2 senedir düşündüğüm, ancak araya giren kişiler yüzünden ''ben gerçekten sevilebiliyormuşum'' hissini tattığım için ertelediğim, tüm çabalarımın ve hayallerimin kapıları tek tek kapanırken sadece aile fertlerime o travmayı yaşatmamak için yapamadığım eylem. bir enkaz altınta kalmış gibi hissediyorum kendimi, üzerime yıkılan hayallerim, umutlarım, geçmişte verdiğim çabalarım... her şey boğuyor beni, hayatımda hiçbir şey olmuyor. çabalayamıyorum, sonucu benzer olacak diye çünkü, olmuyor işte.
belki aile fertlerimin öldüğü o günü beklemeden bunu yapacağım, dayanabilecek gücüm ve gidecek yerim kalmadı, kendimi fazla hissetmekten çok yoruldum. bir mezarım olursa belki huzurla uyuyabilecek bir yerim de olur.
ne istediğini bilmemek, bu nedenle beklentilerini de belirleyip sağlıklı bir ilişkiyi yürütememek.
ha bir de bireylerin kendini tanımaması, tam olarak keşfedememesi de var, gidip dünyaya haykırın demiyorum tabi ama kendinizi bilmek, buna göre davranmak kişiyi olgunlaştıran bi davranış, ilişkiler bundan dolayı da yürümüyor bence, verilen içi boş sözler zaman kaybından ibaret
ı hang around with buddies, ı exorcise your scent from my life
into brand new kisses and perfumes.
how could we remain friends if ı can't wipe out from my lips
your name through other men's names?
2 ayda bir yoğun bir şekilde gelen intihar etme isteği.
hayatımı seviyorum, şu anki halimden çok mutluyum, değiştirmek istediğim şeyler mevcut tabi ki, ayrı bir eve çıkmak ve daha oturaklı bir hayatım olmasını istiyorum.
çok sık gelecekle alakalı düşünürken buluyorum kendimi, önümde bir sürü yol var ama hepsinin kapıları kapalıymış gibi hissediyorum, bu yüzden de ilerlemek istemiyorum.
askerlik fikri beni korkutmuyor ama birikimimi bedelli askerlik için heba etme fikri çok rahatsız edici geliyor, toplumun baskısını hissediyorum üzerimde çok sık, 27 yaşındayım ve çalışmıyorum.
mezun oldum, mesleğimi de yapabilecekmiş gibi hissetmiyorum, garip bir çıkmazdaymışım gibi adeta, bu hisler yoğunlaşınca kendimi bu düşünceye itilmiş olarak buluyorum.
hayatım boyunca kilolu bir insandım, son 5 yılım vücudumla alakalı saçma sapan düşüncelerle geçti, bi dönem zayıfladım ve çok mutluydum, sonra yine kilo aldım ve şimdi yine zayıflıyorum ama asla bunun sonu yokmuş gibi geliyor.
hayatıma birini almayı çok istiyorum ama asla olmuyor bu da, geçen sene sevgilim dediğim biri vardı, birlikte yaşadık bir süre, sonra sevgili olmadığımızı söyledi kendisi, ilişkilerim hep bir çıkmaza giriyor, biriyle sadece seks için birlikte olma fikrini hoş bulmuyorum artık, midem almıyor, sanırım yaş ilerledikçe bu hisler daha da derinleşiyor.
yarın muhtelemen benden daha değerli bir şey yok deyip hayatıma devam edeceğim, dediğim gibi aslında hayatımdan memnunum ama intihar da elimin altında duran bir seçenek, başarısız biriyim ama böyle de mutluyum, topluma hiçbir açıklama borcum yok ama bu baskı beni yaralıyor.
berbat bir yarışmaydı, 68 yarışmanın en kötüsü diyebilirim, isviçre’nin kazanması bir miktar her şeyi kurtardı tabi ki.
hollanda’nın diskalifiye edilmesi başlı başına bir saçmalıktı, justice for joost!!!
bu akşam 1. yarı finali gerçekleşecek olan yarışma.
