evlenmek

küçükken hayatımın amacı buydu. herkes "büyüyünce ne olacaksın" sorusuna "avukat, doktor, polis, mühendis" derken ben "baba olacağım" derdim.
o zamanlar çocuk yapmak anne ve babanın başbaşa romantik bir yemek yemesiydi benim için. "çocuk nasıl oluyor yeaa" soruma bu cevabı almıştım: "anne ve baba başbaşa kaldığında canım". e başbaşa kalınca ne yapar bu insanlar, filmlerde gördüğümüz şeyleri değil mi? mum ışığında yemek yerler. sonra öperler birbirlerini. sonra da çocuk olur.

çocuğun nasıl yapıldığını gerçek manada öğrendiğimde evliliğe olan sevgim artmıştı. hehe. hep takım elbiselerimde akşam işten gelişimi, çocuklarımın bacaklarıma sarılmasını ve karımın "hoşgeldin hayatım" demesini hayal ederdim. ne de mutlu olacaktım gerçekten.

lisede bir kızla tanıştım. o'nunla evlenecektim. sonra, olmadı. kaldıramadım böyle bir ilişkiyi. çünkü benimle birlikte büyüyen kapı gibi bir yönelimim vardı. ne kadar gözardı etmeye çalıştımsa hep engelledi beni. hayattan soğuttu. en sonunda evlilikten de mecburen vazgeçtim. bir kadınla olamazdım çünkü. bir erkekle evlenmek? lütfen, gerçekçi olalım.

ben kendimi bildim bileli tek eşliliğe hazırlandım. hayatsa bana hornet'i sundu. "işine gelirse," dedi. işime gelmedi. yalnız kaldım. ha evlilikten kurtulabildim mi? hayır.
daha ailemden "evlen artık" baskısını göreceğim (açılamıyorum da malum). bir kadınla evlemek, bir eşcinsel olarak yapabileceğim en aşağılık şey olabilir. o yüzden evlenmeyeceğim. kedi alacağım kendime. kafaya taktım. kedi güzel şey.

ben evliliğe "yasal sevişme işte yeaa, ne gerek var" şeklinde bakamadım hiç. güzel bir şey bence aile kurmak, hakkıyla yaparsan.

eşcinseller de evlenebilmeli tabi. en azından medeni birliktelik şart. ama bilemiyorum. bu toplumla yaşarken evlensen de rahat edemezsin ki. üff sabah sabah sinirlerim bozuldu ben yemek yiyeceğim.

pis heterolar.
ev sahibi olmaktır. evlen-mektir.

mesela arabalı olma durumu da arabalanmaktır. *
mevcut işyerimde çalışmaya ilk başladığım zamanlarda, benim dışımdaki elemanların tamamı pavyoncu tayfadandı. mesai bitimiyle arabalara doluşup soluğu pavyonda alırlardı.

sonra sırayla evlenenler olmaya başladı.
grup içerisinde evlenen, oyunda sobelenmiş gibi, pavyon tayfasının dışına itildi. zamanla evli sayısı çoğaldı ve şu anda pavyoncu olarak tek bir eleman kaldı. ilk başlarda evlenenlerle en çok o dalga geçerken, şu aralar "tek başına pavyona gitmek de can sıkıyor, ben de ufak ufak evlenecek birilerine baksam iyi olur" diye homurdanıyor.

işin daha da komik tarafı, bizim elemanların eşleri hep aynı çevreden. hanımlar ya arkadaş, ya akraba. dolayısıyla hepsi benden beter bunalmış vaziyetteler evlilikten.

pavyondan sıkılıp evlendiler;
şimdi daha çok sıkılıyorlar.
gereksiz.

bence eşcinsel evlilik hakkın elde etmek yerine heteroseksüellere de yasaklansın diye uğraşmalılar. böylece "dinen eşcinsellerin evlenmesi haram", savunması yerine evliliği toptan ortadan kaldırarak bir eşitlik elde etmiş oluruz. sonuçta evlilik farz değil. seküler devletlerde farz olmayan şeylere yasak konabiliyor.

bence süper fikir swh

ayrıca evlilik olmazsa boşanma da olmaz. ayrıca hiçbir gay zorla evlenmek zorunda kalmaz. ve kızlar istedikleri erkeğe gönüllerince verebilir.

resmen bela bir kurum.
bundan bir yıl önce sorsanız ne evliliği yaw, hetero olsam da evlenmeyi tercih etmezdim diyordum, ama "onunla" tanıştığımdan beri, bu düşünce bana pembe pembe balonlar uçuruyor, onunla yurtdışına gitmek, hayatımı ona adamak, onunla uyanmak, hayatımı onunla geçirmek, yalnız onun olmak düşünceleri geçiyor(du) içimden, tabi onun bundan haberi yok, bir kere çıtlattım da engelledi beni. ben de hayal kurmaya devam ama bir tane beyim olsun çok isterdim, seyirlik değil ömürlük olsun.
sorumluluk almaktan başka hiçbir özelliği yok ve sorumluluk demek bela demek. leş bi müessese bence.
  • /
  • 2