cikolatali kek

Durum: 1906 - 0 - 0 - 0 - 11.11.2016 23:35

Puan: 26976 - Sözlük Kaşarı

7 yıl önce kayıt oldu. 4.Nesil Yazar.

sometimes, change is everything
  • /
  • 96

ayı sözlük'te dışlanmaktan korkmak

böyle biri/birileri var mı bilmiyorum ancak c tipi kişilik'e sahip olduklarını düşünüyorum.

odtü

olası ışid saldırısı yüzünden güvenlik önlemlerini arttırmış okuldur. derslerde bile hocalara bir endişe hakim. bazı hocalar dersler de öğrencilere gözlerini dört açmalarını falan tembihliyor. zaten okula arkadaşlarımızı da alamıyoruz artık. sadece akrabalar.

10 kasım

çomarlar arasında 18 sene adlı kitabımı ithaf edeceğim türkiye cumhuriyeti'nin kurucusu. zira ben bu adamın türkiye için ne anlama geldiğini okullarda dayatılan resmi ideolojiyle değil, çomarlar arasında yaşarken öğrendim.

beni ben yapan şeyler

dekolte giyinen kadına bakma hakkının olmaması

sen zihinsel/fiziksel engeli olan bir vatandaşsın ve dolmuşa bindiğinde herkes sana bakıyor. ne bakıyorsun yahu ben zihinsel/fiziksel engelliyim diyorsun ama onlar sana bakarız göz bizim gözümüz diyorlar.

sıkıntıların birilerine anlatınca geçeceği yanılgısı

sıkıntılar herkese anlatılmaz. buna en yakın arkadaşlarınız da dahil. üzerinden zaman geçmiş ve eskisi kadar hatırlanmayan acılara hiç anlatılmaz. bu kabuk bağlayan yarayı yeniden kanatmak gibidir. eğer o an yanınızda ihtiyacınız olan ilgiyi ve şefkati sizi gösterecek birisi yoksa bu tarz bir kanama sizin canınızı daha çok yakabilir.

tabii bu yazdığım ciddi sıkıntılar hakkında. yoksa bilmem ne arkamdan dedikodumu yaptı, bilmem kim beni aldattı tarzı sıkıntılar için değil. evet.

sözlükçülerin 15 yaşındaki haline vereceği öğüt

sen cikolatali kek'sin aptallık etme*

brokoli

kanser hastalarına ısrarla tavsiye edilen, görüntüsüyle insana küçük ağaları yutuyormuş intibası uyandıran sebze.

yanılmıyorsam erkeklere brokoli yedirme sanatı adında bir yemek kitabı olması gerekiyordu.

götünü başını açan kadınlar

açtığı göt ve baş kendisine ait olduğu sürece kimseyi ilgilendirmeyen kadınlardır.

senin götünü başını açan kadınlar veya onun götünü başını açan kadınlar değiller sonuçta...

aleyna tilki

pedofilinin ata sporu olduğu yurdum topraklarında 16 yaşında birisinin cinselliğini ortaya çıkararak televizyon karşısına geçmesini her ne kadar doğru bulmadığım için desteklemediğim kız. benim için 16 yaşında ailesinin rızasıyla güle oynaya evlenen köylü kızından bir farkı yok. her aile doğru kararı verecek diye bir şey de yok.

bilgisiz doktorlar

doktorumun bilgisiz olduğuna karar veriyorum çünkü hastaneye gitmeden önce google'dan araştırma yaptım ve iki bölüm house md izledim.

(bkz: ortadoğu tipi özgüven)

boynunda steteskop ile poz veren sağlıkçı

ders verdiğin tahtanın başında öğrencileriyle poz veren öğretmen, çalıştığı şantiyede başında baretiyle poz veren inşaat mühendisi, deney yaptığı laboratuvarında üzerinde beyaz önlüğüyle poz veren kimyager veya oynadığı sahnede kostümüyle poz veren tiyatrocunun beğeneceği fotoğraftır.

