çocuk

sıla gençoğlu'nun vaveyla albümünün ilk şarkısıdır. daha çok senfonik dokunuşlar hoşuma gitti. bi' nevi albümün introsu. hatta introsu. ve olabilecek en güzel intro. sıradanın dışında. çocuk diye bir dizi çekilse kesinlikle dizi müziği olur.

sözleri;

ait olduğum yer, uçurumun dibi
düze meyledersem, durma dünyadan sil beni
esas durduğum yer, yalnızlığın yeri
kaçarsam hüzünden, nerdeysem gel bul beni
kaçarsam yüzünden, nerdeysem gel bul beni
hiç olmadım mı körkütük aşık
bunu kaybedersem verme selamını, al geri
esas korktuğum şey, içindeki çocuk
kırarsam kalbini, nerdeysem gel vur beni
daha da düşününce herkes haklı
hüzünü kaybedersem anma adımı, söv iyi
esas duyduğum şey vicdanımın sesi
dönersem yolumdan, kimleysem gel al beni
cayarsam sözümden, kimleysem gel al beni
cem adrian'ın neredeyse her şarkısında en az bir defa geçen kelimedir.
sıla'nın vaveyla albümünde beni ilk çarpan şarkısı.


ulu insan recebin tayyibozetti sultan şah erdoğan han kağan firavunuzi mumya hazretlerinin dediğine göre her eve en az üç tanesi gereken insan yavrusu.
cem adrian'ı hatırlatan bir kelime.
yener çevik'in yeni çıkardığı bir parça, klibi de çekilmiş mis gibi olmuştur.

lirikler;

iki eli cebinde gezen çocuk
baba anneyle tartışır ağlayan çocuk
bir tek bayramlarda sevinen çocuk
bununla sakın oynama denilen çocuk
yoksulluk işte , çocukken işte
işportada, inşaatta tekstilde işte
ilk aşık olduğu kıza verdi kalbi işte
kırılmış kalbi sökmüş kalpsiz kalmış işte
naptın be aga papatya almışsın
her bir yaprağına da adını yazmışsın
bi seviyor bi sevmiyor yapıp koparmışsın
cano kafa yüksek sen ağlamışsın
gel hadi gidelim güneş doğacak
birazdan burası insan dolacak
yalnızlığını zulala yoksa boğacak
kızlara bebek erkeğe silah oyuncak

nakarat
'nedensiz yere gül biraz çocuk
kısa hayat zaman gül biraz
büyüyünce kalcak kürk miras
yalanda olsa sen gel gül biraz

mahalle çocuklarının günübirlik deniz gezisi
belediyenin havuzuna yasak olsa da girişi
buzlanmış kolayı dondurma diye yiyişi
hem güvercini hemde kediyi besleyişi
duvar yazılarını okuyuşu kitap diye şiir diye
yaş günü hiç olmamış ki almamış hediye
konuşup dururmuş eski bisikletiyle
onunda freni kopmuş ayağı sokmuş tekerleğe
kaldırımda kalmış simsiyah izi
onun hayatını anlatmamış ne film ne dizi
tv üstü antenden çekiyor dört kanal magazin
cumartesisi yok sadece pazar günü izin
abla abi diyen çocuklarız
elektrik direğine takıldı uçurtmamız
saçlarımız kısacık veya 3 numaralı
çocukluklarımız yanık veya ağır yaralı

link;


edit: sıla gençoğlu'nun salak ötesi gerizekalı aşk parçasını otuz bine katlayacak parçadır.
edit: ulan kadın 5 cümle yazmış, hepsinde pop kafası, bir yerde içindeki çocuk demiş, parçanın adı çocuk olmuş. çocuklarla alakası bile yok!!
çin işi capon işi
bunu yapan iki kişi
biri erkek biri dişi.

yani sadece çocuk
insanoğlunun en güzel, en masum ve en doğal hali.
çocukluk dönemi, kimi yaklaşımlara göre 2-12 yaş, kimine göre 1-11 yaş, kimine göre 1-14 yaş arasıdır.
bana kalırsa, 17-18'i buluyor bu dönemin bedensel olarak sona erebilmesi. *
maddi ve manevi açıdan yeterli anne ve baba varsa, insan yaşamının en güzel dönemidir gerçekten.
bu ülkeden ve/veya dünyadaki iğrençliklerden yıldığım zamanlarda, keşke hiç doğmasaymışım diye dilememi engelleyen tek şeydir çocukluğum!
sonuç olarak, sırf çocukluğu yaşamak için gelmeye değer bu dünya belki de...

