ayı sözlük yazarlarının seviştikleri en ilginç mekanlar

kafede sipet sayılır mı?

aslında en adrenalin içereni şuydu: gece annem uyurken salonun ortasında *, hem de ışıklar filan açıkken. kapıyı kapatmıştık neyseki. * * * *

tabii buradaki adrenalin örneklerini görüyorum da: çok çalışmalıyım çoook! *
camide kilisede türbede cemevinde hatta imamın yatak odasında
sözlük arkadaslarımla gurur duydum be... ne fantezikmişiz biz ya hu... *
marangozhanede (grup sex), konfeksiyon atelyesinde, kuyumcu atelyesinde, bakkalda, oto tamircisinde, bağ evinde, zeytin bahçesinde, çay ocağında,çamlıca tepesinde, çapa tıp fakültesinin arka bahçesinde, kömürlükte, cami tuvaletinde, ahırda, madrid- barselona gece treninde 2. mevkide, sagrada familyanın kulelerinin birinde (koli yok, sadece süpet), bozcaada feribotunun tuvaletinde... liste böyle uzar gider....
önceki entry de seviştiğim ilginç mekanların bir listesini yazmıştım ama en ilginç olanı, dağda, bir koyun sürüsünün ortasında, sürünün çobanıyla, yıldızların ve çobanın abasının altında olanıdır. unutmam mümkün değil.
sene 94. üniversite 3. sınıf bittiği sene yaz tatilinde memlekete gitmeye karar verdim. bizimkiler istanbulda ama köyde dayımlar uzak akrabalar falan var. bir de yeni bir fotoğraf makinası almışım. gidip doğa fotoğrafları çekicem dedim, atladım otobüse, 14 saatlik yolculuktan sonra ulaştım köye.
ilk bir kaç gün benden bir kaç yaş küçük olan dayımın kuzu çobanlığı yapan oğluyla dağ tepe, köyün etrafında dolaştık. ben durmadan fotoğraf çekiyorum. bu arada dağda başka çobanlarla sürülerle de karşılaşıyoruz. bu çobanlardan birisi, uzun boylu, yapılı, esmer, yeşil gözlü, gür bıyıkları olan 35-40 yaşlarında bi abi çok dikkatimi çekmişti. tarık akan ın "sürü" filmindeki haline benzeyen bir adam. dayı oğlu bizi tanıştırdı. biz köyden göç ettiğimizde ben çocuktum daha, ama bu abi bizimkileri, abilerimi, babamı falan iyi tanıyor. bize de uğra dedi,
çayımızı iç. olur dedim, ayrıldık ordan. bu esnada dayıoğlunun bu elemandan pek hazzetmediğini sezinledim.
dayıoğlunun ağzını aradım biraz. meğersem bir yıl önce dayıoğlu bu çobanın yanında yamaklık yapıyormuş. koyun sürüleri büyük olduğu için çobanların yardımcıları oluyormuş. bir de bizim oralarda koyun sürüleri geceyi dağda geçirir, ertesi gün öğleye dogru köye iner, koyunlar sağılır, çoban uyur, akşamüstü hava serinlediginde sürü yine dağa çıkar. bu abi de bizim kuzeni dağdalarken bir kaç kez yoklamış. yok senin sikin büyük mü falan diye.. ama sözde bizimki hiç oralı olmamış.

neyse efenim ben tüyoyu aldım ya, ertesi gün bu abilerin dayımlardan çok uzak olmayan evlerine gittim. abi uyuyor. ailesi epey geniş, karısı, kardeşleri, annesi babası, saolsunlar izzet ikram gösterdiler. hoş beş edildi. hal hatır soruldu. yemekler yenildi, çaylar içildi. akşamüstü bizim abi uyandı, o da yemeğini yedi, ben bu arada doğa sevgisinden girdim, fotoğrafçılıktan çıktım, dağları, koyunları, kuşu, kurdu, böceği ne çok sevdiğimi anlatıp, onunla dağa gidip gidemeyeceğimi sordum. olur dedi. zaten yardımcı tutmamış bu sene. geçen seneye nispeten sürüyü,
bir kısmını satıp küçültmüşler.
vakit geldi düştük yola, vurduk kendinizi dağlara. gece yarısına doğru gür otların bulunduğu bir yaylada konakladık. mis gibi dağ havası, koyunların çanlarından çıkan müzik, uzaktan kurbağa sesleri, gökyüzü yıldız dolu,
uzansan tutacaksın ellerinle sanki. kavurmalı dürümlerimizi yedik çay demledik.
yanımda oturuyor bu, dağ gibi. çayımızı içtik, sohbet koyulaştı, istanbulu soruyor. istanbul gece hayatını, kızlarını... istanbulun kızları kolay veriyomuş diyor.. sen çok siktin mi diyor... bağırtırmısın diyor... beni deli ediyor... gözlerini pantolonumun önündeki giderek büyüyen kabarıklıktan alamıyor... ben he diyorum, hık diyorum
mık diyorum.. utanıyorum... gülüyorum... en sonunda sikin büyük mü diye sorup el atıyor. dayanamıyor ve yapışıyorum dudaklarına...
gerisi yıldızların altında sabaha kadar süren bir sarhoşluk... bir delilik.. bir kendini kaybediş.... her ikimiz için de yabancısı olduğumuz dünyaların keşfi..
ben onun ilk öpüştüğü erkekmişim. o benim ilk seviştiğim çobandı.... öpüşmek ah ne hoştu yıldızların altında....






rüyalarımda , kabuslarımda , hayallerimde.
devlet hastanesinin muayene odasında, odunlukta, derme çatma bir barakada, tüm doğayla iç içe akarsuyun geçtiği büyük bir kayanın üstünde (karadeniz yaylasında), kendi yatak odamda, arabada, ofiste.
iett - 145t ekspress ikinci kat. saat 10 suları.
ulan ne fantezik sözlükmüş , marjinalayilar.com olsun sitenin adı . denebilir , denmemelıdir çok ayıp.
bugün itibariyle, mutaassıp ailelerin uğrak mekanı olan bir kaplıcanın termal havuzunda. tabiki havuzun içinde değil, duş alma kabinlerinde. götünüz yiyorsa 45 derece kükürtlü suyun içinde siz deneyin de göreyim.
gece klübünde, sahilde, havuzda, bir sürü mekanın wc sinde, 3. tekil bir şahısın odasında yanımızda uyurken gizli gizli seviştim. ayrıca; caddebostan sahil, adalar, kadıköy caddebostan sarı dolmuşu, rocinente cafe ve denizde tam anlamıyla sevişemesek de karşı tarafı mutlu ettim diyelim.
gemide*, arabada, sahilde... *
kumburgaz'da denizde... pek de efektif bir sevişme değildi tabii ama yanımızdan insanların yüzerkenki garip bakışları sayesinde heyecan katsayısı tepelerde geziyordu.
kadıköy'de sinema tuvaletinde! first love impression was no good!
  • /
  • 5
devark.cloud tarafından geliştirildi.