b12 vitamini ve eksikliğinde görülen semptomlar

b12 vitamini

türkiye'de en çok rastlanan vitamin eksikliklerinden birisi b12 vitamini eksikliğidir. b12 vitamini işkembeli hayvanların bağırsakları tarafından üretilir. bu yüzden bitkilerde b12 vitamini bulunmaz. b12 vitamini hayvansal kaynaklardan giderilir. karaciğer, böbrek, kırmızı et, balık eti, süt ve yumurtada bol miktarda bulunur.
peki b12 vitamini neden önemlidir? b12 vitamini eksikliğinde aşağıda da belirteceğim pek çok aksaklık görülür. fakat bu vitaminin eksikliği biraz daha fizyolojiktir. b12 vitamini dna sentezinde önemli rol oynar. kırmızı kan hücreleri sentezlenirken b12 vitaminine gerek duyar. kırmızı kan hücrelerinin esas görevi de hemoglobin taşımaktır. biraz daha açacak olursak hemoglobin sayesinde hücrelere oksijen taşınır ve karbondioksit alınır. buradan da anlaşılacağı üzere, b12 vitamini eksikliğinde, dna sentezinde ve vücudun işlevlerini gerçekleştirecek moleküllerini işleyişinde aksaklıklar görülür.
eğer metobalizma kaynaklı bir b12 eksikliği varsa, hipotiroid, zaten vücut alınan b12 vitamininin emilimini gerçekleştiremez. bu durumda hap olarak alınan b12 bir işe yaramayacaktır. b12 eksikliğini gidermenin en iyi yolu b12 iğnesi olmaktır.
ayrıca mide operasyonu geçirenlerde sıkça rastlanmaktadır.
aşırı stresli ve gergin bir yaşam tarzı olanlar b12 vitaminine daha çok ihtiyaç duyuyor.
fakat önemli olan nokta ise b12 vitamini eksikliği olan kişilerde dışarıdan takviye ve uygun tedavi ile kısa zamanda semptomların kaybolacağıdır. kısacası burada korkulacak bir şey yok. vücut b12 vitaminini aldığı zaman eksiklikleri gidermek için hemen kullanmaya başlayacak ve bir kaç hafta içinde belirtiler kaybolacaktır.

b12 vitamini eksikliğinde ortaya çikan semptomlar

unutkanlığa sebep olur. öyle ki b12 vitamini eksikliği olan kişi tedavi amaçlı kullanması gerek iğneyi veya oral yoldan alması gereken ilacı bile unutur.
halsizliğe yol açar.
dikkatsizliğe yol açar.
uyuşukluğa sebep olur.
iştahsızlık yapar.
uyku sorununa sebep olur. gece uyumakta güçlük çekme, 3-5 saatlik kısa aralıklar uyumak ve gün içinde uykunun gelmesi gibi...
saç dökülmesine sebep olur.
gerginliğe sebep olur.
yaraların geç iyileşmesine sebep olur.
depresyon etkisi yapabilir. melankoli, tükenmişlik ve mutsuzluk hislerine sebep olabilir. b12 eksikliğini giderenler eskisine göre daha özgüvenli ve mutlu olduklarını söylemekte.
cümle kuramama, konuşmayı tamamlayamama, sinirlilik ve kramplara neden olur.
kas ve eklem ağrılarına sebep olur.
işığa karşı duyarlı yapar.
baş dönmesine sebep olur.
demir mineralinin eksikliğine sebebiyet verebilir.
megoblastik anemiye sebeb olur.
kronik olarak eksikliği beyinde ciddi hasarlara sebep olur.
ağızda aft oluşumuna sebep olur.
takıntılara sebep olur.
dna sentezi sekteye uğrar.
günlük hayatı olduka etkiler. yaşam kalitenizi yarıya düşürür.

eksikliğinde en sik kullanilan ilaç ve iğne

dodex: b12 vitamini eksikliğinde kullanılan çok kuvvetli bir iğne. aile sağlığı merkezi tarafından tutulan enjeksiyon kayıtlarına göre türkiye'de en çok yaptırılan iğnedir. b12 eksikliğine göre kullanım miktarı ayarlanmaktadır.
vücut dodex'e direnç gösterebilir. bu yüzden 3 ayda bir doktor tarafından kontrol edilmeli.
başka ilaçlarla beraber kullanılması dodex'in faydasını azaltabilir. böyle bir durumda doktora kullanılan tüm ilaçlar söylenmeli.
astım, ürtiker, egzama gibi alerjik hastalıklarınız varsa kullanmadan önce deri testi yaptırarak aşırı duyarlı olup olmadığını araştırılmalıdır.
alkol ile eş zamanlı kullanıldığı zaman etkisini azaltır.
düzenli olarak kullanan herkes b12 vitamini eksikliğinden kaynaklanan semptomların azaldığını belirtmekte.

benexol: b12 vitamini eksikliğinde kullanılan, oral yollar alınan bir ilaç.

