insomnanic

Durum: 159 - 0 - 0 - 0 - 16.04.2014 02:36

Puan: 1527 - Sözlük Kezbanı

5 yıl önce kayıt oldu. 3.Nesil Yazar.

Anybody can be a non-drunk. It takes a special talent to be a drunk. It takes endurance. Endurance is more important than truth.
  • /
  • 8

rimming

ne olduğu konusunda bir fikrim yoktu açıkcası google görseller sağolsun gördüm. lakin inancım şudur, kendisi bir facesitting değil.

kırmızı şarap

beyaz olanın her ne kadar kendi etrafında bir kalitesi olsa da kırmızının kendi çapında başka bir olayı vardır efenim. kırmızı etle beraber güzel gider velhasıl ters noktası vardır et ne kadar yağlı olursa şarap o kadar yağsız olmalı, yada tam tersi, et ne kadar yağsız olursa şarap o kadar yağlı olmalı, kadehte şarabı sallamanın olayı buradan gelir, şarap ne kadar yağlı ise kadehte sallandığı zaman gözyaşı şeklinde kadehte damla bırakır, yemekten önce şarabın masaya gelmesinin olayı budur zaten, masaya gelen şaraba göre etin nasıl pişeceği yada hangi hayvanın neresi olacağı seçilir.

ayriyeten bide bu şarabın yıllarca ''köprü altı'' olarak betimlenmiş bir kısmı vardır ülkemizde, vardır yoktur çok net olarak bilmiyorum ama kendimce denk geldiğim şekillerden dolayı söylüyorum, beyaz şarap dökülmez köprü altlarında. attila ilhan bile ''şarabın gazabından kork çünkü fena kırmızıdır'' demiştir, beyaz olanını muhatap seçmemiştir kendisine.

velhasıl, şarabın rengi faşizanlığı bırakıp daha tarafsız olarak kırmızı şarap üzerine anlatacaklarıma gelirsek;

ve evet işte şarap ve kırmızı ile işin bağlandığı nokta. söyleyeceklerim doğru değildir, lakin sabiti vardır.


kırmızı şarap efenim kesinlikle görüşü değişltirip aşk'a teşvik eder insanı, en başta tatlı bir anlaşma sağlar, sonra ne güzel anlaşıyoruz dedirtir insana, muhabbet ederken bakılan yer gittikçe gözler olur, asidik yapısından dolayı koku ve tat alma duyusunu tavan yaptırır, ki tat ve koku kendi sabitlerim açısından konuşursam cinsellikte dikkat çeken ilk iki duyudur. antik yunana gidersek dionysos'un yanında satir ler gezer, kendilerinin belden üzeri insan altı kalan bedenleri keçi/at karışımıdır, erkektirler ve sürekli ereksiyon halindedirler, dionysos o kadar yakışıklı, o kadar güzeldir ki bir kere ona bakanın gözleri kör olur, buna uyarı olarak ondan önce satirler çıkar ormandan, gve kimse ona bakamadığı için dionysos asla gerçek aşkını bulamaz, ve buna karşılık ona bir kere bakıp kör olan bütün aşıkları için kör oldukları yere bir şarap çeşmesi yapar. bu konuyla ilgili parantez açmadan aşağıda başka bir açıklamada bulunucağım;

antik yunan zamanında şu anki şarabı koruma şartları olmadığından dolayı içerisinde çok fazla kükürt katılırdı şarabın içerisine bozulmasın diye, lakin fazla kükürt fiziksel olarak çok ciddi bozulmalara yol açar insan vücudunda, ilk belirtilerinden biri deride susuzluk benzeri aşırı kasılmalar yaratması, bu da dudaklardaki su kaybından dolayı o sabit olarak bildiğimiz asık surat ifadesini yaratır, o tiyatronun ifadesi olarak bildiğimiz bir ağlayan bir gülen surat ifadesi aslında buradan gelir, dionysos buyuruki her şarap çeşmesinden sonra;

''ben dikiyorum aşıkların uğruna muhabbet akıtan çeşmeleri, eğer onlar bilirse kararlarını bu onlara meşk verir, tutku verir. eğer kim ki o zevkinden çıkarır onu, onu en büyük keyifsizlik bekler''

velhasıl hikaye daha da uzatılır, zaman ilerledikçe bir iki şey daha yazarım buraya muhtemelen, konuyu bağlarken kadehimi kaldırıyorum ve, hepinizin keyfine içiyorum arkadaşlar, sağlığınıza.

