holding the man

başrollerinde ryan corr ve craig stott, yönetmen koltuğunda neil armfield'ın yer aldığı 2015 yapımı eşcinsel temalı filmdir. aynı zamanda oyuncu da olan yazar timothy conigrave'ın kaleme aldığı otobiyografisinden ( holding the baby) uyarlanmıştır. üzücüdür. hüzünlü bir aşkın hikayesidir. son zamanların en iyi tematik filmidir. gerçektir...
insanı derin düşüncelere sevk eden, 2015 yapımı, gerçek bir hikayeden kurgulanan lgbti temalı sinema filmi. filmin hikayesi, müzikleri ve cast'ı çok başarılı seçilmiş. into the wild izleyenler bilir, filmin sonunda alexander supertramp'ın fotoğrafı gözüktüğüne nasıl duygulandıysanız bu filmin sonunda iki mislini hissediyorsunuz. çünkü hepimizin hissedebileceği duygunun hepimizin yaşayabileceği hastalıkla mücadelesini anlatıyor.

--- spoiler ---

filmde dikkatimi çeken pek çok metafor kullanılmış. belki daha fazla vardır ama benim ilgimi çekenler bunlar:

-tim görüştüğü aids hastasına yaşını sorduğunda adam "33 yaşındayım ve 34'ü görmeye kararlıyım," demişti. tim 34 yaşında öldü.

-bunun filmle alakası yok ama filmde kullanılan okul formaları glee'nin warblers takımının formalarına çok benziyordu.

-aileleri durumu öğrendikten sonra iki sevgilinin sinekliğin, incecik o tülün arkasında öpüşmeleri aslında onları aslında hiçbir şeyin ayıramayacağını, böyle basit ayrıntıların aşılabileceğini gösteriyordu ki nitekim sineklik kırıldı. tekrar bir araya geldiler.

-tiyatro okulundaki maymun sahnesine bayıldım. tim'in başka erkeklerle yatmak istemesi ancak bu kadar doğal anlatılabilirdi. hayvansı içgüdülerini ön plana çıkaran tim, beraber maymun taklidi yaptığı arkadaşıyla birlikte oldu. ve aids'in şempanzelerde bulunması...

-tim, john'ın memesini ısırmıştı. muhtemelen bunu yattığı diğer adamlardan öğrenmişti. ve bu john'ın canını yaktı. filmin ilerleyen sahnelerinde görüyoruz ki john'ın ciğerlerinden su çekmek için açılan, tim'in ısırdığı memesinin olduğu tarafta.

-filmin başında tim, paris karakterini oynuyor. buradan pek emin değilim, okuyalı çok oldu, paris ölen juliet'in başında bekliyor. aynı sırada john, rugby maçında bacağını sakatlıyor. john yaralanırken tim'in üzgün paris'i canlandırması ve yıllar sonra john'ın hasta yatağının başında tim'in beklemesi...

işte bunlar bir filmin lezzetini arttıran küçük detaylar.

--- spoiler ---
bu sabah beşte uyanıp eşcinsel aşk içeren film aşerdiğim için yaptığım kısa bir araştırma sonrası açıp izlediğim film oldu. gerçek bir hikayeyi anlattığı için tabi ki de ayrıca etkileyici.

--- spoiler ---

ilk olarak oyuncu seçimleri çok doğru olmuş. gerçek karakterlere gerçekten benzeyen oyuncular inandırıcılığı artırmış. ikinci olarak craig stott, abim sen ne güzel bir varlıksın. o gözler, o neredeyse alnında kaybolacak kaşların, o filmdeki hareketlerin.. bir eşcinseli bir insan bu kadar naif oynayabilirdi sanırım. love you.

efendiim filmi izlemeden önce tabi ki de azıcık konusuna ve oğlanlar yakışıklı mı diye afişine baktım ne yalan söyleyeyim ve gerçek bir olaydan alındığını bilmeden izledim. filmin 70 sonları 80 başlarını anlattığını görünce de "aha" dedim, "gelsin aids'ler, gitsin dramalar, ağlamalar, salyalar, sümüklerrr" derken film oldukça neşeli başladı. o okudukları okulda ben de okumak istiyorum please, onlar ne güzel üniformalar öyle. ayrıca tim'in uçarı feminen tavırlarıyla dalga geçen arkadaşlarına olan umursamazlığı da ayrı güzeldi.
devamı benzer hikaye. iki çocuk aşık olur. bu sefer çok rahat bir şekilde birbirlerine açılabilirler ve beraber olurlar. birinin ailesi daha ılıman ötekininki homofobiktir (ki ben o aileye de kızamadım). ama aşklarına kimse engel olamaz.

iş üniversiteye gittikten sonra değişiyor. kendilerine yavaş yavaş özgürlükler sağlanan eşcinsellerimiz tavşanlar gibi düzüşüp daldan dala atlamaya başlıyor. bu mükemmel özgürlük patlaması onları çok mutlu ve özgüvenli yapıyor. sonra aids illeti geliyor ve "bakın lan nabıcam şimdi size" deyip bunları bir güzel frenliyor. tabi ben böyle piç gibi anlattım ama o dönemde yaşanan trajediler ve özellikle çaresizlik duygusu, kimseye derdini anlatamamak falan çok üzücü gerçekten. karanlık bir dönem. (bkz: the normal heart )

sonra bizim uçarı gencimiz tim, "aga ben tiyatro seçmelerine katılacağım, buradan gidersem başkalarını da düzmem lazım rahat edemem vallaha" deyip benim güzel bebeğim john'u bırakıyor. halbuki birbirlerine söz verselerdi john'cum sözünü tutardı. tabi adamlar moderen olduğu için bu durum sorun teşkil etmiyor ve sonra yeniden birleşiyorlar. ardından ver elini aids. john hastalığı daha şiddetli ve hızlı yaşıyor ve tim'den önce hayatını kaybediyor. buralar aşırı üzücüydü. tim bey de sonradan hayatını kaybediyormuş.

kimin hastalığı kime bulaştırdığı tam olarak bilinemiyor ama ben tim'den şüpheleniyorum nedense ki iki karakter de bu konuyu problem etmiyorlar çünkü o zamanlar kan bağışıyla bile hastalık kapılabiliyormuş ve çok yeni bir konu.

aids'in herkese sıçramadan ilk olarak çoğunlukla eşcinsellerde görüldüğü zamanlar gerçekten çok üzücü ve yıpratıcıymış. bu filmde bunu gösteren şeylerden.

sonuç olarak yaşasın condom!

--- spoiler ---
hos gorunen bir film ama aids konulu filmleri kaldiramiyorum, izlemelistemden cikariyor...cikardim.