ece temelkuran

orta öğrenimini izmirde*, üniversiteyi ankarada* ve yüksek lisansını istanbulda* tamamlamış, istanbul barosuna kayıtlı avukat. ilk eşi metin solmaz dan sonra uğur mumcunun oğlu özgür mumcu ile kısa bir evlilik yapmıştır. onun üstünde kitap yazmıştır. brezilya, hindistan, venezüella ve arjantin üzerine araştırmaları vardır. kadın hareketi, siyasi hükümlüler, sosyalist devrim, güneydoğu sorunu gibi bir çok konuya hakimdir. bir dönem muhabirlik yapmış, sonrasında çoğunlukla köşe yazıları ile popüler anlamda göze çarpmıştır. uzunca bir dönem milliyette yazdıktan sonra habertürk gazetesine geçmiş ve ordaki işine de yiğit buluttan sonra son verilmiştir.

çocukça bir yüreği, kocaman sözlere sığdıran ender yazarlardan biridir. dönem dönem karmaşalar yaşasa da bu karışık duygular onun samimiyetini göstermesine her zaman vesile olmuştur.

habbertürkteki son yazısı, " velev ki": http://www.haberturk.com/yazarlar/ece-temelkuran/702720-velev-ki
yazılarını severek okuduğum,akepe yaltakçısı medyanın gazabına uğramış yazar.haa adama demezler mi eceeee,orda ne işin vardı?
düşündüğünü açıkça söylemenin bedelini işten atılmakla ödeyen , doğruları söylediği içinde dokuzuncu köydede barınamayan ,son derece bağımsız ve özgür medyanın!!!!...ve ileri demokrasimizin kurbanı olmuş cesur bir kalemdir
bi programda, siz ne zamandan beri bu kadar zalim oldunuz sorusuyla beni benden almış yazardır. severim ben eceyi.
"velev ki biz çok terörist insanlarız. çok korkuncuz biz, çok fenayız. aman yaklaşmayın bize ha! mesela, öyleyiz yani. ama çocuklar ölmüş. 19 adet.

hatta peki tamam, onlar kürt olmasın, dağ türk'ü olsunlar. dağlarda kaçakçılık yapıp dershaneye giden dağ türk'ü çocukların karda yürürken çıkardığı seslerden gelmiş olsun etnik kökenleri. yine de 19 adet ölü çocuk ediyor nereden baksan.

biz çok iblis gibiyiz mesela. şeytan nerede biz orada, öyleyiz. sınırsız kötüyüz. erol taş gibiyiz, o kadar kötü yani. diyelim ki biz hiç sevmesek başbakan'ı, özel gıcığımız varmış meğer başbakan'a, o yüzden ağlıyormuşuz bu çocuklara. yani diyelim ki öyle olsun. işimiz gücümüz bu hükümetin asabı bozulsun, canı sıkılsın, öyleymişiz biz meğerse. iler tutar yanımız yokmuş. en iyisi bütün kapılar yüzümüze kapansın. hatta daha güzeli var: bütün kapılar, bilhassa demir parmaklıklı olanları üzerimize kapansın, tamam öyle yapın. yine de 19 çocuk ediyor böyle bakınca da.

kaç tane bdp milletvekili var? tamam hepsi tuvalete giderken telefon ediyormuş meğerse. telefon açılmazsa hiç tuvalete gidemiyorlarmış diyelim. bak sen şu işe! hatta tamam, boyunlarında bizim görmediğimiz ipler olsun. zaten kuyrukları vardı evvelden, niye tasma olmasın ki? o da olsun, peki. selahattin demirtaş da en belalılarıymış bu tuvalet eşkıyasının. o-ho! çok fenaymış. hatta şöyle diyelim, biz topyekûn, artık kim varsa bu çocukların derdine düşen, tuvalet önünde emir bekliyoruz. sabah akşam. yani bu kadar da berbat durumdayız. çok sıkışmışız yani. öyle de sayalım. bak, yine 19 çocuk ediyor. allah allah?

hiç kimse kürt demesin! hişşt! sessizlik! kapatın bakalım ağızları. gözleri de kapatın. kulaklar niye açıkta?! bölücü müsün sen? hiişşşt! kimse konuşmasın. konuşmayın bakayım. hah! tamam işte tam sessizlik. hmmm... ama böyle sayınca da 19. ne yapsak acaba?

biz mesela bugünden itibaren hiç kürt demediğimiz gibi, sadece akp diyelim. dua gibi, sabah akşam. beş rekât akp övelim. rehberlerimiz, onların gazetelerindeki onların köşe yazarları olsun. hiç aklımızdan bile geçirmeyelim tek olumsuz bir düşünce. hep tatlı tatlı temeller atalım, hep tatlı tatlı "beraber yürüdük biz bu yollarda". öyle tatlı tatlı insanlar olalım, pembe yanaklı, hep üzüm yiyen, üç çocuklu insanlar. şimdi o durumda da 19 çocuk var ölü olarak.