eski sevgili

tanım: bu güne kadar yazmadığıma şaşırdığım başlık.

tanımdan geçip mevzunun özüne gelirsek hadi lan ordan nasıl içimi dökmemişim buraya dedirtmiştir bana. şimdi herkesin hayatta bazı dertleri vardır, çatıştıkları vardır vs. ama işte bu var ya bu, insanın en büyük çatışmasıdır. sosyal baskılardan ötedir, kim olduğunu anlatmaya çalışırsın ya birilerine o ilk isyanda sanarsın en büyük mücadelen o, ama arkadaş bu başkadır, senin kim olduğundan ötedir, kendi o kişisel çatışmalarını bıraktırır köşeye, kim olduğundan ziyade kime ait olduğunu daha kendin kabul edemezsin, birde yetmezmiş gibi bunu açıklaman gerekir. heleki onun etrafında hayat değişip sen hala aynı nokataya takılıp kalmışsan ve gözünün içine baka baka hayatının değiştiğine tanık oluyorsan mecburen, ve o hala hayatını değiştirmeye devam ediyosa, birde üstüne üstlük zora düştüğünü gördüğünden bir süre sonra arayıp kötüyüm diyorsa ve sen haal peşinden koşuyorsan, birde kimseye söyleyemiyorsan bitmişsindir arkadaş.

bu işler o kadar boka sarabilirki kimsenin yüzüne bakamıcak bir hal alabilir, zaten sen kendini kabul ettirmemişken kim olduğuna dair, bir de bununla yüzlüşmek zorunda kalabilirsin (burada yazar kendi salaklığından bahsediyor). aradan bi şekilde yıllar geçer, sen zaten o güne kadar kabul edilmemişsindir birde hala akıl ondayken kabul etmeye yatkın olanada çok güzel bırak bi diyip yol verirsin.

velhasıl mevzuyu uzatmak istemiyorum, uzak durulması gerekir, gitselerde gittiğini bilmek lazım gelir. (yazar burda duygusal olmaktan içini dökmekten bir şekilde kaçıyor, en azından deniyor.)

ps1: işbu entryde son duble ve son sigara ile gelen etkiyle varolan isyanında etkisi vardır.

ps2: ps1 de anlatım bozukluğu var ben de farkına vardım ama idare edin artık.

istanbul

metro turizmin tüm zorluklarına göğüs gererek az önce ayak bastığım şehirdir kendisi. bakalım bu sefer neler beklemekte şehri alemde.

ayı sözlük yazarlarının şu an dinlediği şarkılar

penise sormuşlar boynun neden eğri

kop gel günahlarından

arkadaşla telefonda konuşurken ''ya işim var be olmaz'' anlamındaki cümleler işitildiğinde ''boş ver be olm kop gel günahlarından'' olarak ortamca kullandığımız şarkıdan esinlenmece yaparak lafı gediğine oturttuğumuz cümle/cik.

ölümsüz olmak

açık ara incir reçeli filminin soundtrack'inde tek kayda geçen şarkısıdır. filmde çalıyormuydu açıkcası cidden hatırlamıyorum. filmi sevip sevmemek önemli değil, bu parça bitirir, net.

ayı sözlük birinci taksim muhabbet zirvesi

baba

hayatımda bana en fazla destek olmuş kişidir muhtemelen. tamam anne candır illaki ama anne duygularını belli eder, yeri gelir ağlar yeri gelir sarılır ama baba bunu göstere göstere yapamaz. 14 yaşımdan beri batmadığım bok kalmadığı halde her zaman bana destek olmuştur çaktırmadan, gösteremeden. hiçbirşey yokmuş gibi davransada yeri gelir bazen rakı içerken akar yaşlar gözlerinden. artık yaşlanmıştır lakin inceden, ufak tefek hastalıklar başlamıştır, eve girip uzandığını görmek varya hastalıktan dolayı sözlük, işte o an insan acizliği görür. ben gençtim, vardı her derdimin bi çözümü. ama artık o yaşlıdır ve yapıcak bir şey yoktur, senin her derdine çözüm bulan o adam için hiçbirşey yapamazsın. dertlenirsin, benim verdiğim sıkıntılar yüüzünden çıktı bu hastalıklar dersin. yatarken sorarsın ''baba, iyi misin?'' diye, ''iyiyim oğlum geçer birazdan'' der. ve senin sıkıntıların yüzünden o hasta düştüğü yatağında yaptıkları boşa gitmesin diye ''iyi o zaman babam ben ben bi duşa giriyorum'' diyip uzaklaşırsın güümseyerek salondan, duşa girceğin filan yoktur, sadece ağladığını görmesin daha da acı cekmesin diye döner arkanı gidersin.

