new york

amerika'da bir şehir.

rüyalarımı süsler. gidecek biri varsa peşine takılıp gidebilirim.
parlement sinema klübünün giriş görüntüleri ile tanıyarak aşık olduğum şehir abd'nin gayri resmi başkenti ve abartırsak dünyanın başkenti bile diyebiliriz, halen aklımdadır o iki şampanya kadehinin tokuşması ve arkada ki empirestate binasının silüeti vay be çocukluğuma gittim bak şimdi...
bu şehirde yaşayanların başına gelen pişmiş tavuğun başıma gelmemiştir. *
doğal olarak otelleri deli gibi pahalı olan şehir.
genelde kanadaya veyahut abd'nin herhangi bir şehrine gidecek olan insanlar, gidecekleri şehre direkt olarak havayolu şirketinden bilet almaktansa önce bu şehre uğrar, burada birkaç gün geçirip farklı bir şirket ile gidecekleri yere geçerler. bunun sebebi istanbuldan, gereken yere geçmenin direkt olarak daha maliyetli olmasıdır.
örneğin toronto'ya geçeceksin, bir bakıyorsun thy'den toronto seferi hayvanlar gibi pahalı (giden müşteri sayısı daha az, demekki daha çok sokmalıyız zihniyeti), o zaman yapılacak şey new york'a yarı fiyatına bilet alıp oradan 1 saatlik bir uçuşla torontoya geçmektir.

birçok insan bu mekanı abd'nin başkenti sanmaktadır. kendisi aynı zamanda şehrin değil, eyaletin de ismidir.
(bkz: new york city)
dünyanın en kalabalık 3. şehri.
nüğv yoğk şeklinde aksanlıca okunabilen şehir ismi..
''concrete jungle'' yani ''beton orman'' olarak anılır.
nevyork ve nevşehir teorik olarak kelime kökünde aynıdır... birisi beton cennetidir,, diğeri kaya cennetidir, peribacaları vs.. ama turistik bir yer olduğundan nevşehir yazın en çok turist gelen mekanlardandır.ayrıca..ikiside nufusuna oranla bağlı oldukları ülkede en çok sıcak para dönen şehirlerdir,
2007 yılının 15 gününü manhattan daki the marmara da geçirmiş biri olarak tadı damağımda kalmıştır. nyc candır.
70 saniyede 1 kişinin hayatına verildiği sehirdir
sokaklarında gezerken, özellikle meşhur times meydanında, yanınızdan türkçe konuşarak geçen bir sürü insanla karşılaşabileceğiniz şehir.
metroda giderken ben elimde türkçe bir roman okurken yanımdaki kadının rusça kitap, ayaktaki adamın japonca gazete okuduğunu gördüğümde metropolün ne demek olduğunu bir kez daha anlamamı sağlayan şehir.
soho'da nargile içebilir, bryant park'da yazın ayakkabılarınızı çıkarıp çimlerde uzanarak rahatlayabilirsiniz. kışın ayrı bir güzelliği vardır.
new york aslında eyaletin adıdır ve amerika'da 1., dünya'da 4. sırada olan new york şehri bu eyalete bağlıdır.
yaşam olanakları, ulaşım, insanlar her şeyi bir kenara bırakıp sadece bir şehir olarak baktığımızda güzellik olarak bir istanbul değil. çok büyük binalar, çok yüksek binalar her şey çok büyük ama tarihi bir ruh yok, avrupa'nın mimarisi, sanatsal yanı yok.avrupa mimarisini, katedralleri, kiliseleri güzel bulan bir turistseniz 20. yy başında yapılmış bir kilise gördüğünüzde bile sevineceğiniz bir şehir.

şehrin en güzel yanı 24 saat uyumuyor olması, canlılığı, her bütçeye, her tarza uygun bir yaşam alanı olması.
new amsterdam'ın yeni adıdır.
kışın insanın kemiklerini donduracak kadar soğuk olan insan mahşeri gibi sürekli kalabalık, özellikle meydanlarında yürümesi çok zor olan şehir. her daim sürekli turist ağırlayan, turistler gibi şehirde yaşayanların da binbir çeşit milletten geldiği kocaman bir metropoldür. hakkıyla gezmek için bir haftanın yetmeyeceği, kışın ayrı yazın ayrı görülmesi gereken; her çeşit barı, clubı, restaurantı barındıran insanın ufkunu açan şehirdir. sürekli hizmet veren lezbiyen clubları olmasa da birçok lezbiyen barı olan ve hepsinin de tıkabasa dolu olduğunu varsayarsak azımsanmayacak bir lezbiyen nüfusa sahip olan şehirdir. diğer bütün şehirlerde olduğu gibi gay bar ve clubları çok daha fazla, lüks ve gösterişlidir. alışveriş için şehir dışındaki outletler çok uygundur, yeme içme konusunda çok geniş bir yelpazesi vardır. istanbul gibi ziyaret etmesi pek bir zevkli, bırakıp gitmek istemez insan ama eminim içinde yaşamak, hayatını devam ettirmek gezmesi kadar zevkli değildir.
sonbahar'da gidilmesi elzem şehir. bu mevsimde central park'taki ağaçlar öyle bir renk cümbüşü yaratırki kendinizi çok ama çok iyi hissedersiniz. hatta gaza gelip mevsimlik bir aşk yaşamanız da mümkündür. gökdelenlerle dolu kent merkezinde böylesine büyük bir yeşil alan, göletler, ördekler, köprüler bilmemki ne diyeyim... ben gittiğimde manhattan sheraton'da kaldım. pişman değilim fakat daha iyi ve makul fiyatlı oteller bulabilirsiniz. new york'la ilgili söylenen klişe lafların hepsi doğrudur. bu kent dünyanın en kozmopolit şehridir(abd'lilerin melting point dediği cinsten). çok kalabalık bir kent merkezi ve her ırktan insanın cirit attığı meydanları ve sokakları vardır. buna bir de özellikle yaz aylarında tavan yapan turist kalabalığını eklerseniz durumu anlayabilirsiniz. şehirde dünyanın en iyi müzeleri, restaurantları ve gece kulüpleri vardır. çok büyük bir kent olduğu için her keseye uygun alışveriş ve yeme-içme seçenekleri mevcuttur. sunny-side adındaki mahallede bol bol türk görme şansınız da mevcuttur. bildiğim kadarıyla abd'deki en yoğun türk nüfusu chicago ve new york'ta bulunmakta. çok özledim keratayı!

teklif geldiği noktada cüzdanımı telefonumu bile almadan koşacağım yaşama amacım olan şehir
eğer işler yolunda giderse otuzumdan sonra taşınacağım eyalet, aynı isimdeki şehir.