ek bilgi:

yoğurt suyu, b12 vitamini açısından oldukça zengindir.
alkolün vücutta su ve c vitaminiyle beraber emdiği vitamindir. o yüzden b12 eksikliği olanlar fazla alkol kullanmamalı.

edit: doktora görünmek önemli.

ayı sözlük yazarlarının şu an dinlediği şarkılar

ayı sözlük yazarlarının şu an dinlediği şarkılar

ayı sözlük yazarlarının şu an dinlediği şarkılar

otobüste yanındaki koltuğu rezerveleyecek şekilde oturan insan

şehirler arası otobüslerde bu insanlar yüzünden koridor kenarından bilet alıyorum. pencere kenarından alsam gidecek yerim yok ama koridor kenarında oturunca bacaklarımı koridora doğru açabiliyorum.

holding the man

insanı derin düşüncelere sevk eden, 2015 yapımı, gerçek bir hikayeden kurgulanan lgbti temalı sinema filmi. filmin hikayesi, müzikleri ve cast'ı çok başarılı seçilmiş. into the wild izleyenler bilir, filmin sonunda alexander supertramp'ın fotoğrafı gözüktüğüne nasıl duygulandıysanız bu filmin sonunda iki mislini hissediyorsunuz. çünkü hepimizin hissedebileceği duygunun hepimizin yaşayabileceği hastalıkla mücadelesini anlatıyor.

--- spoiler ---

filmde dikkatimi çeken pek çok metafor kullanılmış. belki daha fazla vardır ama benim ilgimi çekenler bunlar:

-tim görüştüğü aids hastasına yaşını sorduğunda adam "33 yaşındayım ve 34'ü görmeye kararlıyım," demişti. tim 34 yaşında öldü.

-bunun filmle alakası yok ama filmde kullanılan okul formaları glee'nin warblers takımının formalarına çok benziyordu.

-aileleri durumu öğrendikten sonra iki sevgilinin sinekliğin, incecik o tülün arkasında öpüşmeleri aslında onları aslında hiçbir şeyin ayıramayacağını, böyle basit ayrıntıların aşılabileceğini gösteriyordu ki nitekim sineklik kırıldı. tekrar bir araya geldiler.

-tiyatro okulundaki maymun sahnesine bayıldım. tim'in başka erkeklerle yatmak istemesi ancak bu kadar doğal anlatılabilirdi. hayvansı içgüdülerini ön plana çıkaran tim, beraber maymun taklidi yaptığı arkadaşıyla birlikte oldu. ve aids'in şempanzelerde bulunması...

-tim, john'ın memesini ısırmıştı. muhtemelen bunu yattığı diğer adamlardan öğrenmişti. ve bu john'ın canını yaktı. filmin ilerleyen sahnelerinde görüyoruz ki john'ın ciğerlerinden su çekmek için açılan, tim'in ısırdığı memesinin olduğu tarafta.

-filmin başında tim, paris karakterini oynuyor. buradan pek emin değilim, okuyalı çok oldu, paris ölen juliet'in başında bekliyor. aynı sırada john, rugby maçında bacağını sakatlıyor. john yaralanırken tim'in üzgün paris'i canlandırması ve yıllar sonra john'ın hasta yatağının başında tim'in beklemesi...

işte bunlar bir filmin lezzetini arttıran küçük detaylar.

--- spoiler ---

yayalara yol verirse ölecek hastalığı

konya'da bolca bulunan meczuplardır. yol vermedikleri gibi bir de gaza basarlar. hadi yol vermelerini geçtim, yeşil ışıkta siz karşıdan karşıya geçerken motoru bağırtırlar.

türkiye erkeklerinin en az geyler kadar eşcinsel oluşu

şimdi şöyle bir durum var. o yaşlı teyzeler biraz kıllı. ve kıllı olmak da erkeklere has bir şey değildir.
  • /
  • 96
Henüz bir favori entry yok.

Toplam entry sayısı: 1906

iğrençsin ama o kadar yol geldim sevişeyim bari

asla içinde bulunmadığımdır.

hayatımda bir kere sevişmek istemediğim birisiyle seviştim. o da hastalık gibiydi. uzun süre atamamıştım üzerimden.

artık "hayır," diyorum. "seninle sevişmeyeceğiz."

unutmayın, siz bir tanesiniz, kimseyle vakit harcamak peşkeş çekmek zorunda değilsiniz.