istanbul

sadece bir kaç saatlik bir iş için uğradığım ve hiçbişey yapamadan döndüğüm şehir. oysaki ne planlarım vardı lan istanbul, bu bana reva mıdır?

ayı sözlük yazarlarının şu an dinlediği şarkılar

cem adrian - herkes gider mi?

kurban bayramında kavurma yiyen şuursuz ateist

denk gelirse yanında rakı da açabilir. pragmatizm sağolsun arkadaşlar.

insomnanic

iflah olmayandır, gene de her fırsatta burada olandır.

evimin kadını olmak istiyorum

adam çalışsın, köle olsun, her şeyi ayarlasın, ama ben evimin kadını olmak istiyorum tavrıdır, ülkemizde sık rastlanır, kaçınılmalıdır.

çift kişilik yatak

tek kişilik yalnızlık için fazla ağırdır.

bıyık

bende kısmı olarak çıkmayan yüzde bulunan kıl yumağı.çıkmayan kısım tam olarak hitlerin bıraktığı kısımdır. orda gıdım tüy bütmiyor, geri kalan sakal bıyık değil zımpara mübarek.

avatar

tanım: sölükte profil bilgilerinin üst kısmında bulunan şahsi resim.

kişisel entry: günde 3 defa değiştiriyorum, engel olamıyorum.

iz bırakan film cümleleri

-why don't you stop drinking? anybody can be a drunk.
- anybody can be a non-drunk. it takes a special talent to be a drunk. it takes endurance. endurance is more important than truth.

bryfly

(bkz: hayat felsefesi)

silverface

heppi börtdey dir, eksik olmasındır.
  • /
  • 8
Henüz bir favori entry yok.

Toplam entry sayısı: 159

lgbt

açık konuşmak gerekirse en son kız arkadaşım hayatıma girene kadar biraz şüpheli baktığım bir oluşumdu. lakin az önce bahsettiğim gibi kız arkadaşım aracılığı ile tanıştıkça ön yargılarımın silinmesi çok hızlı olmuştur, üzerine birde gezi parkı vasıtası ile daha da kaynaşınca eski düşünce şeklim tam anlamıyla saçmalık gelmiştir. kendisi gayet cana yakın insanlar barındıran, hatta ve hatta bu insanlara karşı ön yargılı olanlardan çok daha fazla paylaşımda bulunabildiğim kişilikleri barındırır efenim. sanırım eski sevgilimin bıraktığı tek güzel şey bu konuda beni açık fikirliliğe itmiş olmasıdır.

ankara

doğma büyüme izmirli olmama rağmen hayatımın en büyük aşkına ev sahipliği yapmış şehirdir. 7 sene boyunca her cuma akşamı işten çıkıp cumartesi sabahı gözü aştide açmam, daha sonrasında pazar akşamı aştiden otobüse binip pazartesi sabahı işe gitme durumları. dediğim gibi doğma büyüme izmirli olmama rağmen hayatımda en çok büyülü fener de film izlemişimdir, muhtemelen ulus civarında içtiğim kadar hiç bir mekanda içmemişimdir, hiç bir tatilimi asla o kadar süre deniz olmayan bi yerde geçirmemişimdir. bak gene içerledim, yeter bu kadar sözlük sustur beni.

bir kadının en güzel yeri

boynuyla omuzlarının birleştiği yer. bir de tam adını bilmiyorum, resimle örnekleyecektim hepsi pek pornografik çıktı.

şu göbeğin bitip kasıklarının başladığı yer arasındaki kemiklerin boşlukları. umarım anlatabilmişimdir.

edit: ilium boşluğunun dışarıdan görünen kısmı olabilir/miş. anatominin yalancısıyım.


edit2: niye sevmediniz lan bu entry'imi?

