ayı sözlük şiir defteri

tanrının sabrı taşları çatlatır
şükür yüreğimiz sağlam
* * *
3) şiir yazdı kış ortasında sevgilim
aşkı biz keşfettik
sesim
yaz böceklerinin titreşimleri
sseennii sseevviiyyoorruumm
bir suçu üzerine alır gibi sevişmen ne lütuf
kimler terinde boğdu da beni ne değişti
yalnızlığı biz keşfettik
tanrının sesi
sokak lambalarının titreşimleri
ssiizzii sseevvmmiiyyoorruumm
yeryüzüne inmiş olman ne lütuf
yağmur-kar uçtun da ne değişti
kıskançlığı biz keşfettik
sesin
kış ağaçlarının titreşimleri
kiimmii ççookk sseevvddiimm
öylesi derinime bakman ne lütuf
yüreğimi bileğimden göğsüme kadar açtım da ne değişti
hep yeniden keşfettin terk etmeyi....
1
pirelli takvimleri’nden takip ediyorlar ibadet saatlerini
cinayet öğünleri için ekonomik boy vaazlar dinliyorlar
tarih bir bayrak çöplüğüdür bunu pek önemsemiyor
cinnet ihtimalleri için evlere şenlik dualar ve kitaplar
-cennete götüren pratik bir yol tarifi hatırlıyor musunuz?-
2
renk değiştiren playlist’ler taşısa politikacılar ceplerinde
lapa dergâhlardan vazgeçip insan ve hakları için akıl yorsalar
toprağı küstürmeyen haneler kursalar yıkılan şehirler için
ve pratik imzalar bulsalar kendilerine mesela oyalanmasalar
-ben kelebek olmam diyen bir tırtıl hatırlıyor musunuz?-
3
piyango biletleri her devletin aylık mutfak masrafını karşılıyor
lirik kalantorlar geniş caddeler seviyor yahut sıkı kalçalar
woodstock pek geride kaldı şimdi göğüslerini açan o kızlar
yerçekimi isimli tek bir erkeğin kuytularında uyuyorlar
-şark ekspresi’nde yerel bir yolcu hatırlıyor musunuz?-
4
çok geride kalmadı marshall planı ve daima planlı günler
orta ateşte ve al dente pişmiş bir garsondu gibi bazı ülkeler
kaç kere bölündük: mazoşist devletler var coğrafya derslerinde
çok geride kalmadı ambargoları nasıl delmeli yahut delirmeli
-anoreksiya teşhisi konulmuş bir derviş hatırlıyor musunuz?-
5
yahut küçük kızların en büyük meselesi kulaklarında küpeleri
ah erkenden büyümek dertleri var ve acilen büyüsün ölçüleri
genç erkeklerin dünyayı kurtaracak over dose enerjileri
sonra unutulan sözcükleri arama motorlarında bulacaklar
-yeraltında bronzlaşan bir insan teni hatırlıyor musunuz?-
6
bir çeşit ölümü protesto etme biçimi olarak canlı kalmak
ve şiir yazmak da bazen akan suyu bulandırmak i’çündür
herkesin personal amentüsüdür: bir de kişisel anüsü
kişilerin kendini imha etmek için fedakâr bin dürtüsü
-kendini yıldızlara asmış bir teleskop hatırlıyor musunuz?-
7
işbu mizah hikâyelerini ben uydurmuyorum gerçekten
oluyor bunlar ve yaşandı ve yaşanıyor ve yaşanacak
beni savunacak tek silahımdır: sadece şiir yazabiliyorum
ve loser olmanın tek doğasıdır: kaybeden bir adam hiç
-hiç kazanan bir adamın şiir yazdığını hatırlıyor musunuz?-”
*turuncuadam-orangeman*
'seyrek gülüş sen ne güzel bir şeysin
nazlanırsın ama bir gün gelirsin'