15 ülkenin kıyasıyla mücadelesiyle 5 ülkeye veda edeceğiz.
benim ise sırasız olarak finalistlerim kıbrıs, litvanya, irlanda, ukrayna, polonya, hırvatistan, slovenya, finlandiya, portekiz ve lüksemburg.
sırbistan, izlanda, moldova, azerbaycan ve avustralya elenmeliler, bence polonya yerine sırbistan, slovenya yerine de izlanda veya azerbaycan gelebilir, provaları vs izlemedim, tüm performansları görünce zaten kimin çıkıp kimin çıkamayacağı belli oluyor.
tek dileğim avustralya, izlanda ve moldova'nın finale kalıp birilerinin hakkına girmemesi, bu üçlü dışındaki herkes ucundan da olsa finali hakediyor.
provalar sonrası gürcistan'ın da favori olması gerektiğini savunduğum yarışma, yine elenirlerse hiç katılmasınlar bir daha yazıktır.
hollanda'ya da yükselmeye başladım, dinledikçe çok da kötü değilmiş aslında bu yarışma şarkıları ancak eski eurovision şarkıları kadar da beni bağlamadı hiçbiri.
ve sen finlandiya, sana halen kızgınım bunu seçmeyip palyaço gibi bir şarkı yolladığın için.
bu sene en çok dinlediğim şarkı oldu, sözleri ve melodisi insanı içine çekiyor gerçekten, haftaya eurovision sahnesinde yarışmayacak olmasını şaka olarak kabul ediyorum.
güzel bir albüm olmuş bence, bir hikaye hatta birden fazla hikaye anlatıyor olması hoşuma gitti, tüm ilişki dinamiklerini şarkılarda bulabiliyoruz
end of an era - basitçe tanışma sürecini anlatıyor, dua'nın yeni aşkı 'o' kişi olabilir ve bu ilişki sonsuza kadar sürebilir, bu durum da onun bekar döneminin sona ereceğini vurguluyor, tüm şüphelerden ve seçimlerden uzakta pozitif bir sonuç bekliyor, albümün temasını belirleyen şarkı da bu aslında
houdini - zaman çok hızlı geçiyor ve karşıdaki insanın elini çabuk tutarak daha emin adımlar atmasını, atmazsa sıkılacağını ve hayatından kaybolacağını anlatıyor
training season - tanıma sürecini anlatıyor, onu doğru sevemeyecekse sevmeyi bilen birini bulabileceğini ve artık kimseyi eğitemeyeceğini söylüyor
these walls - burada ilişkisinin bitmeye yakın olduğunu, ilişkinin artık yürümediğini ama bir şekilde devam ettiğini söylüyor, dışarıdan şahit olanların onlara ayrılması gerektiğini ancak bunu yapamadıklarını anlatıyor
watcha doing - burada yeni bir ilişkiye girmenin karmaşası anlatılıyor, tüm bu süreçlerin ardından birini en baştan tanımanın kişinin kontrol duygusuna ve benliğine meydan okuduğu vurgulanıyor
french exit - sözlü olarak arayı bozmadan bir ilişkiyi bitirmeyi, 'ghosting' olarak bilinen durumu anlatıyor aslında, ingilizce 'french exit' ve fransızca 'filer à l'anglaise' sözcükleri veda etmeden ayrılmak demek, tarihte bu rakip iki ülkenin aynı ifadeleri kullanması ilişkinin her zaman iki yönlü bir yol olduğunu ve bir perspektif meselesi olduğunu da vurguluyor
illusion - kendisini kandırmaya çalışan birinin yaratmış olduğu kişilik maskesine yani bir ilüzyona kapılmayı reddettiğini anlatıyor, olanların arka planını görebilmesine rağmen durumu 'amusing' olarak değerlendirmeyi seçerek tüm bu red flag olarak adlandırdığımız hareketleri anlatıyor
falling forever - romantik bir deneyimin uzun ömürlülüğünü dokunaklı bir şekilde sorgulayarak bir ilişkinin zirve anlarının sonsuza kadar sürmesini istediğini anlatıyor, aşkın kalıcı etkisinin karmaşıklığını ve imkansızlığını dile getiriyor
anything for love - insanların gerçekten umursadıkları şeyler için bir savaş vermemesini ve anlamlı olan şeylerden çok çabuk vazgeçtiklerini anlatıyor, burada o kadar flörtün üzerine aşkın bir şey ifade etmediği ama savaşılması gereken bir şey olduğu söyleniyor
maria - geçmiş ilişkilerin başarısızlığını, eski partnerlerin insanlar üzerinde bıraktığı etkileri ve bu etkilerin bugünkü partnerini şekillendirmesini anlatıyor, her şeyin bir deneyim olduğunu ve bizi geliştirdiğini söylüyor dolaylı yoldan aslında
happy for you - radical optimism isminin nereden geldiğini anlamak için bu şarkının kapanış şarkısı olmasını gösterebiliriz ve eski sevgilisine yeni ilişkilerinde kendisi için en iyisinden başka bi şey istemediğini söylüyor, bir hikaye için iyimser bir kapanış.