ölüm orkestrası

batuhan dedde ile tanışmamı sağlamış şiir/ düz yazı karışımı eseridir. *. buram buram küf kokar, rutubet kokar. koşturunca ciğerden gelen tütün kokusunu hatırlatır.

yazıyım tam olsun;

biz hangi günahın tohumuyuz? hangi karanlık sanatın en cılız büyüsü? hangi küfrün kalbi en kıran kelimesi?

yaşamak; üçüncü sınıf pavyon şairlerinin sınıfı belirsiz kadınlara yazdığı şiirler gibi iğreti duruyor üzerimde. 6 numaralı kapıdan çıkıp, koridorun üzerinde günbatımına doğru yönelen bir tren yolu gibi döşenmiş kırmızı çizgiyi takip ediyorum. sanki bütün kabileler bu rayların üzerinde idam edilmiş gibi. islak ve sıcak. ve kırmızı. tanrı buraya uğramış gibi bırakılan devasa ayak izleri. koridorun sonundan yayılan cızırtılı bir ses bütün odaları dolduruyor; “don’t cry.” kafamın üzerinde dönen ama hiç de esinti yaratmayan pervaneye bakıp şarkıya eşlik ederken, ayrılık ne renk? diye düşünüyorum sessizce. kırmızı çizgiye çarpan turuncu hüzme, koyuluğu biraz daha saydamlaştırırken can çekişen alyuvarları görüyor gibiydim, çığlıklarını duyuyor gibiydim. biraz da deli gibiydim…

telefon çalıyor…
telefon çalıyor, eskitme mobilyalarımı deler gibi bir çınlama ile. sigaramdan bir nefes daha alıp, kahkaha atarken çıkartıyorum dumanı. içeri sızan ışıkla birleştiğinde bu duman ve kahkaha da olduğunda bir an için korku filminden bir kareyi andırıyor bana. telefon çalıyor. bir parça kan damlıyor annemin en sevdiği halısına kesik bileklerimden. utanıyorum. telefon çalıyor. ellerimdeki demir kokulu sıvıyı aceleyle üzerime silip ahizeyi kaldırıyorum; -neden geç açtın? –duş alıyordum anne, kan ile… telefon kapanıyor. annem her zaman yaptığım ölüm şakalarından biri zannedip küfür gibi kapatıyor telefonu. acıyla gülümsüyorum çünkü kırıldım. annemin intihar dahil benim hiçbir işi beceremeyeceğimi düşünmesi, beni üzüyor. beni üzdü. beni şair yaptı. beni yalnız bir adam yaptı. ah, anne! cehennemine odun olacağım sanırım. ben istemedim bunu, tanrı öyle diyor gibi.

dakikalar ilerliyor… cızırtılı “don’t cry”a aldırmadan küçük bir kız çocuğu gibi ağlıyorum, oyuncak bebeğinin kolları kopartılmış bir kız çocuğu gibi. akrep, yelkovanın peşinden koştukça geride bırakacağım sevgilimi hatırlıyorum. akrep bendim. yelkovan hep firari. içimde büyük bir çukur açıldı gibi hissediyorum birden bire. birileri o kuyuya düşmüşte, yardım çığlıkları atar gibi. aynada bana yansıyan yüzüme bakıyorum; yakışıklı değil ama ortalama bir ceset. iskandinav ırkına dahil olmalıymışım, beyaz tenli olmak bana yakışıyor. babama kızıyorum ya da anneme. bir norveçli ya da danimarkalı biriyle evlenebilirlerdi. dizlerim titremeye, ağırlığımı taşımamaya başlıyor. yakıt olarak kullandığım kırmızı sıvı azalmaya başladı gibi. eğer bir arabanın benzin deposunu delerseniz, benzin oradan akmaya başlar ve depo tamamen boşaldığında arabanın motoru stop eder. bir araba gibiyim. yakıtım boşaldıkça fonksiyonlarımın zayıfladığını hissediyorum. birazdan ivmem duracak. görüş alanım azalmaya başladı. koridorun sonundaki duvarda asılı portreyi aşırı bulanık görüyorum, tabloda oturan ihtiyar, ayaklanıp sikini gösterse, utanamam. çünkü göremiyorum.

