inanmak

inanmak başta biraz bireysel bir eylem.

daha sonra yanına birileri ekleniyor ve daha büyük bir şeye dönüşüyor.

inanırken; üzülüyor, gülüyor, ağlıyor, çatışıyor, tartışıyor, seviniyor, koşuyor, yola giriyor, yol açıyor, uyanıyor, ağaya kalkıyorsun... ama en önemlisi inanırken sırf kendi inandıkların adına diğerlerinin inandıklarına saygı duyuyorsun ya da saygı duymayı öğreniyorsun.

biz şu sıralar sadece inanıyoruz. bu eylemi yerine getiriyoruz, fakat bu eylemin bize kazandırdıklarını hiç önemsemiyoruz. eh hâl böyle olunca muhabbetlerimiz kırıcı, inandıklarımız itici oluyor.

şimdi her neye inanıyor ya da inanmıyorsak varolan (ya da olmayan) külahlarımızı önümüze alıp; bu inanmak dedikleri nasıl bir şeydi diye düşünelim. belki o arada saygı duymanın da inanmakla kardeş olduğunu hatırlarız.

güzel günler...
kazık yemenin ilk evresidir..
inanmaklığın ezikçe ya da yanlış bir yapı olduğu düşüncesi bilr bir inançken, insanların inanmaktan kastın sadece tapınmak olduğunu düşünmesi tuhaftr..
inanmak; güvenmek ilerlediği yolda kalmak için kendinde güç bulmaktır..
varlık- yokluk felsefesi değil, var olsa da olmasa da kendince ümit beslemektir..
güneşe inanıyorum
ağaca inanıyorum
buluta inanıyorum

güneş sıcaklığı olmadan donacağıma inanıyorum
ağacın oksijeni olmadan boğulacağıma inanıyorum
bulutun suyu olmadan kuruyacağıma inanıyorum

sen yanımdayken;
sıcakladığım için
nefes alabildiğim için
boğazım ıslandığı için
sana inanmak zorunda değilim.

çünkü senin varlığın ancak benim inancımla mümkündür.
çünkü varlığı bana bağlı olana inanamam.
carl sagan'ın dediği gibi "inanmak istemiyorum, bilmek istiyorum!"
aşka inanmak.o en güzel duyguyu kuşkusuz yaşamak.yaşatanı bulabilse insan.