insanın kendini seven kişinin değil sevmeyen kişinin peşinden koşması

her zaman elde edilemeyen makbul olduğundan, bir insanın kolay elde edebileceği kişinin onu sevip sevmemesiyle ilgilenmeyip, ondan hoşlanmayan ve ona ulaşmanın zor olduğu kişiyi elde etmeye çalışmasıdır. insanlar küçük düşürülmeyi sever. aciz yaratıklarız neticede. her birimiz eşit olduğumuz halde, bir başkasını ve ondan alacağımız sevgiyi büyütürüz gözümüzde. halihazırda bizi seven biri bizim için değersizdir. çünkü onun için uğraşmaya, gururumuzu ayaklar altına almaya gerek yoktur. çünkü zaten o bizi sevip bizim peşimizden koşarak kendi gururunu ayaklar altına almıştır.

elde edilemeyen her şey hayatımızdaki amacımız olur ve bize değer katar. adeta yaşama motivasyonumuzun kaynağıdırlar. eşyada da böyledir. bir şey onu elde edene kadar bizim için değerlidir. o süreçte onu elde etmenin zorluğu da bizim hayatımızı değerli kılar. aslında biz, zor birinin peşinden koşarken kendi 'ben'imizin peşinden koşarız. 'ben' kavramına çok değer verdiğimiz için ve bunu tatmin etmek için her yolu deneriz. her zaman büyük lokma olarak gördüğümüzü elde etmek tatmin eder bizi. o şey ya da kişi elde edildiğindeyse hedef yine değişir. çünkü elde etmek onun bize kattığı değeri ortadan kaldırır.

bizi sevmeyen kişinin, bizi sevmeyecek olma durumu bizi rahatsız eder. onun, "bizi bile" sevebileceğini kanıtlamak isteriz. içimiz hırsla dolar, kendimizi kanıtlamadığımız sürece değersiz hissederiz. ulaşamadığımız her şey bizi değersiz hissettirir. aslında o kişiyi gerçekten sevmiyoruzdur. buna sebep, bir başkasının bizi sevmiyor olduğu gerçeğinin altında ezilmemizden ileri gelir. bu, bize aşağılık duygusu verir. o kişinin başkalarını sevmesi bizi daha da aşağılık hissettirir ve hırsımızı arttırır. tüm bunlar sonucunda mutsuz ve sevgisiz bireylere döneriz. elde ettiğimiz ilişkiler de çarpık, bozuk, aldatma üzerine kuruludur. kandırmacadır her biri ve içlerinde sevgi yoktur. çünkü bu ilişkiler sevgi üzerine değil rekabet ve elde etme anlayışına göre kurulmuşlardır. bizi seven birine karşılık vermeyerek o kişinin sevgisini küçümsemişizdir. oysaki o kişiyi hayatımıza katarak zaman içinde bir ilişki başlatabilir ve tüm egomuzdan arınarak, daha ziyade sencil bir ilişki başlatabiliriz. ki bu da uzun ömürlü ve tutkulu bir ilişki olabilir ama değerlerin çoktan yittiği bir dünyada sevgiye karşılık vermek zavallıca görünür olmuştur. oysaki sevgiye karşılık vermek eskilerin dünyasında bir erdemdir.

simone de beauvoir'un şu sözleri kulaklarda çınlamalıdır:

"başkalarına olan duygularınızı kıskanmıyorum. başkalarının size karşı olan duygularını kıskanıyorum".

deveye diken insana siken yaranır, lâfı da yüz yıllar boyu geçerliliğini koruyacaktır.
sevdiğin kişi seni sevmez, sen de seni seveni sevmezsin. genelde böyle mi? evet çoğunlukla. istediğin kişi beni sevsin istersin. seni sevmediğini, belki asla sevmeyeceğini, anladığında yıllarını boşuna üzülerek geçirmişsindir. hatta karşına çıkan fırsatları elinin tersiyle itmişsindir. o kişi seni sevse, sanki şeyin mükemmel olacak. tabiki de olmayacak. hayal ettiğin gibi olmayacak. bunlar hep beynimizin bize oyunları.
ismail yk'nin insan hayatını özetleyen o sözünü akla getirir: "beni beğeneni ben ben beğenmem, benim beğendimse beni beğenmez. yoksa ben tipsiz miyim, haaaa?"