ayrılmak zorunda kaldım bir şekilde her ne boksa. hayvan gibi depresyon geçirdim günde 5 tane ilaç alıyordum. beynim kulaklarımdan akıyordu sıvılaşıp bir bok hissetmiyordum. zamanla toparladım kendimi bir yaşam koçu sayesinde. intiharın eşiğinden döndüm, gerçekten ölmek istiyordum. nasıl yapacağım bile aklımdaydı.
şu son 10 aydır mükemmel hissediyorum kendimi ama bildiğim birşey var ki hayatımda böyle bir aşk bir daha karşıma çıkmayacak yüzde 99 ihtimalle. bu yüzden kimseyle birşeyler yaşamak istemiyorum, hayal kırıklığı yaratmakta istemiyorum insanlarda çünkü tanıştıktan 1-2 gün sonra insanlar aşık olduğunu söylüyor, bende sağol bro diyip uzaklaşıyorum direk.
herneyse bu mükemmel 10 aydan sonra son 1 haftadır aklımda kalbimde sadece o var panpa. çünkü bugün onun doğumgünü ve içimde ki bu his yüzünden sanki birazdan kapıdan içeri girecekmiş gibi hissediyorum. girerse ne bok yerim bilmiyorum zaten tek istediğim artık gece saat 12 olsun ve bu histen kurtulayım bir an önce.
bu mesajı bir yazara gönderdim ve sonra sol fıreymden bu başlığı gördüm tesadüf mü değil. yaşanması gereken bişiymiş diyorum şimdi kendime
pazartesi staja başlıyorum. hem de inanılmaz güzel bir yerde. kravat takmadığım, gömlek giymediğim, moda ikonu gibi gidebildiğim bir yer.** plaza kaşarlığı ne ki moda dünyasını ben yöneticem.*
birisine aşık olursunuz veya çok seversiniz. o da sizi sever ama sizin onu sevdiğiniz gibi değil. sizin gözünüzde her şey çok daha ciddidir, büyüktür, şiddetlidir. sonra onun da size karşı aynı şekilde olduğunu düşünürsünüz, bunun aksini iddia edecek hiçbir şey de yapmaz. en tutkulu şekilde, en şehvetli ateşler içinde terleyerek aşkınızı yaşarsınız ve öğrenirsiniz ki o kişi aslında bir başkasına aşık. bununla savaşmaya çalışırsınız ama olmaz. yollarınızı ayırmak istersiniz ve ayırırsınız da ama aklınızdan hiç çıkmaz. içiniz acır her defasında onu düşündüğünüzde, böylesine büyük bir sevgi ve aşkın niye böyle olduğunu sorgularken. sonra dersiniz ki kendi kendinize "bu kişi için mi üzülüyorum ben? o beni sadece bir seks arkadaşı olarak görüp severken, o benimle aynı duyguları paylaşmazken ben buna mı üzülüyorum?" diye ama fayda etmez. onu düşünmemenizin çaresi değildir bu ve o çareyi de bir türlü bulamazken kalbinizdeki acı giderek daha da büyür ve büyür! tek umudunuz belki yeni birisinin gelip de bu acıyı sonlandırması olur artık ama o kişi de hiçbir zaman gelmeyecek gibidir... sanki yalnızlıkla bir ömür boyu el sıkışıp da antlaşma yapılmış gibidir...
gay olduğumu ilk defa sanırım ilkokul 4-5 zamanlarında anladım. ergenliğe girme dönemleri, sınıftaki herkes rüyalarına giren kadınlardan falan bahsediyordu. o zaman kirada oturduğumuz evimizin bir ev sahibi vardı, böyle kıllı sakallı bir adamdı (o zamandan belliymiş bear seveceğim). onu görmüştüm rüyamda, beni kucağına alıp öperek yatak odasına götürüyordu. gerisi tabiki yok rüyanın, o yaşta maksimum öpüşülebileceğini sanıyorsun çünkü. acaba nerde şimdi o adam, bak merak ettim şimdi. *
her şeyi geride bırakıp kaçtığımı, bir şeylerden kurtulduğumu sandım. şehir değiştirince, uzaklaşınca bir şeyler geçecek sandım. hep aynı oysa ki. aklımızın içinde ne varsa, gittiğimiz yere onu da götürüyoruz. korkularımız, tedirginliklerimiz, mutsuzluklarımız hepsi kafamızın içinde.
artık kendi içime kapanıp, kozamı örüp, herşeyi düzeltmek istiyorum. sonra o kozadan çıkıp hayatımı daha güzel, anlamlı ve güçlü bir şekilde yaşamak istiyorum.
insanlar mı çekici, yoksa sakalları mı? gerçekten ayırt edemiyorum son zamanlarda. azgınlık bazen hakkaten kötü. yolda yürürken her bir düzine erkekten birine bakıp iç geçiriyorum, sonrasında "bunun benle ne işi olur ki" diye yankılanan içseslerimle baş başa kalıyorum. bu durum gerçekten canımı sıkıyor. *
ona tekrar mesaj atmamak için kendimi o kadar zor tutuyorum ki. anlamam lazım artık bana değer vermediğini ama söz geçiremiyorum kalbime. rüyalarıma giriyor, elimde telefon resimlerine bakarken buluyorum kendimi. gündelik hayatımda bir anda karşıma çıkıyor sanki onu hatırlıyorum. çok kırdı beni. keşke hiç yazmasaydı, tekrar konuşmasaydı. sil baştan olabileceğini sandım.
arayıp bağırasım, ağlayasım geliyor. içimdeki her şeyi dökmek istiyorum yüzüne, ama yapmayacağım. karşılaşacağımız günü bekliyorum, gözlerinin içine bakarak konuşacağım. o zaman neler hissetirdiğini anlar belki.
bir yandan da kendime kızıyorum. nasıl bu hale geldin, sana bunları yapmasına nasıl izin verdin. neden bu kadar çabuk inandın, niye bu kadar kırılgansın.
ben rahat değilim, yaşamıma devam edemiyorum. yüzleşmem lazım sözlük.