mainstream olmadığı için 'flop' olacak zira dinlenme sayıları dua lipa için pek kötü, bence çok başarılı bir albüm olmuş ama, ben dinlerim.
ayrıca dance-crying olarak adlandırdığı tarzı da bana çok yakın, tam istediğim gibi bir albüm olmuş ve ilk albümünü de çok anımsatıyor.
favorilerim ise houdini, training season ve falling forever.
saçma bir başlık bence, zira bu istek üreyebilen her canlıda mevcut, yönelim farketmeksizin.
finlandiyalı çok yakın bir kadın arkadaşım bugün hamile olduğunu söyledi, çocuğun babasının kim olduğundan emin değil ve doğurmak istiyor, 30 yaşında ve helsinki gibi pahalı bir şehirde kendini ekonomik olarak idame ettirebilecek kadar kazanıyor, hayatında partner olarak bir erkek istemediğine de karar vermiş durumda, kardeşleri ve arkadaşları da destek olacak o da oldukça belli, ben de çok sevindim çünkü geçen yaz türkiye'ye beni ziyarete geldiğinde çocuk istediğinden bahsetmişti.
türk olsaydı böyle bi şeyi muhtemelen endişeyle karşılayacaktı ancak toplum baskısının olmadığı ve ekonomik sıkıntıların bulunmadığı finlandiya'da tek başına çocuğunu yetiştirmeyi rahatça düşünebiliyor.
bence eşcinsel bireyler de çocuk sahibi olabilir, çocuk yetiştirebilir ancak türk toplumu gibi bir toplumda bu ne yazık ki çok zor.
kişisel olarak şu an herhangi bir çocuk sahibi olma arzusu taşımıyorum ancak ileride bu fikrim değişebilir, ileride ekonomik olarak sıkıntı çekmeyeceğimi bildiğim ve çocuğuma gerçekten güzel imkanlar sağlayabileceğimi düşündüğümde çocuk sahibi olabilirim, neden olmasın?
tarafımdan yılın en çok beklenilen müzik yarışmasıdır. 15 senedir bu gelenek sadece 2 kez bozuldu. evimde, koltuğun en güzel köşesinde oturub izlemenin, izlerken instagramdan kendimce yorumlar yapmanın zevkini sadece bir ayı ile bu yarışmanı izlemek bana yaşatabilir.
bir de bu bittikten sonra post-eurovision denen bir sendrom var
bu sene de newjeans'in tam teşekküllü fanı olmaya devam etmişiz.
story'e kuumaa ekibinden kalp almak benim için yılın en özel anlarından biri oldu ama. yılımı her şeye rağmen "hyvikset ja pahikset" albümleri şekillendirdi, iyi ki varlar.
sezen aksu sadece yazarlığıyla bile çok önde biri. denilmiş ki yıllardır uğraşıyor. ne sosyal medya ne televizyonun popülaritesi olmadığı yıllardan taa bugüne gelebilen ve de hala çok sevilip,bağıra çağıra ya da sessizcene ağlatan şarkılarını dinleyen, söyleyen milyonlarca insan var iken yazılan cümlenin absürtlüğü bir tuhaf açıkçası.
tam malsınız amk. arkadaş bulma uygulamaları, sizin gibi narşist ve iki uçlu insanlar kaynıyor. elde edemeyince arzulayıp, elde edince beğenmeyen kezban mısınız nesiniz? benim bildiğim, birini istersiniz, bir araya gelince de "ahh çok güzelmiş, iyi ki bir araya geldik" deyip konuyu kapatırsınız. ne tuhaf ve hasta insanlarsınız lan.
ne istediğini bilmemek, bu nedenle beklentilerini de belirleyip sağlıklı bir ilişkiyi yürütememek.
