ayı sözlük şiir defteri

asmak neyi kurtarır
sarı sarı yaprakları kuru dallara?
yolunmuş yaprakları
kırılmış dallarıyla
ne anlatır bir ağaç
hani rüzgâr
hani kuş
hani nerde rüzgârlı kuş sesleri?
asılmak sorun değil
asılmamak da değil
kimin kimi astığı
kimin kimi neden niçin astığı
budur işte asıl sorun!
“hep yaşadığımı hatırlatıyorum kendime
diyorum ki işin acele
bir gün ne el kalacak tutmak için
ne yürümek için bacak
ne bulutların seyri
ne de bir hatıra dünyamızdan
çünkü hatıralar kuşlar gibi
dal ister konacak...”
- oktay rifat
…ve sınırlı geometrik biçemler arasından
enginin duyumsal düzlemlerine sığınacağım
ben çıplağım, çıplağım, çıplak
sevgi sözcüklerinin arasındaki duraksamalar kadar çıplak
ve aşktandır tüm yaralarım benim
aşktan, aşktan, aşktan.

füruğ ferruhzad
ne güzel şey hatırlamak seni:
bir mavi kumaşın üstünde unutulmuş olan elin
ve saçlarında
vakur yumuşaklığı canımın içi istanbul toprağının...
içimde ikinci bir insan gibidir
seni sevmek saadeti...
parmakların ucunda kalan kokusu sardunya yaprağının,
güneşli bir rahatlık
ve etin daveti:
kıpkızıl çizgilerle bölünmüş
sıcak
koyu bir karanlık....
nazım hikmet
yanlış limanlarda sabah beklenmezmiş
ne güneş sana doğar
ne sen uyanırsın istediğin sabaha
ince ince süzülüp imbiğinden hayat
damla damla birikir gözyaşlarında
ve
sen o limanda beklerken
zaman
senin çığlıklarına aldırmadan
başka limanlarda bekler sabahlarını
güneş sende batarken
başka sevgiler için doğar sabaha...
oya karaege
bir düş gördüm
kanlı canlıymışız hepimiz,
şen kahkahalarımız çınlattı kulaklarımı
hayra yorup,sorduydum anama
soğuk hava, ört kıçını dedi..
melih cevdet anday - yaz sonu şiirleri - vii
küçük bir inanç yeter bana,
ve güze inanabilirdim,
ama biter mevsim, öteki başlar,
saf değil doğa, oyalandım
ama kanmadım, bana ne isli yağmurdan,
çinko sesinden, hem güvenemem ağaca,
düşünemem oluklardan akıp gideni,
de ki, benim zamanım başka.
hangi zorluğu
yenmemiş insanoğlu.
hele taşıyorsa içinde
bu insanca sevgiyi.
güzel günler
zorlu duraklardan
geçer sevdiğim.
damla damla
birikiyor insan.
damla damla sevgili...
bir gün
akıp gideceğiz hayata.
duvarlar yıkılacak,
açılacak bütün kapılar
bilesin.
benim yüreğim
sensin şimdi
seni vurur durur...
ve yine damla damla
çoğalıyorsun içimde.
yılmaz güney
adını çoktan unuttum yüzün aklımda
ve bu şiiri neden sana adadığımı bilmiyorum
ama her güzellik nasılsa kendi adını bulur
bunun için ben gül dedim sana
yine de bir çiçeğe bunca yağmur yağarsa
kökleri toprağı saramaz olur
üstüne titrediğim her şeyi yitirmeyi öğrendim çoktan.

ahmet erhan
sen kollarıma asla gelmemiş sevgili,
sen yitirilmiş olan daha başından,
senin hangi şarkılar gider hoşuna
hiç öğrenemedim. vaz geçtim ben seni
gelecek anın kabaran dalgaları içinde
tanımaya çabalamaktan. içimdeki
tüm uçsuz bucaksız imgeler çok uzaktaki
derinliğine hissedilen peyzaj,
şehirler, kuleler, köprüler ve patikaların tahmin-
edimedik dönemeçleri
ve şu bir vakitler nabzı tanrıların hayatıyla atan
kudretli topraklar
tümü, beni her zaman atlatan seni
anlamlandırmak için içimden yükselirler.

sen, sevgili, daima hasretle seyrettiğim
bahçelersin sen. bir kır evinde
açık bir pencere , ve sen daha yeni
atmışsın adımını dışarı, dalgın düşünceli
karşılamak için beni. rast gele geçtiğim sokaklar,
sen onlarda az önce yürümüş ve gözden kaybolmuşsun.
ve bazen, bir dükkanda, aynalar hala sersemlemiş
olurlardı senin orada bulunmuş olmandan, irkilmiş
geri verirlerdi benim çok ani hayalimi.kim bilir? belki de
aynı kuş yankılanıyordu içimizden ikimizin de
ayrı ayrı, dün akşam.