şöyle yapalım: başbakan'ın konuşmasını herkes dinlesin, ama selahattin demirtaş'ın konuşmasını kimse dinlemesin. zaten öyleydi, iyice öyle olsun. bu kürt politikacılar da zaten pek sevimsiz. bi gıcıklar mı sanki. sanki tam olmamış gibiler mi ne. allah'tan binlerce insanı kck davası sayesinde içeri attılar da bir rahat nefes aldık. bence daha da alınsın. kimsecikler kalmasın dışarıda. trafik sorunu çözülür hiç değilse. böyle olmuş meğer. dışarıda hiç kimse kalmamış. başbakan'ın sesi bütün şehirlerin meydanlarından çok yüksek bir ekoyla duyuluyormuş. çünkü meğer kimse yokmuş sokakta. ama bak yine 19 ölü çocuk var yatan orada.

herkese aniden bir ilaç zerk edilmiş meğerse, artık kimse ölen çocuğunun peşine düşmeyecekmiş. öyle manyak bir ülke olmuş diyelim burası. çocuk ölüyormuş, pıt diye unutuyorlarmış ismini. kimse hatırlamıyormuş. mis gibi. içişleri bakanı her akşam çıkıyormuş mesela televizyona, komikçilik yapıyormuş. biz hepimiz çok seviyormuşuz onu. saygıyla eğiliyormuşuz mesela önünde. hep onun sözleri kulağımızda, gözlerimiz yaşlanarak hep onu dinliyormuşuz. komple kafayı yemişiz yani mesela. ama işte mesele şu ki hâlâ 19 çocuk var mezarda.

oradan say, buradan say. dön yeniden, topla, çıkar. arkadaş hep mi 19 çıkar?! hepsi tamamen ölmüş olarak 19 çocuk var. acaba nasıl yapsak da ölmemişler gibi yapsak?"

http://www.ecetemelkuran.com
muz sesleri'ni roman yerine deneme tarzında yazsaymış tam süper olacakmış dediğim güzelliktir. fikri hür vicdanı hür insan tam da böyle olur. her köşe yazısıyla hiç kendini tutmadan, hiç hakaret etmeden, lafı hiç dolandırmadan usul usul lafı gediğine oturtur. o dereceki şimdiye kadar tek bir saçmalamasına rastlamadığım bu kadın için düşüncem şu şekilde genellendi: ece diyorsa haklıdır!!

(bkz: hayranı olunacak kadınlar)
çok severim bu kadını; yüreğini, kelimelerini, düşüncelerini, duruşunu, sesini...

iyi ki düşünüyor, iyi ki yazıyor.
"öyle bir suçluluk duygusu var ki bende, yemeğin yemediğim yarısının bile kalbinin kırıldığını düşünüyorum.. böyle yaşamak kolay olmuyor elbette.. insan, yaşamayı becerebilenlerin karşısında donup kalıyor.. yani merak ediyorum, insanlar nasıl oluyor da yaşamaya ara vermek istemiyorlar.. bana gelince, ara vermek bir yana, yaşamak istediğimden bile o kadar emin değilim.. o tür bir saplantım -ya da kararlılığım diyelim- hiç olmadı.. kendimi dünya için o kadar zorunlu veya yararlı da görmüyorum üstelik.. soğuk makarna gibiyim, ne dünyaya zarar vermek istiyorum ne de büyük bir yarar sağlamak gibi önlenemez bir isteğim var.. var olmak, o kadar da heyecan verici gelmiyor bana.. buna karşılık, yok olmanın da anlamlı bir yanını göremiyorum.. tavşan boku gibiyim bir bakıma; kokmaz, bulaşmaz.. sizin anlayacağınız, eğer ölümü anlamlandıran yaşadığınız sürece yaptıklarınızsa, pek şansım yok..."