düşen bir yaprağa bağladım hayatımı
olsun artık diyorum ne olacaksa
paralı asker miyim neyim ben
ekleyip duruyorum sabahları akşama
ve kendimi arıyorum meşgul çalıyor
gerçi söylenmez böyle şeyler uluorta
aşk diyor başka bir şey demiyor kalbim
nasıl bir dostluk ki bu,hem kadim
hem de mayhoş elma tadında.
kendimi de koysam ayağımın altına
yine de yetişemiyorum ey aşk,
omzunun hizasına.
çünkü bende birikiyor her şeyin tortusu
ve ayağını kaldırıyor dünya,konuşurken benimle.
budanan oğullar gibiyim,sessiz ve narin
nereye konsam geri sayım başlıyor
kurcalıyor beni bir çırağın elleri
ah,unufak olsam ve desem ki
ağzın tat görmesin hayat
kandırdın beni.
sorma,
elim kırılsın bir daha
dokunursam güneşe.
kılpayı kaçırılmış bir şeyin
bıraktığı ardında
neyse oyum ben.
yaralı serçe,benim için dua et;
gök bir kayalık gibi şimdi üstümde
dr şükrü öncüoğlu'ndan
üç ayda bir reçete.
acıyan bir şeyim ben burdan çok uzaklarda
ve koskocaman bir hansın sen uğraşma bu çocukla
çünkü nasıl birşey biliyorum itin taştan korkması
bir yastık arıyorum kuş seslerinden
mühim değil sonrası.
sorma,
yangın sönseydi suyla
denizler her akşam böyle yanmazdı.
yakartop oynayan melekler gördüm güneşle
ve büyük çiftçiler gördüm dağları biçen
yolundaydı herşey,ben bile yolundaydım
ama
kıyıya vardığımda
kendimi unuttuğumu anladım
karşı kıyıda.
şiirler söyledim belki duyarsın diye
çığlığıydım içinde dilsiz bir şehzadenin
sana seslendim durdum bu küçücük odadan
acımı duy,sensin pusulam benim
ki dünya
silinmiş bir harita
gibi yabancı bana.
sorma,
usulca uzandığında
bir ceset oluyorsun öpüldükçe şımaran.
- ibrahim tenekeci, ulu orta
“1
her köşede bekleyen azrail dahi bilir
kaçacak bir köşesi yoktur bir fakir ölecekse
ölecekse ya eski bir şofbenden sızan sazdan
ya bir üst geçit yetmezliğinden ölür
bir kısmı ayakkabısındaki deliği tamir ederken
bir kısmı kravat problemiyle boğuşurken ölür
*
gurme programlarını izlerken bir zengin hiç ölmez
jakuzi ve jaluzi arasındaki benzerliği düşünürken
hiç ölmez mesela zenginler devlet-i Âli bölünürken
yahut aşırı merkez medyadan etkilenmez bir zengin
merkez medya yoktur artık herkes medya çağındayız
demez bir zengin zaten merkez medyayı takip etmez
onlar bütün merkezleri bombalayanlara fon desteği
onlar cenaze törenlerine çelenk desteği verirler
ve komiktir: asla bizimle aynı filmlere gülmezler
*
fakir ölümleri vardır: çeşidi çok ve çoktur
zengin ölümleri kârdır: gazete bile sattırır

2
batmobil verelim abilere olmazsa cephane yüklü bir kağnı
bir kesit verelim ömrümüzden: büyük buhran’ın dalga
dalgaları hâlâ medeniyetimizin içinden nasıl da geçiyor
nasıl da o şanlı süvariler her durumda yetişiyor
o çelenkler cenazelerimizde nasıl da yerini alıyor
*
omerta verelim abilere: kimse konuşmaz bu memlekette
kimse anlatmaz: ah acılar ve açılar nicedir ve hallerimiz
ve hayallerimiz nicedir uzun boylu değildir bu cennette:
şurada bazı sağcılar liberace partilere oy veriyor mesela
liberace ölüyor zeki müren içimizde yaşıyor diyorlar
yerel bir şiveyle o cenazelerden vatan için dönüyorlar
mesela şurada birkaç eski solcu romantik kitaplar okuyor
dramatik satırlar satıp ve banklarda oturmak gibi eylemler
ve barlarda korkunç sarhoş geceler ve eğlenceler
o koyu gecelerde zenci bir köpeğin ne kadar köpek
ve emeğin ne kadar emek olduğunu tartışıyorlar
sonra zengin semtlerindeki engin evlerine dönüyorlar
dünya zaten dönüyor deyip böylece meşru dönüyorlar
sağdan sola dönüyorlar ve soldan sağa dönüyorlar
sonra birbirlerine dönüyorlar çok yakışıyorlar
*
şurada fakir semtleri askere oğullar yolluyor oy
oy yüce devletin sınırlarını koruyacak o çocuklar
o şahane çocuklar devletin uzun koridorlarında of
sıraya girecekler ve sıraları gelince şahane ölecekler
zengin çocukları önce ibıza’nın kızlarını of the kızlarını
sonra şanlı kariyer planlarını off the record okulların
uzak ve batıl koordinatlarda yapacaklar oç çocuklar
*
ama fakirler hep ölür: fakirler daima ve trajikomik ölür
üstüne bir gazete örtülür: o fakir bir daha bir daha ölür

3
zengin imgesi bir şiire her zaman yakışmıyor
ama fakir imgesini şiirde kullanırken bile
şu an bile bir fakir ölüyor kesin ölüyor
bu şiir işte o ölen insanlar için ağlıyor”
*turuncuadam-orangeman*
"dört koyundular
ilkini kestiler önce
ikincisini haklarlarken tam
kaçmayı denedi üçüncüsü
on metre gitti gitmedienselediler
ben o üçüncüsünün etinden yedim -yaşam tadı vardı."
zahrad'ın bir şiiri.
ne zaman aklıma gelse o üçüncü koyunun şahsında insanın derin istekleri, merhametine, sevgisine, diğer insanlara bulaşma ve hayatla bağlantı kurma arzusuna tekabül eden bir duygunun varlığına inanıyorum. o duyguyu hapsettikçe, üstünü örttükçe zalimleştiğimize inanıyorum. güzel şiir.
aşk-ı mecazi
gecenin kararttığı odada
loş kırmızı ışığın yansımasında
kuş tüyü yastığın pamuk yatağın avuçlarında
mor duvarların beyaz tavanların altında
içeriz birbirimizi bir yudumda
tutkunun yarattığı heyecan dolaşırken damarlarımızda
ben sende bulurum huzurumu
sen bende
dokunduğun her hücremde
titretir bedenlerimizi aşkla sarılmış öpücüklerle
birleşiriz her inleyiş birarada tutarken bizi
bu ani gelgitler sarsmaz köklerimizi
öylesine tutulmuşuz ki kalplerimize
bir ömür geçse de yine
mezarda bile buluşuruz
şevkli ahenkli gecelerimizde...

2010 da yazmışım ben bunu ne büyük saçmalamışım yalnız nasıl aşık olduysam artık
  • /
  • 2