çocukken yapılan saflıklar

misafirliğe gittiğimizde beni odaya kapatıp salonda eğlenmelerine kinlenip sehpaların altına ev sahipleriyle ilgili kötü düşüncelerimi yazardım. daha sonraları mahallede küfür etmeyi öğrendim. sonra da beni bir daha gezmeye götürmediler.*

ayı sözlük itiraf

bu haftaya çok mutlu başladım. biliyordum ki her şey bu kadar iyi olamazdı. evet, sonradan işler iyice boka sardı. şu an bu satırları yazarken gerçekten mutsuzum sözlük. pazartesi günü, bay ağız kokusu, bayan baş ağrısının yerine oturdu. o an gerçekten mutluydum. biliyorsunuz, bu kadını vanilya'dan kıskanmaktan öte, kadının varlığından nefret ediyorum. pazartesi günü, bayan baş ağrısı gelmedi ve biz vanilya ile epey yakınlaştık. mesela eskiden kolu/bacağı çarpsa hemen kaçırırdı artık daha uzun süre tutar olduk. sıralarımız neredeyse dip dibeydi. eskiden gözlerime uzun süre bakamazdı, kaçırırdı. artık gözlerime bakarak konuşuyordu. hatta pazartesi günü epilasyona giderken bir yere kadar bana eşlik etmişti. o kadar uzun süre vakit geçirmiştik. (elbette epilasyon kısmını söylemedim.)
salı günü gene aynı şekilde ilerledi. bay ağız kokusu, gene bayan baş ağrısının yerine oturdu. ben gene mutlu tabii. mutlu diyorum ama öyle bir mutluluk değil. adamla bir ilişkiye başlamış değilim ama sadece beraber oturmak bile yetiyor. aramıza kimse girmeden, öylece onun yanında oturmak...
tabii bayan baş ağrısı, salı günü teşrif etmişti. gene hastalanmış salak. bu hafta sonu erkek arkadaşının yanına gitmişti, sanırım istanbul'da kapmış mikrobu. vanilya'nın yanına hiç gelmedi. bir teneffüs vanilya onun yanına oturdu sadece o kadar. o kadarını normal karşılıyorum. çünkü vanilya ile arkadaşlar. neyse o gün çıkışta vanilya'ya beraber yemek yiyelim mi diye sordum. bana bayan baş ağrısına ders çalıştırma sözü verdiğini söyledi. benimde onunla küs olduğumu bildiği için doğal olarak beni çağırmadı. ben, benim yerime onunla gitmesini içerlemiştim ama kendime sürekli bunun gayet normal olduğunu söyledim. gerçekten mutsuzdum sözlük. hayır, kıskançlıktan öte, sevdiğim adamın o tarz bir insanla vakit geçirmesine dayanamıyordum. kadın ruh hastası. tek evin şımarık çocuğu derler ya hani tam ondan.
neyse ertesi gün oldu. biz normalde vanilya ile erkenden okula geldiğimiz için hep beraber sohbet edecek vaktimiz olurdu. dün ben biraz geç kaldım. tam soluk soluğa yerime geçtim ki bu bayan baş ağrısı koştura koştura eski yerine oturmasın mı?!
bugün gerçekten bir insanın yok olmasını diledim. ölmesin. kötü bir şey olmasın. sadece yok olsun. ortadan kaybolsun.
ne zaman vanilya ile yakınlaşsak, konuşsak, temas kursak kadın hemen araya giriyor. gereksiz, tek başına rahatça yapabileceği sorularla çocuğun ilgisini çekiyor. bırakmıyor iki dakika yalnız kalalım. işte bu yüzden deli oluyorum.
işin beni en çok kahreden yanı, her zaman dip dibe oturduğum vanilya, sırasını bayan baş ağrısına doğru kaydırdı. hoca okuma verdiğinde ya da bir ödev verdiğinde ona dönerek yapıyordu. eskiden hep bana dönerdi.
onunla yakın oturmaya çok alışmıştım. o an oradan değilmişim gibi hissediyordum. yaşadığımdan bile emin değildim. hocanın ve tüm sınıfın sesi bir uğultu gibi kulağıma çarpıyordu.
tek temasımız ben ayaklarımı öne uzatıyordum. o da benim ayaklarımın yanına uzatarak oturuyordu. evet, bu gözümden kaçmadı. zaten arada benimle konuşmaya çalışıyordu ama ben o kadar sinirliydim ki sinirimi bastırsın diye kendimi aa oyununa vermiştim. sorduğu sorulara kısa ve net cevaplar veriyordum.