rainer maria rilke
yillar yirmi olsa da, otuz olsa da
yollar kar, çamur olsa da, buz olsa da
bedenim yorgun, aç ve susuz olsa da
bir gün yalin ayak, terli gömlekle
- gelirim, beni bekle
belki yakinda olur, belki de uzak
sirtimda hatiralar, saçlarimda ak
gün, tarih bilemiyorum amma, muhakkak
bitmeyen bir azim, sabir ve emekle
- gelirim, beni bekle
unutmam mümkün degil, unutur sanma
"gelmez" diyen olursa sakin inanma
umutlarini kaybetme ha zamanla
geç kaldi diyerek gam çekme
- gelirim, beni bekle
sicak bir yaz akşaminda olabilir
sari bir güz akşaminda olabilir
kişin beyaz akşaminda olabilir
ellerinde bir top mavi çiçekle
- gelirim, beni bekle
cümle köprüleri sel alsa da tek, tek
söz vermişim bir kere engel ne demek
başi karli, kara daglardan geçerek
azigim bir tas su, bir dürüm ekmekle
- gelirim, beni bekle
vermese de kaybolan gençligimiz
ayiran bir gün kavuşturacak bizi
ve içimde sevgilerin en temizi
seninle dolu, ari, duru bir yürekle
- gelirim, beni bekle

abdurrahim karakoç
böylece bir kere daha boynunlayız sayılı yerlerinden
en uzun boynun bu senin dayanmaya ya da umudu
kesmemeye
laleli'den dünyaya doğru giden bir tramvaydayız
birden nasıl oluyor sen yüreğimi elliyorsun
ama nasıl oluyor sen yüreğimi eller ellemez
sevişmek bir kere daha yürürlüğe giriyor
bütün kara parçalarında
afrika dahil

aydınca düşünmeyi iyi biliyorsun eksik olma
yatakta yatmayı bildiğin kadar
sayın tanrıya kalırsa seninle yatmak günah, daha neler
boşunaymış gibi bunca uzaması saçlarının
ben böyle canlı saç görmedim ömrümde
her telinin içinde ayrı bir kalp çarpıyor
bütün kara parçaları için
afrika dahil

senin bir havan var beni asıl saran o
onunla daha bir değere biniyor soluk almak
sabahları acıktığı için haklı
gününü kazanıp kurtardı diye güzel
birçok çiçek adları gibi güzel
en tanınmış kırmızılarla açan
bütün kara parçalarında
afrika dahil

birlikte mısralar düşünüyoruz ama iyi ama kötü
boynun diyorum boynunu benim kadar kimse
değerlendiremez
bir mısra daha söylesek sanki her şey düzelecek
iki adım daha atmıyoruz bizi tutuyorlar
böylece bizi bir kere daha tutup kurşuna diziyorlar
zaten bizi her gün sabahtan akşama kadar kurşuna
diziyorlar
bütün kara parçalarında
afrika dahil

burda senin cesaretinden laf açmanın tam da sırası
kalabalık caddelerde hürlüğün şarkısına katılırkenki
padişah gibi cesaretti o, alımlı değme kadında yok
aklıma kadeh tutuşların geliyor
çiçek pasajında akşamüstleri
asıl yoksulluk ondan sonra başlıyor
bütün kara parçalarında
afrika hariç değil

