öğretmene aşık olmak

yakın zamanda dershaneye kayıt oldum ve galiba fizik öğretmenime biraz düştüm. tabi ki sadece çok hoş biri yani aşık falan değilim ama başlığa "aşık olmak" yazdım aşık olan varsa hikayesini anlatsın diye. neyse işte adam hem fizik öğretmeni hem hafif kilolu hem de çok sevecen biri yani evlenelim dese atlarım kucağına hemen ama acaba evli mi, bilmiyorum. yarın dersim var, parmağına bakacağım. umarım yüzük yoktur çünkü bu beni biraz umutlandırır. bu şekerliğin konuşması da çok tatlı. doğulu bu yüzden konuşması biraz doğulularınki gibi hem de yabancıların türkçe konuşmaya çalışması gibi yani ivana sert'in bir doğulu gibi konuştuğunu düşünün öyle bir şey işte öğretmenimin konuşması. bir de esprili biri aslında hiç komik olmayan ama onu sevdiğim için hayvan gibi güldüğüm esprilerini yazayım son olarak.

şekerlik: yeni misin sen?
ben: evet
şekerlik: yepisyeni misin peki hehehehe
ben: hahahahahahahahahaha

şekerlik: su kaynar mı?
ben: kaynar
şekerlik: ama ders kaynamaz hehehehe
ben: hahahahahahahaha
yine ben: *içimden* bu neydi şimdi?

bir de aklıma gelmişken dersin başında şöyle bir diyalog da geçti.

şekerlik: not tutuyoruz biz defterini getirdin mi?
ben: evet, getirdim.
şekerlik: belli tipinden tertipli düzenli biri olduğun *gülümseyerek*

ya resmen "gel benim evimi de düzenle, seninle evlenelim" diyor en azından ben öyle anladım.
lise dönemlerimde okul müdürüme vurulmuştum ben de. 45 yaşlarında, kısa boylu, ufak tefek bir şey ama mizacı çok sert biriydi. adam okulun kapısından girse, 4. kata kadar ahmet hoca (gerçek ismi değil) geldi diye yayılır, herkes sırasına geçer sessizce otururdu o kadar ki korkuyorlardı ondan. bir gün kavga ettim diye odasına çağırdı. niye yaptın niye ettin falan deyip beni bekletiyordu. araya başka işleri girdiği halde beni göndermeyip boş kalınca yine bana dönüyordu. hocalarımın isimlerini sorup, sınıf hocanı çağır dedi. sınıf hocama benim hakkımda sorular sordu. her neyse çıkış zili çaldığı için gönderdi beni.

o gün, gece boyunca aklımdan çıkmamaya başladı. bazen etkilendiğimi düşünüyordum bazen de böyle bir şey imkansız diyordum.adam tipim değildi çünkü. şu an gelse yine tipim değil ama bir şekilde kaptırmıştım kendimi.

ilk aşkım olmasına rağmen çoğu şeyin bilincindeydim. platonik aşktaki yanılgıları hesaba katarak bütün hareketlerini tartıyordum beynimde. yanılma ihtimalimi en yüksek derecede tuttuğum halde yine bana ilgisi olduğu kanaatine varıyordum. bana ilgisi olduguna dair aklımda kalan anılar şöyle:

- çok sert biri olduğu için milet onun yanında çok sessiz ve korku ile durduğu halde ve aynı şekilde millete kızıp bağırdığı halde ne ben ondan korkardım çok rahat bir şekilde muhhabet eder, ne de onun bana bağırıp kızdığını görmedim.

-bi keresinde koridorda karşılaştığımızda, gülümseyip yüzüme dokunur gibi hafiften tokat attı.

-istiklal marşı töreninde onca insan arasında gözlerini bana diktiğini farkederdim.

- okulda genelde odasında otururdu, dışarı pek çıkmazdı ve denk gelemiyorduk hiç. biz bununla görüşelim diye yaramazlık yapar hocanın beni ona şikayet etmesini sağlardım. bi gün arkadaşlarla beraber odasına çağrıldık. beni kenara çekip, biraz kendinden bahseder misin, neler yaparsın genelde gibi sorular sordu. diğerleriyle toplu halde konuşuyordu. işte klasik şeyler neden uslu durmuyorsunuz, hocalarınızı dinleyin derslerinizi çalışın tarzı şeyler. ve o gün bana bundan sonra bi hoca sana bir şey dedi mi yanıma gel ben bakarım icabına dedi. bu laftan sonra emin gibi olmaya başladım.

sonuç olarak bunun ötesine gidemedi.başta iyi hoş gidiyordu ama sonradan her şey rutine bağlandı. zaten bi dönem sonra da başka okula geçti. ondan sonra dershanedeki türkçe hocama vuruldum. onun karşılıklı olduğu inancındaydım hala da oyle olduğunu düşünüyorum. tabii biz her karşılıklı ilgiyi direk aşk olarak algılıyoruz ama karşı tarafın size kanı kaynamış olabilir, sempati duyuyor olabilir her şey olabilir. biz sadece istediğimiz sekilde yoruyoruz.