son ders kan vermeye gidelim mi dedim. gidecektik. sonra bayan baş ağrısı "ay bugün gitme vanilya, zaten hoca serbest bırakıyor. yarın gidersin hem derse girmemiş olursun," dedi. sonra bana dönerek bunu açıkladı. bunu bana "yemeğe gidelim mi?" dediğimde açıkladı. bana "bayan baş ağrısına söz verdim. sende gel," dedi ve sustu. "biliyorsun ben gelemem, gelmem!" dedim. "ama artık alınıyorum, hep onunlasın," dedim. "haklısın ama bende aranızda kalıyorum," dedi.
sonra ben eşyalarımı toplamak için yerime geçtim. o da tuvalete gitmişti. ben sonra konuşmayı yarıda böldüğümü düşünerek tuvalete gittim. onunla konuşurum diye. ben içeri girer girmez. "özür dilerim," dedi. "ayıp ettim."
"evet."
yüzümü yıkadım. bir şeyin beni kendime getirmesi lazımdı.
sonra o da elini ve sonra yüzünü yıkadım.
"seninle bir şeyler yapmak istiyorum," dedi. sonra biraz kekeledi ve "ikinizle de bir şeyler yapmak istiyorum," dedi.
"ama benimle yapmıyorsun," dedim.
"bugün sırtını döndün hep. hiç konuşmadın neredeyse."
"evet, bayan baş ağrısı rica etti. dersi anlamıyormuş. benden ona hep yardım etmemi istedi," dedi.
orospu! dedim içimden. bahaneye bakar mısın? sen bu yaşına vanilya ile geldin sanki...
bir an "peki ben sana ihtiyaç duymuyor muyum?" diyecektim ama sadece "sen iyi bir adamsın, tamam. gerçekten. senin yapacak bir şeyin yok. ben sadece üzgünüm." diyebildim. iyi adam kısmına biraz tebessüm etti. onun tebessüm etmesi gerginliğimi biraz azaltmıştı ama hemen oradan çıkmalıydım. zaten tüm sınıf neredeyse boştu. derse bir tek bayan baş ağrısı ile vanilya girecek gibiydi. "bak, herkes gitmiş," dedim. o da şaşırdı.
"1,5 ayda sınıfta neler oldu?" dedi.
"1,5 ayda olanların hepsi bayan baş ağrısı yüzünden oldu, biliyorsun. kız her şeye burnunu sokuyor."
haklısın anlamında başını salladı.
"yarın görüşürüz," dedim elimi uzattım. elimi uzatmama biraz şaşırdı. elimi sıktı. çıktım gittim.
o saatten beri bok gibiyim sözlük. bok gibiden öte. tuvaletin kenarına bok yapışır ya hani sifonu ne kadar çekersen çek gitmez. işte kendimi böyle hissediyorum. kendimi mutlu olmak için o kadar zorladım ama gene de başaramadım. hareketli müzikler açtım. hiç keyif alamadım. depresif müzikler, daha çok kovuğuma çekilmeme sebep oluyordu. arkadaşlarla dışarı çıktım gene de kendime gelemedim. yalan yok bir ara arkadaşım künefe ısmarladığında kendimi iyi hissetmiştim. ama o da bir an sonra geçti. aklıma sürekli o geliyor. iki gün ya. her şey ne kadar güzeldi. bugün her şey ne kadar boktandı.
bugün bir ara telefonun çıkarıp ikimizin fotoğrafını çekmeye başladı derste. tabii hemen bayan baş ağrısı "hocaaaam derste fotoğraf çekiliyorlar" diye hönkürdü. ha tabii dibimde oturan bay ağız kokusu da hemen fotoğrafa girdi zorla. oysa sadece ikimiz olmalıydık. ha bu arada tuvaletten sonra konuşurken bana "senin yanında hep bay ağız kokusu var," tarzında bir şeyler dedi ama resmen ağzında geveledi. anlamadım.
mutsuzum sözlük.
bu öyle bir mutsuzluk ki... mesela eskiden seks yapsam kendimi iyi hissederdim, geçerdi. ama vanilya'yı tanıdığımdan beri kimseyle yatamıyorum. yatmayı bırak, kesemiyorum bile. onun dışında her şey, herkes siyah-beyaz. tek renkli o. tek canlı o sanki. porno bile izleyemiyorum. onun yanında olmak sadece yetiyor. ben eskiden mutluydum. bugün en yakın arkadaşımla onu konuşuyorduk.
ben geçen dönem mutluydum. spora giderdim, iç çamaşırlarımla dans ederdim, bir sürü erkekle yatardım. hiç böyle mutsuz bir adam değildim. hatta bugün rapor teslim etmek için eski ders gördüğüm binaya girdim. geçen dönem ki mutluluğum aklıma geldi. belki nerede akşam orada sabah yapan biriydim ama en azından mutluydum sözlük. başarılıydım. şimdi kaç haftadır dersin yüzünü açamıyorum. yurda gidince yatıyorum kalkıyorum. millete "bok gibiyim," diyorum. onlar "neden?" diye soruyorlar. "öyle," diyorum.
öyle.

