zeytin herkesin bildiği gibi ağaçtan toplandıktan sonra bir çok işlemle yenilebilir halde sofralarımıza gelen bir besin kaynağıdır. bu işlemler siyah ve yeşil zeytin için ayrı ayrı yapılan ve oldukça uzun süren işlemlerdir. ama türkiye'de izmir karaburun'da yöre halkının "hurma" dediği bir zeytin vardır ki bu işlemlerin hiç birine gerek kalmadan sofralara konabilir. ağaçta kararmaya başlayan bu zeytin aralık ayında kendiliğinden dökülür. yöre halkı yere dökülen zeytinleri toplayarak hiç bir işlemden geçirmeden kahvaltıda yerler. acılığı kendiliğinden geçmiş tamamıyla toprağın tuzunu almış "hurma" zeytini tam bir lezzet harikası. uzun süre dayanmadığı için yöre halkının ufak poşetlerle derin dondurucuda sakladıkları bu zeytinleri yıl boyunca tüketmektedirler. tercihen çok tuz sevenler tuz da ekleyebilir.
avusturyalı yönetmen haneke 70 yaşını devirince bu yaşın verdiği olgunlukla son filmi aşkı çekmiş, hayatlarının sonuna doğru hala birbirine aşık iki insanın son günlerini anlatan ödüllü bu film ile yine izleyicilerini rahatsız etmeyi başarmıştır. daha önceki filmleri oldukça rahatsız edici ve kışkırtıcı olmakla birlikte haneke, ağı bir tempo ile çekilmiş aşk filminde rahatsızlık vermekten çok duyguların yoğunluğuna dikkat çekmiştir. en son amerikan eleştirmenleri ödülünü alan film halen sinemalarda. izlenesi bir filmdir.
başlıca filmleri : kurdun günü, ölümcül oyunlar, piyano öğretmeni, beyaz bant, saklı.
bir şehirden diğer bir şehire uçakla 5-6 saat yolculuk yapılan uzun karamesafesine sahip dünyanın en büyük ülkelerindendir. her şehri birbirinden farklı bir kalbe sahip olmakla birlikte içinde milyonlarca farklı ülke insanı ile tanışabilme imkanı verir. buna rağmen dünyanın yaşanılası en iyi ülkesidir. vancouver gibi ılıman bir iklime sahip şehri varken aynı zamanda 500 km uzakta rocky mountains ile başlayan buzul hava iklimine sahiptir. insanları mesafelidir fakat özgürlükler bakımından fazlasıyla aşmıştır. vancouver'da davie street adını almış bir cadde lgbtt özgürlüğüne adanmış, otobüs durakları mor renginde, her durakta gökkuşağı bayrak bulunan bir caddedir. bizzat yaşamışlığım vardır.
gençliğinde moda olsaydı "abi ne içtiysen biz de içelim, kafan güzel mi.." dedirten bir hareketle, kendi kafasıyla, bağımsız ve özgür iradesi ile şarkılarını yazan ve söyleyen, ellerinden gözlerinden öpülesi filozof şair sanatçıdır ki yüzüne fırlatılan çatallarla öldürülmüştür aslında. milliyetçisi bile sever hala, dinler şarkılarını ama sürgünde ağlayarak öldürüldüğünü kendisi dile getirmesine rağmen üstü kapanmış bir cinayettir ölümü.
kişinin kendinden ya da sevgilisinden uzaklaşmak istediğinde söylediği "adam" olunacaksa çok iyi bir şey olunacağı varsayılacağı düşüncesiyle sarf edilen gerizekalı bir cümle kalıbıdır ki, çok işe yaramaz zira ertesi gün "adam gibi adam" olunmak için çok uğraşılabilir.
etnik köken ayrımı ile yüce büyük türk medyası burnu çok havada, herşeyi biz biliriz bi o kadar da güzeliz edası ile farklı bir sese, renge kulak tıkayan, akil insanları küçümseyen, rakiplerinin olduğuna inanmayan bir basın yayın yapılanmasıdır. günümüzde, reklamları, dizileri, haberleri ile insanları hipnoz ederek olmayacak şeylere bile inandırabilir güce sahip gelmiştir evellalllaah..tehlikelidir zira düşman başına derler ya o biçimdir.
sevgilim sabahın erkenini seviyor,
ben geceyi ve esmerliğini onun,
o dorukları sevior, korkuyor bundan
ben rüzgarla buluşan tepeyi, tuhaflığı,
ona bir yeşil gülümsüyor,
ben, hayatı delice sevdiysem nasıl,
diyorum, seni de öyle.
o kendi boşluğunda oyalanan günlerde
canı sıkılan bir çocuk gibi uyuyor,
ben göğe bakıyorum geceden,
kendi çukurunu bulmuş deniz gibiyim
diyorum, yanında,
o sabahları eğilip öpüyor denizi.