ha bir de bireylerin kendini tanımaması, tam olarak keşfedememesi de var, gidip dünyaya haykırın demiyorum tabi ama kendinizi bilmek, buna göre davranmak kişiyi olgunlaştıran bi davranış, ilişkiler bundan dolayı da yürümüyor bence, verilen içi boş sözler zaman kaybından ibaret
hollanda'nın yüzölçümü olarak en büyük, nüfus olarak da ikinci en büyük şehri olan rotterdam'da düzenlenecektir
41 ülkenin katılacağı kesinleşmiştir ve türkiye bu ülkeler arasında yer almamaktadır
geçen yıl yarışmada yer almayan bulgaristan ve ukrayna bu yıl yarışacaklar
geçtiğimiz yıl katılan karadağ ve macaristan bu yıl yarışmada yer almayacaklar
bu türkiye'nin üst üste 8. kez katılmadığı yarışma olacak
bazı ülkeler çalışmalarına çoktan başladı, işte 2020'ye dair birkaç anektod
yılın ilk temsilcisi belçika'dan geldi, bu sene belçika'yı komşusu hollanda'da temsil edecek ünlü hooverphonic grubu olarak açıklandı
grubun solisti birkaç sene önce değişmiş, yeni solistle çıkardıkları şarkıları eski şarkıları kadar iyi olmasa da merakla bekliyorum şarkılarını
ardından ispanya, blas cantó ile yarışacağını açıkladı
son iki senedir yarışmada en çok konuşulan ülke kıbrıs bu sene sandro nicolas ile yarışacağını duyurdu
sandro nicolas şarkısının geçtiğimiz iki yıla oranla daha yavaş ve farklı bir şarkı olacağını dile getirmiş
yarışmaya bir yıl aradan sonra dönen bulgaristan ise temsilcisini victoria olarak duyurdu
4 yarışmacı belliyken estonya ve arnavutluk yapacakları ulusal finalde yarışacak şarkılarını duyurdular, arnavutluk şarkısını her sene olduğu gibi bu ayın sonuna doğru seçecek
isveç'i eurovision'da ikinci kez temsil edecektir, bu gece melodifestivalen'ı 2. kez kazanmış ve mayısta liverpool'da düzenlenecek eurovision şarkı yarışması'na katılmaya hak kazanmıştır.
yarışma için en büyük favorilerden biri şu an, lakin kazanırsa isveç irlanda'nın rekoru olan 7. zaferini elde edecek ve zirveyi irlanda ile paylaşacak, bir de loreen eurovision'u iki kez kazanan ikinci şarkıcı olacak, diğeri irlandalı johnny logan (1980 ve 1987'de kazandı)
buraya bir daha bakmamışım
birçok ülke ulusal finallerini yapıyor şu sıralarda, norveç ve çek cumhuriyeti ulusal finaller olarak oldukça başarılı bir iş yürütüyor zira litvanya da
beklenen isveç ulusal finali melodifestivalen bu cumartesi başlıyor, 2017'den beri yeminliyim, izlemeyeceğim
size asıl skandalı söyleyeyim, 2019 yılının sonunda arnavutluk şarkısını seçti
fan favorisi olan ve arnavut halkı tarafından da büyük destek gören elvana gjata'nın me tana adlı şarkısının rotterdam'de yarışacağına kesin gözüyle bakıyordum
şarkı, sahne, şarkıcı vs bana tamamen hadise - düm tek tek 2020 version gibi geldi, gerçekten de başarılıydı ve avrupa çevresinde büyük ilgi gördü
youtube'da yayınlandığı ilk hafta 3.5m izlendi, bunu daha önce hiçbir arnavutluk şarkısı yapamamıştı
gel gelelim arnavutluk ulusal finalinde sadece jüri oylama yaptı
3 yabancı, 2 de arnavut jüri şarkıları oyladılar
me tana 2 puan ile arilena ara'nın seslendirdiği shaj adlı şarkıya geçildi, tüm yabancı jüriler tam puanlarını me tana'ya vermişlerdi
arnavut jürilerden biri tam puanını shaj'a verirken 2 puanını me tana'ya verdi (me tana'yı sondan 2.'si yapmış anlayacağınız)
arnavutluk'ta ve eurovision fan çevrelerince çok ses getirdi bu durum çünkü yarışmayı kazanan isim arilena ara'nın menejeri yarışmanın prodüktörüymüş ve şike iddiaları ortalıkta dolaştı bir süre
arnavutluk herhangi bir yaptırım yapmadı ve şarkılarının arilana ara - shaj olacağını duyurdular, arilena ara şarkının düzenlenmesi için amerika'da çalışmalara çoktan başladı
şarkı ingilizce seslendirilecek
şarkı zaten ingilizce olarak yazılmış ve arnavutçaya çevrilmiş
eurovision 2020'nin ikinci şarkısı önümüzdeki günlerde ispanya'dan gelecek
ispanyol temsilci blas canto şarkısının adını universo olarak duyurdu geçtiğimiz günlerde