ayı sözlük'te dışlanmaktan korkmak

böyle biri/birileri var mı bilmiyorum ancak c tipi kişilik'e sahip olduklarını düşünüyorum.

ricky martin

sözlükte başlığını görünce heyecanlanmama sebep olmuş yakışıklı, şarkıcı, lgbt aktivisti ve aile babası. hiç unutmam yıl 1999, bizim böyle kocaman bir teybimiz var. ablamla beraber bir kaset doldurmuştuk işte içinde celine dion, britney spears, jeniffer lopez, back street boys falan var. bir de ricky martin. açıyoruz ricky martin'i bağıra bağıra livin la vida loca söyleyerek dans ediyoruz beraber. dilimizde pek dönmüyor tabii, en azından benim. daha okula başlamamışım veya yeni başlamışım.
aşıktım bu adama. o zamandan emindim sanki gey olduğuna.

ne güzel adamdın sen ricky abi. ehe.

green apple'a cephe arkadaşları aranıyor

aziz ordumuzun uçaklarla cepheden cepheye uçuştuğu şu mübarek günlerde, sözlükte tek başına trollenmekten ve bilimum savaş karşıtı insana göğüs germekten memeleri sarkan, ışık ve sevgiyle, green apple'a cephe arkadaşları aramaktayız. eğer sizlerde 7/24 sol framei türklerin boklarının ne kadar pembe olduğuna dair doldurabilir, bütün bearhairy başlıklarının altına çemkirebilirseniz, durmayın başvurun.

aranan kriterlerimiz;

-düşük bir zeka
-bütün gün bilgisayarda vakit harcayacak kadar işsiz olmanız
-yazım yanlışları ve imla hatalarıyla dolu bir grameriniz
-2 veya 3 kelimeden fazla cümleler kurmamanız gerekmektedir.

hadi ne duruyorsunuz! dutchbear'ın eksikliğinde bu ablanıza sahip çıkmak, onu cephede bu savaş karşıtı çiçek çocuklarla yalnız bırakmamak için alın elinize klavyelerinizi.

onur yürüyüşünde iki kadının çırılçıplak soyunması

öncelikle herkesin yaptığı işe saygı duyuyorum. kimse oturduğum yerden eleştirmeye hakkım yok, biliyorum. sonuçta ben tüm lgbt'leri destekleyen arkadaşlarıma rağmen kendimde onur yürüyüşünde yürüyecek gücü bulamıyorum. sonuçta tüm arkadaşlarım facebook profillerini gökkuşaklarıyla döşerken ben hiçbir şey olmamış gibi devam ettim. türkiye'de yapılan onur yürüyüşüne de son derece saygı duyuyorum ancak zaman zaman kendime "neden onur yürüyüşüne katılmaktan bu kadar çekiniyorsun" diye sormadan edemiyorum.

şimdi izin verirseniz burada biraz bunu açıklayacağım. ama en başında şunu özellikle belirtmek istiyorum, bu uğurdan yapılan her şeye son derece saygı duyuyorum. sadece benimki biraz özeleştiri gibi.

eskiden en yakın arkadaşım olan çocukla, o da gay olduğunu öğrendim, onur yürüyüşü hakkında konuşurken "ya biz orada lgbt bireylerin hakkını savunuyoruz yoksa orospuların gördüğü polis şiddetini mi savunuyoruz?" diye sordum. "ben orada anneme aşkımı savunacağım yoksa aileme para karşılığı bedenini satmanın doğru bir şey olduğunu duyuracağım? ailem benim bir erkekle sevişmenin kabul edememişken beni bir hayat kadınıyla kol kola görseler ne düşünürler?" ki seks işçileriyle hiçbir problemim yoktur. ama benim yürüyüşümle bunun alakası ne?