çıplağın çıplağımda, rüzgarın dağımda olsun,
esmerliğin gecemde, öyle kal.
"bulutlara bak, gidiyorlar, hızla" diyorsun,
yağmur bir yalıyor yüzümü,
bir duruyor. sabahları eğilip yüzüme
öpüşün geçiyor bir, bir duruyor aklım.
su ve rüzgar, dağ ve doruk, sonsuz hepsi,
oysa camdaki sardunya gibi üşür
bana biçtiğin ömür, ölüm geliyor aklıma bir
bir, çıplağın çıplağımda.
rüzgarın dağımda olsun esmerliğin gecemde
öyle kal, sana sonsuz sarıldığımda.
hollanda'da yaşayan türkiye'li bir lezbiyenin telefonla katılarak kendisine talip aramak istediği ve sonra esra erol ve şükelaları tarafından yuhlandığı homofobik evlendirme programıdır kendisi. izlenme rekoru çok fena sayılacak seviyededir maalesef ki.
en çok çiçekçilere ve kuyumculara yarayan kapitalizmin sahiplendiği, büyük paralarla küçük mutlulukları bir arada sunan gereksiz bir gün..hee bi de tek başına gezenlere garip ve küçümser bir bakış atılır bu günde.
gençliğinde moda olsaydı "abi ne içtiysen biz de içelim, kafan güzel mi.." dedirten bir hareketle, kendi kafasıyla, bağımsız ve özgür iradesi ile şarkılarını yazan ve söyleyen, ellerinden gözlerinden öpülesi filozof şair sanatçıdır ki yüzüne fırlatılan çatallarla öldürülmüştür aslında. milliyetçisi bile sever hala, dinler şarkılarını ama sürgünde ağlayarak öldürüldüğünü kendisi dile getirmesine rağmen üstü kapanmış bir cinayettir ölümü.
etnik köken ayrımı ile yüce büyük türk medyası burnu çok havada, herşeyi biz biliriz bi o kadar da güzeliz edası ile farklı bir sese, renge kulak tıkayan, akil insanları küçümseyen, rakiplerinin olduğuna inanmayan bir basın yayın yapılanmasıdır. günümüzde, reklamları, dizileri, haberleri ile insanları hipnoz ederek olmayacak şeylere bile inandırabilir güce sahip gelmiştir evellalllaah..tehlikelidir zira düşman başına derler ya o biçimdir.
sevgilim sabahın erkenini seviyor,
ben geceyi ve esmerliğini onun,
o dorukları sevior, korkuyor bundan
ben rüzgarla buluşan tepeyi, tuhaflığı,
ona bir yeşil gülümsüyor,
ben, hayatı delice sevdiysem nasıl,
diyorum, seni de öyle.
o kendi boşluğunda oyalanan günlerde
canı sıkılan bir çocuk gibi uyuyor,
ben göğe bakıyorum geceden,
kendi çukurunu bulmuş deniz gibiyim
diyorum, yanında,
o sabahları eğilip öpüyor denizi.
çıplağın çıplağımda, rüzgarın dağımda olsun,
esmerliğin gecemde, öyle kal.
"bulutlara bak, gidiyorlar, hızla" diyorsun,
yağmur bir yalıyor yüzümü,
bir duruyor. sabahları eğilip yüzüme
öpüşün geçiyor bir, bir duruyor aklım.
su ve rüzgar, dağ ve doruk, sonsuz hepsi,
oysa camdaki sardunya gibi üşür
bana biçtiğin ömür, ölüm geliyor aklıma bir
bir, çıplağın çıplağımda.
rüzgarın dağımda olsun esmerliğin gecemde
öyle kal, sana sonsuz sarıldığımda.
gençliğinde moda olsaydı "abi ne içtiysen biz de içelim, kafan güzel mi.." dedirten bir hareketle, kendi kafasıyla, bağımsız ve özgür iradesi ile şarkılarını yazan ve söyleyen, ellerinden gözlerinden öpülesi filozof şair sanatçıdır ki yüzüne fırlatılan çatallarla öldürülmüştür aslında. milliyetçisi bile sever hala, dinler şarkılarını ama sürgünde ağlayarak öldürüldüğünü kendisi dile getirmesine rağmen üstü kapanmış bir cinayettir ölümü.