(bkz: gocuk)
dünyanın en güzel varlıklarına armağan edilmiş büyük bir bayramın gerçek sahipleri.

(bkz: 23 nisan)
çocuk denince de ahmet telli'den;

dünyanın dışına atılmış bir adımdın sen
ömrümüzse karşılıksız sorulardı hepsi bu
şu samanyolu hani avuçlarından dökülen
kum taneleri var ya onlardan birindeyim
yeni bir yolculuğa çıkıyorum kar yağıyor
bir aşk tipiye tutuluyor daha ilk dönemeçte
çocuksun sen sesindeki tipiye tutulduğum.
ev ortamı... millet oturma odasına toplanmış. televizyon açık. 4 yaşındaki çocuk yere uzanmış kendince bir şeyler karalıyor ve aynı zamanda televizyona bakıyor, tabi ki de çizgi film kanalı açık.

millet dediğim iki, üç kişi zaten. nerede 6, 7 kişinin sobalı odalarda toplanıp kışın en soğuk günlerinde bile bunalıp pencereleri araladığı günler. yok tabi..
sonra bu büyükler aralarında bir şeyler konuşurken konu çok komik bir şeye gelmesin mi.. bir büyük ötekine akıllı telefonundaki bu çok komik şeyi gösteriyor ve daha da gülmeye başlıyorlar.

işte dün, bir çocuğun mutluluğa ne kadar aç olduğunu bu şekilde fark ettim. biz kahkahalarla gülerken yeğenim elindekileri müthiş bir hızla bırakıp yanımıza ışınlandı ve akıllı telefonuma bakmaya başladı. ardından öyle bir gülmeye başladı ki sanırsınız arkadaş bütün espriye hakim. nasıl da güzel gülüyordu gözümüzün içine bakarak. o güldükçe biz de güldük. biz güldükçe o da güldü.

herkesin tanık olduğu bu durum bence bir çocuğun ne kadar masum olduğunu gözler önüne seren bir şey. bir insanın başkalarının mutluluğuyla mutlu olmasının en saf hali. belki bu sadece bir refleks olarak açıklanıyordur, ben duygusal davranmışımdır ama ne bileyim...

muhtemelen ileride bir çocuğum olmayacak. sahip olmak gibi bir niyetim de yok ama bazen kendimi, "çocuğum olsa nasıl bir baba olurdum acaba," diye düşünürken buluyorum ve yüzümde genelde bir gülümseme oluyor, itiraf ediyorum. *
- ak cehennem'in vazgeçilmez istismar aracı.
- iğrenç yaratıkların iğrenç emellerine alet edilebilen insan yavrusu.
ozur dileriz dedigim cocuklar..

bu ara cok mide bulandirici seylere alet ediyor bu insanlar sizi.
icinizdeki masumlugu gormeden, 13 yasinda tacizden/evlilikten soz ediyorlar.
ozur dileriz cocuklar.
bazilarimiz utaniyor.
bazilarimiz bunu gururla normallestiriyor.
biz sizi koruyacagiz, sizler bu dunyaya okuyup buyuk insan olmak icin cabalayan ve onlardan daha kulturlu, adapli nesil olacaksiniz. sizler bu dunyaya iyi insan olmak icin geldiniz, baskalari bedeninizden tahrik olsun diye degil.

ozur dileriz cocuklar. umariz bir daha tecavuz/taciz ismiyle sizi kimse anmayacak.

belki bu sabah,
çocuklar ölmez.
belki bunca dua;
bunca çocuğa tamam gelir.

sonrası gök...
en çok açık mavi.
kırmızı yok!
kırmızı ancak elma şekeri..
...
bir yerlerde bir çocuk doğdu
sancısını içimde duyuyorum
kimbilir kimin çocuğusun
gözlerinde güneşi görüyorum

gözlerinde hayat pırıl pırıl
ellerinde ümitlerimiz var
dünyanın tüm pisliklerine
sıkılmış o minik yumruklar
...