biliyorsun türkiye'de tanzimattan sonra pek çok şey avrupa'dan direk alındı. biz roman üretmedik. şiir yazmadık. avrupa'dan alıp onu taklit ettik. bize hep batıyı takip etmek derken hep batıyı taklit etmeyi öğrettiler. şimdi onur yürüyüşünde yapılanda aynen bu. biz amerika'da bu yürüyüş nasıl yapılıyorsa aynen onu alıyoruz. taklit ediyoruz. senin muhattap olduğu adam obama değil ki? senin komşun kızını beceren adamla futbol izleyen john doe değil senin komşun kızını bir erkekle el ele görse tekme tokat döven onu eve kilitleyen hasan usta! seni nasıl bir amerika'lı gibi yaparsın?

recep ile şaban'ın arasın ramazan giremez! allah aşkına bu sloganı ne kadar düşündünüz? siz akp'nin yüzde 40 mhp'nin yüzde 16 aldığı bir ülkede, ki chp ile hdp'de ki muhafazakarları saymıyorum bile, bu şekilde saygı göreceğinizi mi bekliyorsunuz?

biraz önce paylaşılan görüntüleri izledim. yahu sen nasıl benim onur yürüyüşümde gidip oral seks yaparsın. bok. bok. bok. bok. boksunuz. ben anneme saatlerce iki erkeğin aşkını anlatayım, kalp hastası babamı iki erkeğin birbirini sevebileceğine ikna etmeye çalışacağım siz gidin benim cinsel yönelimimi içine aldığınız bir "onur yürüyüşü" düzenleyin ve çırılçıplak birbirinize oral seks yapın. boklar. boksunuz işte. şimdi bu görüntüyü ailem görse ben onlara ne derim? 1 senedir uğraştığım şeyi nasıl hiç edersiniz? hep üzülüyordum lgbt'ler haber programların yer bulmuyor diye. iyi ki bulmuyorlar. gerizekalılar.

bundan sonra bu ülkede tek kelime etmem lgbt hakları için. bana ne? yarın gidip ailemede tövbe ettim yok öyle bir şey derim. ne diye üzüyorum ki ben ailemi? sessiz sakin hayatımı yaşarım. okulumu bitirince de siktir olup giderim amerika'ya.

30 yaşını geçtiği halde ailesiyle yaşayan adam

okullar okunmuş, iş güç sahibi olunmuş, evlenmemeyi tercih etmiş adamın ailesiyle yaşama durumudur. annesinin yaptığı yemekleri yemenin, temiz ve ütülenmiş çamaşırlar giymenin rahatlığını bırakamamış adamdır. muhtemelen ev işlerine uygun değildir. tek başına bıraksan ya yemeği yakar ya da gömlekleri ütülerken kat izi bırakır. aileyle oturmak demek, anne ve babanın otoritesini kabul etmek ve hayatını onların dünya görüşlerine göre şekillendirmek demektir. bir insan 30 yaşını geçtiği halde hala evin oğluşu muamelesi görüyorsa oturup düşünmesi gerekir.

tabii istisnası olanları bu durumun dışında tutuyorum.

edit: 30 yaşını geçtiği halde ailesiyle yaşayan adam beğenmedi.*

onur yürüyüşünü eleştirememek

amaç hiçbir zaman oradaki insanların emeğini inkar etmek değildir. amaç hiçbir zaman oradaki polis saldırısını haklı çıkarmak değildir.

ama eğer adı onur yürüyüşü ise, eğer konusu benim cinsel yönelimimi içeriyorsa elbette eleştirebilmeliyim. hani diyorlar ya "sen yoksan biz bir eksiğiz" diye. ben yokum, ali yok, osman yok, o yok bu yok... eğer bizim düşüncelerimiz ciddiye alınmayacaksa ne için yürüyorlar ki. ben lgbt haklarını destekliyorum. sokak ortasında oral seks yapılmasını desteklemiyorum.

onların orada işleri ne?

şaban ile recep'in arasına ramazan giremez ne?

femen türkiye'yi oraya kim çağırdı?

bir sürü eylem yürüyüş oluyor. bu insanlar bu hareketleri oralarda yapmıyorlar. neden bizde oluyor?

hayır, yarın öbür gün akp ve medyası bu olayı kullansa ne yapacağız? millet bizim yüzümüzden başlarına taş yağacağını düşünüyorlar hala farkında mısınız? bir de sokak ortasında seks...

yarın öbür bir seçim olsa ve lgbt haklarını savunan hdp'nin önüne bu görüntü sunulsa ne yaparlar cidden merak ediyorum. düşünsenize cnn'de falan canlı yayında..

ki hazır olun yarın yandaş medyanın haberleri okumaya. "sokak ortasında seks" yedi ceddin fethettiği istanbul sonunda bu rezilliiğe gördü diye doldururlar gazetelerini.

