the handmaid's tale

bir youtube kanalında görmüştüm tanıtımını ve tam da üstteki entryde denildiği gibi gelecek türkiye imajı yarattığından ilgimi çekmişti. oyunculardan biri de yanlış hatırlamıyorsam orange is the new black'teki poussey'di. izlenir yani.
gunumuzde yapilmis, ulkelerin siyasi durumunu ve gittigi yonu ornekleyen harika bir dizi. bu diziyi insanlar izlemeli ve dincilerin utopyalarinin nasil olabilecegini gormeli.

kisaca diziden bahsetmek gerekirse;
margaret artwood'un romanindan uyarlanmistir. dizi versiyonu hulu' da yayinlanmaktadir. dizi boston'da gecmektedir. dogum oranlarinin cok dustugu bir dunya mevcuttur ve bu dunyada gunumuzde yasanan klasik siyasal olaylar gerceklesmektedir. kurtaj ve dogum kontrol haplari gibi seyler yasaklanmistir once. yavasa yavas insanlar muhafazakarlasmaya, acik giyinen kadinlara tepkiler vermeye baslamislardir. kadinlarin yavas yavas haklari elinden alinmistir. terorist ataklariyla (hukumetin soyledigine gore) yeni yasalar cikarilmaya baslanmis, ulkenin yasalari yavas yavas tamamen degistirilmistir. sons of jacobs adli bir tarikatin ulke yonetimini ele gecirmesiyle, amerika tamamen farkli bir sisteme gecmistir. ulke dini yasalarla yonetilmeye baslanmis, kadinlara sadece birkac statu saglanmistir, wife, aunt, ve handmaid's gibi. dogurabilen ve sisteme karsi cikan kadinlar toplanip, handmaid olarak onemli kumandanlarin evine onlar icin cocuk dogurmak icin gonderilmistir. ayda bir kez kumandanlar bu kisilere eslerinin yardimiyla tecavuz edip cocuk yapmaya calisirlar. handmaidsler sadece cocuk dogurmak icin kullanilan bedenlerdir. ınsan haklari yok denecek kadar azdir. kadinlara okumak yasaktir, ve bunun gibi bir cok sey yasaktir. mesela bilim gibi. escinsellik yasaktir, gay kelimesini kullanmak bile yasaktir, gender traitor diye adlandirilir bu insanlar ve gay erkekler oldurulup duvara asilir, ki insanlar gorup ibret alsin. kadinlar eger cocuk dogurabiliyorsa sunnet edilir, doguramiyorsa kolonilere gonderilip unwomen statusuyle olene kadar toksik atik temizler.

baya uzucu ve gercekci olaydir. umarim yol yakinken doneriz ve o asamaya gelmeyiz.
margaret antwood'un sonunu zor getirdiğim feminist distopyasıdır. okurken içinize daralma gelir, afakanlar basar. şu an dünya'nın bir kısmı kadınları eşit hale getirmeye çalışsa da diğer kısmı da gittikçe muhafazakarlaşınca insan dehşete kapılıyor. bir an 'acaba?' dedim kendi kendime. gerçekleşir mi ki distopya olmaktan çıkar mı? dilerim olmaz.