sanırım vakit yaklaşıyor. bunu kalemin her otuz saniyede bir istem dışı elimden düşmesinden yola çıkarak söylüyorum. lanet olsun, yazdığım ilk sayfa tamamen kana bulandı. olay yeri inceleme ekiplerinin ne yazdığımı okuyabilmek için kağıdı kimyasal işlemlerden geçirmesi heyecan verici olacaktır. eğer geri gelebilseydim, onların bu işlemlerle uğraşırken arkamdan ettiği küfürleri duymak isterdim. eğlenceli olacağı kesin. biriken kan, masadan taşarak halıya damlamaya başlıyor. annemin en sevdiği halısı mahvoluyor. bu kez utanmıyorum. ne de olsa gidiyorum. saatin tik takları, kanın yere çarptığı anda çıkarttığı 'şıp’ sesi, koridorda yankılanan cızırtılı “don’t cry.” bu bir insanın müzisyen olmadan yaratabileceği en kusursuz senfoni orkestrası. mozzart’ın, bach’inkilerden eksik yanı, kendinize has bir orkestra olması. seyirci yalnızca kendinizsiniz. bu daha özel kılıyor bu konçertoyu.

kapı çalıyor… birileri kapıyı öfkeyle yumrukluyor. kafamı masanın üzerine usulca koyup, geride bırakacağım sevgilimi düşünüyorum. en çok özleyeceğim şey masmavi bir çift göz olması, hayatımı yeterince iyi yaşayamadığımı gösterir gibi duruyor fakat ben bundan rahatsız değilim. gözlerimin kapanmasına engel olamıyorum. dudaklarımdan kendimin bile duyamadığı bir fısıltı, hafif bir tebessümle karışıp orkestraya karışıyor. müzik daha bir derin geliyor. daha anlamlı. koridora vuran güneş daha bir koyulaştı gibi. ben hala geride bırakacağım sevgilimi düşünüyorum. güzel günlerimiz olabilirdi eğer insanlık jileti yaratmasaydı. gözlerim biraz daha kısılıyor, biraz daha donuk bakmaya başlıyorum. haftalardır tezgahta duran bir orkinos gibi ölü bakıyorum. yüzüm iyice kireçleşiyor. biri kapıyı daha da öfkeyle yumrukluyor. sanki savaş davulları çalıyor gibi. gözlerimin önünden minik bir kan nehri geçip burnuma değiyor. biraz demir biraz alkol kokuyor. o nehirlerde avlanan korsanlar görmek güzel olurdu diye düşünüyorum. konçerto, alkol, sigara, müzik, tebessüm. mükemmel ölüyorum. tek eksik var içimde, tutamadığım bir sıcak el. en çok özleyeceğim bir çift mavi göz.

kapı daha bir şiddetle vuruluyor. ve kırıldı…
içeri birkaç adam giriyor tanımadığım ya da gözlerim fazla flu gördüğü için tanıyamadığım. üzerime doğru koşarlarken artık veda vaktinin geldiğini anlayıp hafif bir tebessüm ile gözlerimi kapatıyorum. sanki beni kovalıyorlardı da ben kapıyı yüzlerine çarptım gibi. gözlerimi kapatırken en çok bir çift mavi gözü özleyeceğim aklıma geliyor. gözlerim kapanıyor.

gerisi?
anlatılamayacak kadar karanlık…

ayı sözlük itiraf

sahilde tek basima iciyorum sozluk, caprazlama olarak yalan soyleyip herkese hepsinin beni baska bi yerde sanmasini saglayarak kactim ortaliklardan. isin kotu kismi vicdan azabi cekmiyorum, herkes alkolu birakicam hayatimi duzene sokucam diye inandiklarindan benden daha buyuk bir yalani oynuyorlar, benim uzerimden olusturulan inancin parcasi olamiyorum. maddi olarakta buyuk bir cokus yakin gozukmekte boyle giderse. onceden evde ufak tefek isler yapip bi sekilde kendimi idame ettiriyordum ama artik onlarida yapamaz duruma geldim. projelerim sarkti, cevremde ufak tefek inanc sarsilmalari basladi. ama dedigim gibi vicdan azabi cekemiyorum, pisman olamiyorum. eger ufacik bir sey hissetsem kabusa donucek, belki kendimden kaciyorum, bilmiyorum...

bir kadının en güzel yeri

boynuyla omuzlarının birleştiği yer. bir de tam adını bilmiyorum, resimle örnekleyecektim hepsi pek pornografik çıktı.

şu göbeğin bitip kasıklarının başladığı yer arasındaki kemiklerin boşlukları. umarım anlatabilmişimdir.

edit: ilium boşluğunun dışarıdan görünen kısmı olabilir/miş. anatominin yalancısıyım.


edit2: niye sevmediniz lan bu entry'imi?

silverface

heppi börtdey dir, eksik olmasındır.
Henüz takip ettiği biri yok.