ha ama biz onur yürüyüşü desteklemeliyiz mutlaka. aa lütfen. uç kutupları göstermezsek asla yenilik olmaz falan filan. geçiniz bunları hocam geçiniz. biz daha bir lgbt birey olarak lgbt yürüşünü eleştiremiyoruz, lgbt platformunda susturuluyor-uz.

ayı sözlük itiraf

gay olmadığım halde erkeklerle cinsel ilişkim çok oldu (öpüşme ve sevişme hiç olmadı). anal ilişki ve düşüncesi bence çok çekici. yatsın yanıma götümü başımı dağıtsın sonra yatsın hali bence daha güzel.

eksi oy verenin kim olduğunu bilmediğimiz halde bir yazarı eksici olarak suçlamak

geçenlerde yukarıda bahsi geçen yazar bana mesaj atmış. benim yazdığım ikinci c sendin xxxxx, diye. çok şaşırdım ve üzüldüm. çünkü kendisine özel bir düşmanlığım yok. düşmanlığı bırakın sözlüğe ilk kayıt olduğum günlerde seri eksi verdiğim günün gecesinden dark bear tarafından uyarıldıktan sonra yaptığımın pasif-agresif ve sinsi bir davranış olduğunu fark edip seri eksi oy vermeyi bıraktım. ha,genelde artık eksi oy vermem ama hoşlanmadığım bir yazarın düşüncesini beğenmediysem anında eksiyi basarım ki tanım cümlelerini, bilgi cümlelerini asla eksilemem. dediğim gibi sevmediğim yazarların belli başlı görüşlerini eksilerim. ama beğenmediysem.

şimdi bu yazar bana öyle diyince ne yalan söyleyeyim üzüldüm. çünkü kendisiyle daha doğru düzgün tanışmadan onun düşmanı olduğumu düşünmüş. bir kaç gündür entrylerini gördükçe artılıyorum. kafasında soru işareti kalmasın diye. aman alt tarafı bir sözlük, eksi - artı için birbirimizi üzmeye değer mi? artılar feda olsun.*

gay accountlarda feminenler ölsün akımı

genelde feminenleri rahatsız eden durum, anlıyorum.

ancak pek çok yazarında dediği gibi bir gey olarak maskülenlik arıyorum. pizzayı elleriyle yiyen, tornavidayı alıp ev işi yapan, araba bozulunca kendi işini görebilecek birisini. lady gaga dinleyip, skinny jeans pantolonların içinde kırıtan birisini değil. ben ilk kategorideyim ve ilk kategoriden hoşlanıyorum. bu yüzden arayışıma daha çabuk ulaşabilmek için feminenler yazmasın diyorum.

bir de kafa yapısı olarak çok farklıyız. etrafımdaki kadın arkadaşlarıma bakıyorum bir de feminen geylere bakıyorum... nasıl başarıyorlar bilmiyorum ama kadın arkadaşlarımdan daha kadın olmayı başarıyorlar. bilmiyorum belki burada da dendiği gibi aslında onlar gey değildir. transtırlar. ya da başka bir yaşam formu. gerçi onlar kendilerini ne olarak tanımlıyorlarsa o'durlar. benim haddime değil. ama hoşlanmıyorum işte. umarım onlarıda seven birileri vardır. hem benim sevgime muhtaç değiller ki. takılmasınlar bu kadar.

ülkede boğaziçi ve odtü'den başka üniversitenin olmaması

türkiye'nin acı gerçeği. eğer tıp fakültelerini ve hukuk fakültelerini çıkarırsanız bu okullar dışında türkiye'de doğru düzgün bir tane üniversite yok. belki itü veya bilkent'in bazı bölümleri bazı konularda iyi olabilir ancak genele baktığımızda bunlar bir üniversiteyi iyi yapmaya yetmiyor.

bir de şöyle bir tesellisi vardır bu okullara girmeyenlerin/giremeyenlerin* önemli olan nereden mezun olduğun değil nasıl mezun olduğun.*

lady gaga

american horror story'nin yeni sezonunda oynayacak dişi.

dizi iyi mi kötü mü bilmiyorum, hiç izlemedim. kadın iyi bir oyuncu mu kötü bir oyuncu mu bilmiyorum, hiç izlemedim. tek bildiğim çıkardığı son çapsız albümden sonra oyunculuğa merak salmış olabileceği.***

1.85 boyunda baby face 65 kilo kuru götlü erkek

Henüz takip ettiği biri yok.