30 yaş

çoğu kimsenin hüzünlü bir edayla tükenmişlik sendromuna merhaba dediği yaştır. bitmez denilen gençlik bitmiş, geçmez sanılan tüm zorluklar kulaklarda küpe olmuş, başkalarının ilk kez yaşayıp "tuhaf" karşıladığı olaylar, sizde tecrübe olarak yerini almıştır. benim de 2016'nın ocak ayı itibariyle içinde bulunduğum yaştır. fakat ben kendimi az önce tanımını yaptığım o çoğunluğa dahil etmiyorum. bana göre hayatın asıl başladığı yaştır otuz... elbette ki birçok şey eskisi gibi değil artık. önceleri hiç düşünmeden yediğiniz bir yemeği artık "acaba akşama rahatsız eder mi" endişesiyle yiyorsunuz. önceleri koşar adım çıktığınız merdivenleri artık dikkatlice çıkmaya başlıyorsunuz. ama hepsiyle birlikte dost edinmede artık daha seçici davranmaya başlıyorsunuz. gidene daha kolay eyvallah diyor, acısını hissetmemeye başlıyorsunuz. gidene daha kolay yol veriyor, geleni daha zor hayatınıza dahil ediyorsunuz. insan kaybetmeye alışkın oluyorsunuz başka bir deyişle. fakat asla yaşlı hissetmiyorsunuz. daha önce hissetmediğim kadar genç ve zinde hissediyorum. yolun yarısına yaklaştığınız şiirlere, şarkılara konu olmuşsa bile ben öyle düşünmüyorum. nerden duyduğumu hatırlayamamakla birlikte bir düşünür "çocukluğun ilk 40 yılı her zaman zor geçer" demiştir. endişelenmeyin! çocukluktan çıkmanıza daha 10 yıl var. yalnızsanız, ışıkları kapatıp, battaniyenize sıkıca sarılıp şöyle güzel bir siyah-beyaz film eşliğinde içkinizi yudumlayın. bu saate kadar bir şey olmadıysa bundan sonra da olmaz zaten. kasmayın fazla...
sekiz yıl sonra nail olacağım yaş.

(bkz: gencim güzelim seni üzerim)