futbol ve gay olmak arasındaki bağ

zayıf bir bağ olduğunu düşünüyorum. neden bilmem ama gay bireylerin futbola karşı mesafeli bir yapıya sahip olduklarını ve bu konuda acı çekmiş olabileceklerini düşünüyorum.

futbol benim ruhuma her zaman aykırıydı. okul dönemlerinde bu yüzden dışlandığım çok oldu. onlara uymaya çalıştım ama oynamayı beceremedim. bunu hep bir eksiklik olarak gördüm çocukluk ve ergenlik yıllarımda. onlar kadar azman ve atak olamıyordum. futbol mevzusunu, taraftar olmayı erkeklik kavramıyla bağdaştırıyorlardı, takım tutmak ve futbolla ilgilenmek zorundaymış gibi hissettim yıllarca. bugün futbolla ilgisiz olmaktan rahatsızlık duymuyorum. zor bir dönem atlatsam da bunun etkilerini hâlâ hissedebiliyorum. mesela eski sevgilimin futbolla ilgilenmesi, maç izlemesi, hangi takımda hangi oyuncuların olduğunu bilmesi, takım tutması beni rahatsız ederdi. onun geçmişimdeki zorba çocuklar gibi biri olduğunu düşünür ve kendimi eksik hissederdim. hâlâ da görüştüğüm birinin futbolla ilgili olmasını istemem. bunun şu an başka sebepleri de var. futbolla ilgilenmenin az gelişmişlik ve kültüre ilgi duymamakla ilintisi olduğunu düşünüyorum.

başka gay bireylerin bu konudaki deneyim ve yaklaşımlarını da bilmek isterim.
bana kalırsa gay olup futbolu sevmemek arasında bir ilinti yoktur.
şahsi olarak hem oynama hemde izleme noktasında sevdiğim aktiviteler arasındadır futbol.
futbol ile erkeklik arasındaki yaklaşım ne kadar doğru olsa da çocukluk yıllarındaki izlenilen duygusal yollar ilerleyen zamanlarda yerini mantığa bırakacağından bu sav çok doğru gelmiyor bana.
yalnız şöyle bir durum söz konusu -her şey mantıkla çözülecek değil elbette. yaşanılan bu travma inkar sürecini doğurabilir-

diğer üstünde düşündüğüm nokta ise futbol ve gladyatör ilişkisi.
kısaca bahsetmek gerekirse futbol sahası bir gladyatör arenası futbolcular ise savaşan gladyatörler, değişmeyen tek şey izleyiciler. toplum bu arenada baskıladığı şiddet ve öfkesini açığa çıkartıyor, meşrulaştırıyor.
burada gay olmakla ilintisi ise "bana" kalırsa gaylerin daha ılımlı olması. tabii bu tümevarım ne kadar doğrudur tartışılır ama karşılaştığım insanların genel yapısı bu yönde. haliyle bu gibi öfke ve şiddet unsurları (bkz:holiganizm) gaylerin ilgisini çekmiyor.
(kelime seçimlerin ne kadar kesin yargılar ifade etse de hepsi bencedir efenim)
çok içinde olmasamda seviyorum. çocukluk-lise-üniversite hatta askerde dahi oynamışlığım var. biz kilo alanların kaderi forvetten file bekçiliğine evrildi. ee tabi çelik'te değişti. allahıma bin şükür hak yolunu buldum sanat galerileri geziyorum.
futbol eril kültürün tavan yaptığı bir spor. yani topa vurmakla ilişkili bir spor nasıl kadın-erkek, hetero-eşcinsel ikiliklerine hizmet edebilir, ettirilebilir? anlamıyorum bazen. kendi yapısından olmasa da cinsiyetçi ve homofobik bir kültür üzerine kurulu olduğunu düşünüyorum. takımın başarısı "erkek", yenilgisi "kadın" görülüyor. taraftar gruplarının iğrençliğini saymıyorum bile.
evet beni de bu rezil kültür iğrendiriyor futboldan. tamamen homofobik ve eril kültüre ait bireylerin ilgilendiği bir oyun. bir oyundan ötesi aslında, başlı başına bir ataerkil kültürü. eşcinsel bireylerin futbol düşkünlüğü ve ilgisini bu yüzden anlayamıyorum. sana hakaret eden bir kültüre ilgi duymak stockholm sendromu gibi bir şey sanırım. herkesi sert erkek olmaya iten bir fenomen. hetero aklın bir ürünü. futbolla ilgilenen gaylerin de bu akla sahip olabileceklerini ve kendi eşcinselliklerine tiksintiyle bakabileceklerini düşünüyorum. eşcinsel varlığını kabul etmeyen bir şeyin içinde ancak onlara benzersiniz.