cemal süreya
simdi kiliksizim, fakat
borclarimi odedikten sonra
ihtimal bir kat da yeni esvabim olacak
ve ihtimal sen
yine beni sevmeyeceksin.
bununla beraber pazar aksamlari
sizin mahalleden gecerken,
suslenmis olarak,
zannediyor musun ki ben de sana
simdiki kadar kiymet verecegim? (orhan veli- pazar akşamları)
“1
domino yetkim var benim her şeyi kolayca deviririm
kolayca yüz çeviririm aynalarda kendi yüzümü görünce
kendime böyle etkilerim var bakamam bir hata sayarım varlığımı
sağırlığımı yüksek sesler değil konuşamadıklarım yarattı bilirim
bilirim: içimde infilak eden mukaddes kitapları okumayacaktım
büyüyünce: kendime terk edilmiş petrol kuleleri satın alacaktım
*
insan önce din ve cinnet işlerini birbirinden
ve kendini en çok kendinden korumalıdır
2
oysa kendimi: zor toplanmış bir haçlı ordusu gibi kolayca dağıtırım
sokak ressamlarına bayılırım mesela çok terlemiş hatıralarım vardı
ah hatalarım her atlasıma saldıran ağır gövdeleriyle narin sızılardı
onların gergedan derileri vardı benim derviş kanatlarım ah kanlı
bir yer sarsıntısı gibiydi: hatırlıyorum çocukluğum unuttuğum bir dil
kurnazdı erkekliğim: gerçekten kendime karşı adil ve şiirlerim vardı
*
sevdiğim kız kuş kemikleri kadar hafifti ve bakışları vardı
ben bin ağaçtım o dallarıma konar ah her yaprağım kopardı
3
palto’mun iç cebinde bile kar yağıyordu üşüyordum
mecazi üşüyordum geçmiş satırlara özeniyordum ve onlar
üst üste sıralanıyordu o rayihalar: ben alt alta eziliyordum
ben alt katlarda geçiniyordum onlar araba yıkıyordu üst katlarda
ve poz verdikleri büstler için resmi kaideler dikiyorlardı üstüme
sonra bayraklar sonra sınırlar ve kapılar ve pasaport memurları
*
ulusal bayramlarda gökyüzünü bile inciten devletler
bilmezler: ah bilmezler kuşlar hiç üniforma giymezler
4
ben gerçeği yüzüne maske diye takmaktan korkmayan bir adam:
sıcak bir çorbanın cennet yemeği olduğunu bilecek yaştayım
ağaçlara çaput bağlayanların da derdi çoktur bitmeyecek bilirim
ve şahit olduğum yeryüzü gözeneklerine dökülen sıvı bir ruhum
fena halde beynimin koridorlarında ultra maratonlar
yola çıktığım ve yorulduğum kıssa yolculuklarım var
*
ben suya çırak bir adam: ustalaşmak için çok bulut aradım
ah yaşamak daima korkunç yağmur gibi hep üstüme yağdı”
turuncuadam
biz seninle de yapamayız.
çünkü benim bencilliklerim var, seni herkesten daha çok sevmek gibi takıntılarım,
kimsem olmadığı için hemen bağlanma sorunlarım
ve sen olmazsan yaşayamayacakmışım gibi cahil duygularım.

biz seninle de hiç yapamayız.
sen benden önce hayatına giren birini herkesten daha çok sevmişsindir mesela,
onu anlata anlata bitiremeyişlerin ve anımsadıkça hâlâ sızlayan bir yanın.
oysa benim şu an aşık olduğum kişi, hep en çok sevdiğim olur mutlaka,
onsuz yapamamalarım ve takılıp aşamadığım küçük tatlı bakışları olur.

biz seninle de yapamayız.
mesela benim çok boş vermişliklerim olur,
her şeyi olduğu gibi bırakma ve ona arkamı döndüğüm gibi unutmalarım.
senin ise tam aksime; asla unutamadıkların ve sırtında yıllarca yüklenilmişliklerin.
hem senin illa "hayır boş verme"lerine karşılık, benim ise olmayanı hemen kabullenişlerim de vardır. belki biraz da bunun için biz seninle yapayız.
hadi gel en iyisi biz birbirimizi rahat bırakalım, boşuna kalplerimiz sıkışmasın.
şimdi bir de buradan baktım sana
senden kaçırdığım
kedere boğulduğum anlara

beni içine al artık
seni mutsuz kılan o duyguyu
kırmak istiyorum

bir yerden aşağı
çok aşağı düştüm
zaman
solgun sessiz gri bir koridordu.
orada çok üşüdüm
çok üşüdüm

birhan keskin
yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:
yaşadın mı, yoğunluğuna yaşayacaksın bir şeyi
sevgilin bitkin kalmalı öpülmekten
sen bitkin düşmelisin koklamaktan bir çiçeği
insan saatlerce bakabilir gökyüzüne
denize saatlerce bakabilir, bir kuşa, bir çocuğa
yaşamak yeryüzünde, onunla karışmaktır
kopmaz kökler salmaktır oraya
kucakladın mı sımsıkı kucaklayacaksın arkadaşını
kavgaya tüm kaslarınla, gövdenle, tutkunla gireceksin
ve uzandın mı bir kez sımsıcak kumlara
bir kum tanesi gibi, bir yaprak gibi, bir taş gibi dinleneceksin
insan bütün güzel müzikleri dinlemeli alabildiğine
hem de tüm benliği seslerle, ezgilerle dolarcasına
insan balıklama dalmalı içine hayatın
bir kayadan zümrüt bir denize dalarcasına
uzak ülkeler çekmeli seni, tanımadığın insanlar
bütün kitapları okumak, bütün hayatları tanımak arzusuyla yanmalısın
değişmemelisin hiç bir şeyle bir bardak su içmenin mutluluğunu
fakat ne kadar sevinç varsa yaşamak özlemiyle dolmalısın
ve kederi de yaşamalısın, namusluca, bütün benliğinle
çünkü acılar da, sevinçler gibi olgunlaştırır insanı
kanın karışmalı hayatın büyük dolaşımına
dolaşmalı damarlarında hayatın sonsuz taze kanı
yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:
yaşadın mı büyük yaşayacaksın, ırmaklara,göğe,bütün evrene karışırcasına
çünkü ömür dediğimiz şey, hayata sunulmuş bir armağandır
ve hayat, sunulmuş bir armağandır insana...