(bkz: bütün kadınların kafası karışık)
bu yaz gümüşlükte pop star gibi ilgi gören yürekli, akıllı, vicdanlı bir kalemşördür bu kadın. onu bir barda, kafede otururken gören insanlar ünlü birini görmenin şaşkınlığı ve sevinciyle yanına gidip "siz falan dizide oynamıyor muydunuz?" gibi akla zarar sorular sordular. tanıyor ama nereden, bir türlü çıkaramıyor halkım! doğruları dosdoğru yazar ece! anlatımı güzeldir, keyifle de okunur ama okuyan kaç kişi var? bir okusa hem tanıyacak hem kafa çalışmaya başlayacak ama ne gezer?
baris surecine dair birgun gazetesinde yazdiklari sebebiyle kendisi ile ilgili dusuncelerim bir kere daha kesinlesmistir. ece temelkuranla ilgili hissim kendisinin hesapciligidir. kendisinin simdiki meselesinin isci sinifinin dertleri olmasi son derece konjonktureldir. bu konjonktur hazir marksist bir gazeteye gecmisim, artik bu minvalde yazilar yazmam gerek yollu bir ciglikten mutesekkidir. o nedenle her araya dereye cocuk iscilerin olumu ile servis ettigim 'elestirel' yazilar yazmam lazim ki birgun okurlarinin gonul telini titreteyim tipinden bir hesaptir bu. kendisinin bundan once domates ve isci sinifi bilinci yazilarindaki capsizligin uzerine, kurtlerin acilarini isci cocuklarin olumu ile bir sidik yarisi malzemesi etmesi kumasinin en buyuk gostergesidir. cocuk olumu, isci sinifi bilinci, kapitalizm elestirisi falan hikaye bu kose sahibinde. belki de isin en acisi, hani bu igrenc isbilirligi birsekilde ayyuka cikiyor da, bahsettigi meselelerin kendisinin tahayyul dunyasina malzeme olmayacak gercek olmasi, ic acitmasi, kanamasidir.

ofece
ilk okuduğumda fena halde perihan mağden çakması izlenimini uyandırmış kişi...
ece temelkuran bugün böyle bir yazı yazdı: http://birgun.net/politics_index.php?new... (melez kalp)

yazısı üzerine şöyle güzel bir yazı yazıldı: http://www.antikapitalisteylem.org/makal... (kalp akıldan yoksunsa)

konuya ilişkin facebook'ta gördüğüm bir yorum: "insanların kalbini birbirine anlattım ve sonunda birbirlerine aşık oldular." -yarabbim, sen bizi ergen günlüklerinde yazan epigrafların şerrinden koru.

konuya ilişkin facebook'ta gördüğüm bir başka yorum: kendinden menkul bir değer olarak kalp, metafiziktir. siyaseti "özel" çözümlerle çözeceğini sanmak, "özel"in üretilmiş olduğunu gözden kaçırıyor.

yazıyı okuduktan sonra halet-i ruhiyem: 57398
''hava bir tuhaf...hayal kurmaya yönelik bir tutum var havada. kaçmaya müsait bir bulutluluk. bir balkon olsa şimdi. kimsenin seni tanımadığı bir şehirde. kahvenin içine konyak kendiliğinden düşse, kocaman bir hırkanın içinde olsan şimdi sen. bir şeyi terk etmiş olsan. mesela bir şehri. mesela kendini, yüzünü filan mesela…'' diyerek, insanın kaçmasını farz kılan yazar.
bu kadını görünce aklıma ilk gelen şey nedense şu linkteki haberdir
http://ayisozluk.com/lnk/68b4fc
düğümlere üfleyen kadınlar kitabını okuyana kadar en az elif şafak kadar gereğinden fazla abartılmış bir yazar olduğunu düşündüğüm, kitap sonrasında ise diğer tüm kitaplarını okunacaklar listemin en üst sıralarına yerleştirdiğim yazar. aynı zamanda bir gün gazetesinin genel yayın yönetmenidir.
ölmek ve bayılmak adlı yazısı üzerine deli gaffar adında bir yazardan sıkı bir ayar yemiş yazar. ben beğendim ayarı. çok sıkı döşemiş. link de verelim de tam olsun.

http://deligaffar.com/2013/12/11/ece-tem...
sadece müşterim olarak hayatımda yer kaplamaktadır, fiat 500 marka aracını yapa yapa bitiremedik bir de zırt pırt vurmasa iyiydi.10 günde, 20 günde arabasını gasp etsem ses etmez çok sever beni. yalnız kaldığımızda da bana "kuzu" diyor.
en muhalifim benim,benden ala muhalif olamaz,yine bi gün çok muhalifim tarzın da yazılarıyla artık gına getirmiş yazar.muhalif olmak iyi bir şeyde muhaliflik yaparken egonda yükseliyor bacım.kitaplarını seviyorum orası ayrı ama seni sevmiyorum çok iticisin.