yenilince rakip takıma ibne diye bağıran, kadınlığı hakaret olarak kullanan bir kitleyle beraber hareket ederseniz siz de ibne kelimesini kullanmak konusunda baskı yaşar, kadın cinsiyetini aşağılamak zorunda kalır ve eşcinselliğe düşman olabilirsiniz. bunlar farkında olunmadan kabul edilen ve uyum göstermenize neden olan baskının ürünüdür sanırım.
sadece futbol değil artık basketbolda da cinsiyetçi ve homofobik yorumlar mevcut. sosyal medyanın yaygınlaşması ve bahis olaylarından dolayı bu kitle basketbola da el atmış durumda. "karı gibi üçlük atıyorlar." diye bir yorum görmüştüm. içeri penetre(!) etmeyip, dışardan şut kullanmak kadınlıkmış bunu öğrendim. trans kadınla ilişki dedikodusu olan bir basketbolcuyla ilgili yorumları zaten tahmin edersiniz.
fanatiklerin homofobik yorumları gaylerin o sporu yapmasına engel değildir. spor yapın, bedeninizi dinç tutun, yatakta performansınız zirvede olsun.
çocuklugumdan beri oldum olası futbola ilgi duymaz nefret ederim. ilk okul yıllarında tenefüs saatlerinde erkek çocuklar futbol oynarken ben kızlarla ip atlardım :) erkek çocukların o topun peşinde koşarken birbiriyle giriştikleri rekabeti çok haşin ve korkutucu bulurdum. futbola bakış açım hâlâ da değişmedi.
'top oynamak ve top olmak arasındaki bağ' diye sorunsallaştırırsak belki bir sonuç elde edilebilinir diye düşünüyorum.
çocukluğumda iyi kötü futbol oynadım. hala da sıkı takipçisiyim. tuttuğum takımın maçlarına giderim ve evimde digitürk var. korelasyon +1 burada.
biseksüellerin olumlu bir bağı olabilir, başlık gaylerden bahsediyor, biseksüellerden değil. biz, farklı çocukluklar yaşadık. @spatula, özelden eşcinsellik hastalıktır yazıyorsun, bence sen bi şey yazma.
futbol'un kendisinden ziyade futbol seven kitlenin kalitesiz insanlar olmasından dolayı homofobik oldukları gerçeğidir. bunu başka spor dallarında bu kadar bariz bir şekilde göremememizin nedeni de açık ara futbol harici sporların geeklerinin bunun için belli bir sosyo-kültürel düzeyde olmaları gereksiniminden gelir bunu ortaya çıkaran durum da doğrudan yetiştirilme ve ailenin ekonomi parametreleri ile ilgilidir.

sonuçta şöyle düşün; yurt dışına yeni çıkmış olan ve gittiği ülkede inatla geldiği yerin yemeklerini yemesi gerektiğini düşünen ve kendini aç bırakan karakter ile doğduğu yerde oynanan top oyununu fanatize eden karakter aynı vizyonsuzluğa sahiptir. bu kişiler toplumun anlaşmalarına uygun olarak toplumun değer yargılarını koruyan ve uygulayan tutumu takınırlar. haliyle homofobiktirler.
diğer spor dallarını takip edenler homofobik değildir demek değil bu, tek şey üzerinden yargı dağıtılamaz.

bu arada dediklerim izleyici olan kimseler için geçerlidir, bu sporu gerçekten spor olarak yapan kişiler için geçerli değil. çünkü bahsettiğim kitle bunu bir spor değil bir oyun olarak algılamaktadır.

futbol "oyunu"nu izleyen kitle'nin kalitesiz oluşunu futbol kulüplerinin dalyarak mali durumlarından ve futbol federasyonunun başında kimin olduğundan çıkarabilirsiniz. bazı şeyler tabanın seviyesiyle alakalıdır çünkü.
futbol değil de daha çok amerikan futbolu diye biliriz biz ayı severler için.
bir birey futbolu sevebilir ya da sevmeyebilir. futbolun bir "erkek" hobisi olması tamamen ülkemiz yüzünden.
sosyolojik çıkarımlara girmeyecegim ama çocukluğumdan beri futbolu sevmemekle kalmayıp nefret eden bir bireydim. sebebini bilmiyorum zaten erkeklerle değil kızlarla oynardım hep. çünkü şiddet dolu oyunlar oynuyorlardi hep ve ben şiddetten hoslanmaz ılımlı olmayı severdim. fiziksel kuvvetin değil aklımın hayal gucumun coştugu etkinliklerle uğraşmayı severdim. resim şiir yazı filmler çizgi filmler falan. resimlerin birleşerek hareketlenmesi beni inanılmaz buyulerdi mesela, atılan bir gol değil. erkekler ise maç yaparken güç mücadelesine girerlerdi, birbirlerine küfür ederlerdi, kavgalar çıkardı, top çalmak veya golü engellemek için fiziksel müdahaleleri abartırlardi. ben hep canımın aciyacagindan korkup ilismezdim oyunlarına. butun bu oynama şekilleri mantıksız gelirdi, ne izlemeyi ne oynayi sevmez hatta dediğim gibi nefret ederdim. hala da ediyorum. ama bunun escinselligimle bir ilgisi olduğunu düşünmüyorum. benim hayatımda futbolun yeri böyle, yani yok.