alıntı
gözlerimin bebeklerini bırakamadım avuçlarına
bağışla eski plak kapaklarındaki gibi pozlarımız
acil iniş çığlıklarımız olmadı bizim hiç
çünkü yan yana ağladık en çok
en çok yana yana ağladık
en çok yan yana oturup mektuplar yazdık
birbirimize ne çok satırlar yazdık
en çok bu kozu verdik insanlara
çünkü insanlara hiç yaklaşmadık
çünkü o kıyılara hiç yanaşmadık
bağışla beni biz susarak yanmak
ve konuşarak ağlamak ilminde
bağışla beni biz yanmak ikliminde
biz daima birbirimizi bağışladık

yan yana iki çocuktuk birbirine yakışan
birbirine bakışan iki yokluk aslında
iki uçurtma gibi yan yana uçuşurduk
iki güvercin gibi boşlukta buluşurduk
yan yana iki yağmur bulutu gibi sözler verirdik
yan yana iki şemsiye gibi o yağmuru beklerdik
biz en çok birbirimizi beklerdik
birbirimizi eklerdik kederimize
biz bir evin iki odası o evin tek kapısı
biz yan yana iki koltuk şehirler arası
uzaklar arası bir otobanın iki şeridi
bağışla beni bağışla beni bağışla beni
sonra bir kavşakta gözlerim kamaştı
sonra başka ışıklar gözlerime aktı
bağışla beni yolum senden ayrıldı

bağışla beni gözlerim kirlendi
bağışla beni dudaklarım kirlendi
ben dudaklarındaki imla hatalarını silerdim
sen sözlerimdeki sancıları tamir ederdin
ben bir paraşüt fabrikasından emekli olmayı
sen en uzak ülkelerde ölmeyi hayal ederdin
ben sana ucuz romanlar hediye ederdim
sen bana ağır küfürler ederdin
ben seni çok ağır severdim
sen bir tüy gibi ruhumu ezerdin

ben bana kızar bağırırdım
sen sana susar bağırırdın
sonra devletler yeni para birimleri icat ederdi
sonra komşu ülkeler savaş filan ilan ederdi
sonra komşu bahçeler çöl olurdu
bağışla beni bütün denizler göl olurdu
bağışla beni saçların tel tel olurdu
her tel saç gelip gözlerime hançer olurdu
bağışla beni gözlerim kör olurdu

bağışla beni fuzuli’den sonraki şairleri sevemedim
takıntılıyım sezen’in yeni şarkılarını da sevemedim
bağışla beni geceleri bensiz uyuyamam
sabahları sensiz uyanamam bağışla beni
şiir yazarken virgül kullanan erkekleri de
nokta kullanan kızları da bu yüzden sevemedim
bağışla beni yağmur adamıyım ben
bağışla beni güneş mühendislerini pek
sınır kapılarını bu yüzden hiç sevmedim

bağışla beni kutuplardan vazgeçtim
karanlık bin sahrayı kendime seçtim
aurora borealis kutup ışıklarıdır
ve bazı kızlar diğerlerinden
bazı kızlar kendinden bile güzeldir...
turuncuadam
“1
bir hobbit bulutunun içine girer gibi
takma dişlerini bardağa bıraktı son assolist
mikrofonu en yakın arkadaşı değildi artık
saz arkadaşları ekstralara daha çok
daha çok festivallere ve turnelere çıkıyordu
peruğu brooklyn işiydi sözleri sagopa
gözlerinde markasız işporta lensleri
markası made in china ucuz işçilik
son kez sahne kostümünü çıkardı

2
insan kostümünü giyindi sonra
sonra insan gözlerini yerlerine taktı
ne çok gözyaşı birikmişti şaşırdı
aynaya ve suretine son kez baktı
son kez aynası yaşlı gövdesine baktı

3
solistler çağında insanlara şarkı söylemek gibi
zor bir filmin son sahnesinde
artık bu savaşı kaybetmiş bir general
beliebers nesline hicaz küfürler edip
ve enginde yavaş yavaş
ve gönül penceresini kapatarak
bir orta dünya bulutunun içine girer gibi
bütün o şarkıları arkasında bıraktı son assolist

4
kapıya bir cenaze arabası gibi
siyah camlı ve üstü açık bir limuzin
kapıya gelinlik gibi süslenmiş 1973 vw
kaf dağına kalkan son bir otobüs yanaştı”
turuncuadam-orangeman
  • /
  • 2